Block title
Block content
Birinci Hakikat: Usulüddin ve ilm-i kelâmın dâhi ulemasının ve hükema-i İslâmiyenin gördükleri ve hadsiz burhanlarla ispat ettikleri “hudûs” ve “imkân” hakikatleridir. Onlar demişler ki:

“Madem âlemde ve herşeyde tagayyür ve tebeddül var; elbette fânidir, hâdistir, kadîm olamaz. Madem hâdistir, elbette onu ihdas eden bir Sâni var. Ve madem herşeyin zâtında vücudî ve ademî bir sebep bulunmazsa müsâvidir; elbette vâcip ve ezelî olamaz. Ve madem muhal ve bâtıl olan devir ve teselsül ile birbirini icad etmek mümkün olmadığı kat’î burhanlarla ispat edilmiş; elbette öyle bir Vâcibü’l-Vücudun mevcudiyeti lâzımdır ki, nazîri mümteni, misli muhal ve bütün mâadâsı mümkün ve mâsivâmahlûku olacak.”

Evet hudûs hakikati kâinatı istilâ etmiş. Çoğunu göz görüyor, diğer kısmını akıl görüyor. Çünkü, gözümüzün önünde her sene güz mevsiminde öyle bir âlem vefat eder ki, herbirisinin hadsiz efradı bulunan ve herbiri zîhayat bir kâinat hükmünde olan yüz bin nevi nebatat ve küçücük hayvanat, o âlemle beraber vefat ederler. Fakat o kadar intizamla bir vefattır ki, haşir ve neşirlerine medar olan ve rahmet ve hikmetin mu’cizeleri, kudret ve ilmin harikaları bulunan çekirdekleri ve tohumları ve yumurtacıkları baharda yerlerinde bırakıp, defter-i a’mâllerini ve gördükleri vazifelerin programlarını onların ellerine vererek Hafîz-ı Zülcelâlin himayesi altında, hikmetine emanet eder, sonra vefat ederler. Ve bahar mevsiminde, Haşr-i Âzamın yüz bin misali ve nümune ve delilleri hükmünde olarak, o vefat eden ağaçlar ve kökler ve bir kısım hayvancıklar, aynen ihya ve diriliyorlar. Ve bir kısmının dahi, kendi yerlerinde emsalleri ve aynen onlara benzeyenleri icad ve ihya olunuyor.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ademî : yokluğa ait
bâtıl : doğru olmayan, yalan, yanlış
burhan : mantıkî ve kesin delil, kanıt
dâhi : son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi
defter-i a’mâl : amel defteri
devir : kısır döngü; tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıktı gibi sonuçsuz iddialar
efrad : fertler, bireyler
emsal : benzerler
ezelî : varlığının başlangıcı olmayan, sonsuz
fâni : geçici, ölümlü
hâdis : sonradan var olan, sonradan yaratılan
hadsiz : sınırsız
Hafîz-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, olmakla beraber büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah
hakikat : doğru, gerçek
haşr : yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması
Haşr-i Âzam : öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
hayvanat : hayvanlar
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
himaye : koruma
hudûs : sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma
hükema-i İslâmiye : Müslüman felsefe âlimleri, filozofları
icad etmek : yoktan yaratmak, var etmek
ihdas etmek : meydana getirmek, yaratmak, ortaya koymak
ihya : hayat verme, diriltme
ilm-i kelâm : kelâm ilmi; iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı
imkân : olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan
intizam : disiplin, düzen
istilâ etmek : kuşatmak
kadîm : varlığının başlangıcı ve öncesi olmayan
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kat’î : kesin bir şekilde
kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
maadâ : Ondan başka, Onun dışında
mahlûk : yaratık
mâsivâ : Allah’ın dışındaki varlıklar
medar : kaynak, sebep, vesile
mevcudiyet : var olma hali
misl : benzer
mu’cize : bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler
muhal : imkansız, olmayacak şey
mümteni : imkansız
müsavi : eşit, denk
nazir : benzer, eş
nebatat : bitkiler
neşir : yayma, yayılma; diriliş
nevi : çeşit, tür
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
Sâni : her şeyi san’atla yaratan Allah
tagayyür : başkalaşma
tebeddül : değişme
teselsül : zincirleme; sonu gelmeyen soru ve iddialar
ulema : âlimler
usulüddin : din usulü, kelâm ilmi
Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah
vâcip : zorunlu
vücudî : varlıkla ilgili, varlığa ait
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Yükleniyor...