Block title
Block content
İşte, bunun gibi bütün hakaik-ı imaniye ve İslâmiye, kendilerinin şe’nlerini, muktezaları olan azamete istinad ederek, karşılarındaki küfrün dehşetli muhâlâtından ve vahşetli hurâfâtından ve zulmetli cehâlâtından kurtarıp kemâl-i iz’an ve teslimiyetle selîm kalblerde ve müstakim akıllarda yerleştirirler. Evet, ezan ve namaz gibi ekser şeâir-i İslâmiyede kesretle 1 اَللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ azamet-i kibriyasını her vakit ilânı, hem 2 اَلْعَظَمَةُ اِزَارِى وَالْكِبْرِيَاۤءُ رِدَاۤئِى hadîs-i kudsînin fermanı, hem Cevşenü’l-Kebîr Münâcâtının seksen altıncı ukdesinde

يَا مَنْ لاَمُلْكَ اِلاَّ مُلْكَهُ - يَامَنْ لاَيُحْصِى الْعِبَادُ ثَنَاءَهُ

يَا مَنْ لاَتَصِفُ الْخَلاَئِقُ جَلاَلَهُ - يَا مَنْ لاَتَنَالُ اْلاَوْهَامُ كُنْهَهُ

يَا مَنْ لاَيُدْرِكُ اْلاَبْصَارُ كَمَالَهُ - يَا مَنْ لاَيَبْلُغُ اْلاَفْهَامُ صِفَاتَهُ

يَا مَنْ لاَيَنَالُ اْلاَفْكَارُ كِبْرِيَاءَهُ - يَا مَنْ لاَيُحْسِنُ اْلاِنْسَانُ نُعُوتَهُ


يَا مَنْ لاَيَرُدُّ الْعِبَادُ قَضَاءَهُ - يَا مَنْ ظَهَرَ فِى كُلِّ شَىْءٍ اٰيَاتُهُ

سُبْحَانَكَ يَالاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ أَنْتَ اْلأَمَانُ اْلأَمَانُ نَجِّنَا مِنَ النَّارِ
3

diye olan gayet ârifâne münâcât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) beyanı gösteriyor ki, azamet ve kibriya lüzumlu bir perdedir.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür.”
2 : “Azamet gömleğim, Kibriyâ ise kaftanımdır.” Müslim, Birr: 136; Ebû Dâvud, Libâs: 25; İbn-i Mâce, Zühd: 16; Müsned: 2:248, 376, 414, 427, 442, 4:416; İbn-i Hibban, Sahih, 1:272, 7:473; Alâuddin el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl: 3:534.
3 : Ey mülkünden başka memleket bulunmayan Zât, Ey kullarının senâlarıyla Onu övmekte âciz kaldıkları Zât, Ey mahlûkatı Onun yüceliğini vasfedemeyen Zât, Ey künhüne vehimler bile yetişemeyen Zât, (yalnız bu cümle Cevşen’in 54. ukdesinde yer almaktadır.) Ey kemâli gözle idrak edilemeyen Zât, Ey sıfât-ı kudsiyesine fehimler ulaşamayan Zât, Ey kibriyâsına fikirler erişemeyen Zât, Ey evsâf-ı cemâliyesini insanların güzel gösteremediği Zât. Ey hüküm ve kazâsı kullar tarafından geri çevrilemeyen Zât, Ey herbir şeyde âyetleri zâhir olan Zât, Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden kurtar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

azamet : büyüklük, haşmet
azamet-i kibriyâ : büyüklüğün varlıkları kuşatması
cehalet : cahillik
Cevşenü’l-Kebir Münâcâtı : Peygamberimize Cebrâil’in (a.s.) getirdiği ve “Zırhı çıkar, bu duâyı oku” dediği meşhur duâ
ekser : çoğunluk
ezeliyet : varlığının başlangıcı olmaması, sonsuzluk
ferman : buyruk, emir
ârifâne : bilen birine yakışır bir şekilde
azamet : büyüklük, haşmet
beyan : açıklama, anlatım
gayet : son derece
kibriyâ : büyüklük, yücelik
münâcât-ı Ahmediye : Peygamberimizin (a.s.m.) Cenab-ı Allah’a karşı duası
hadîs-i kudsî : Peygamber Efendimizin doğrudan Cenâb-ı Haktan naklettiği Kur’ân dışındaki sözler
hadsiz : sayısız, sınırsız
hakaik-i imaniye : iman hakikatleri, esasları
hurâfât : hurâfeler, bâtıl inanışlar
istinad etmek : dayanmak
itikad etmek : inanmak
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kemâl-i iz’an : kesin bir şüphesizlik, tam bir inanç
kesret : çokluk
mevcudat : varlıklar
muhâlât : imkansız, olmayacak şeyler
mukteza : bir şeyin gereği
müstakim : doğru yolda olan
nefyetmek : inkar etmek, reddetmek
nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
selim : sağlam, temiz
sofestâî : Yaratıcıyı kabul etmemek için herşeyi, hatta kendini dahi inkâr eden
şe’n : hal, nitelik, özellik
şeâir-i İslâmiye : İslâma sembol olmuş iş ve ibâdetler
ukde : düğüm, bağ
ulûhiyet : Cenab-ı Allah’ın ilahlığı
vahşetli : ürkütücü
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
vücud : varlık, var oluş
zerre : atom
zulmetli : karanlık
Yükleniyor...