Block title
Block content
Ve geçen baharın mevcudatı, işledikleri amellerin ve vazifelerin sahifelerini ilânat gibi neşredip 1 وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ âyetinin bir misalini gösteriyorlar.

Hem heyet-i mecmua cihetinde, her güzde ve her baharda büyük bir âlem vefat eder ve taze bir âlem vücuda gelir. Ve o vefat ve hudûs o kadar muntazam cereyan ediyor ve o vefat ve hudûsta, gayet intizam ve mizanla o kadar nevilerin vefiyatları ve hudûsları oluyor ki, güya dünya öyle bir misafirhanedir ki, zîhayat kâinatlar ona misafir olurlar ve seyyah âlemler ve seyyar dünyalar ona gelirler, vazifelerini görürler, giderler.

İşte, bu dünyada böyle hayattar dünyaları ve vazifedar kâinatları kemâl-i ilim ve hikmet ve mîzanla ve muvazene ve intizam ve nizamla ihdas ve icad edip Rabbânî maksatlarda ve İlâhî gayelerde ve Rahmânî hizmetlerde kadîrâne istimal ve rahîmâne istihdam eden bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücudu ve hadsiz kudreti ve nihayetsiz hikmeti, bilbedahe güneş gibi, akıllara görünüyor. Hudûs mesâilini Risale-i Nur’a ve muhakkikîn-i kelâmiyenin kitaplarına havale ile o bahsi kapıyoruz.

Amma imkân ciheti ise, o da kâinatı istilâ ve ihâta etmiş. Çünkü görüyoruz ki, herşey, küllî ve cüz’î bulunsun, büyük ve küçük olsun, Arştan ferşe, zerrattan seyyarata kadar her mevcut, mahsus bir zât ve muayyen bir suret ve mümtaz bir şahsiyet ve has sıfatlar ve hikmetli keyfiyetler ve maslahatlı cihazlarla dünyaya gönderiliyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Amel defterleri açıldığında…” Tekvir Sûresi, 81:10.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Arş : göğün en yüksek katı; Cenab-ı Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer
bilbedâhe : ap açık bir şekilde
cereyan etmek : meydana gelmek
cihet : taraf, yön
cüz’î : az, basit, ferdî
ferş : yer
hadsiz : sınırsız
hayattar : canlı
heyet-i mecmua : birşeyin geneli, bütünü
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hudûs : sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma
hususiyet : özellik
icad : var etme, yaratma
ihâta : kuşatma, kapsama
ihdas : yaratma, meydana getirme
ihya : hayat verme, diriltme
ilânat : ilânlar, duyurular
imkânat : imkânlar, ihtimaller, olasılıklar
intizam : disiplin, düzen
istihdam etmek : çalıştırmak
istilâ : işgal, kaplama
istimal : kullanma
kadîrâne : kudretli, güçlü bir şekilde
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kemâl-i ilim : ilimdeki mükemmellik, mükemmel bilgi
keyfiyet : durum, nitelik, özellik
kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
küllî : büyük, kapsamlı tür
mahiyet : esas, nitelik, özellik
mahsus : has, özel
maslahat : fayda, gaye
mesâil : meseleler
mevcudat : varlıklar
mevcut : var
mizan : ölçü, denge
muayyen : belirlenmiş, kararlaştırılmış
muhakkikîn-i kelâmiye : gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen kelam âlimleri
muntazam : düzenli, intizamlı
muvazene : karşılaştırma, kıyaslama
mümtaz : seçkin, üstün
neşretmek : yaymak
nevi : çeşit, tür
nihayetsiz : sonsuz
nizam : düzen
Rabbânî : Rab olan Allah’a ait
rahîmâne : merhametli bir şekilde
Rahmânî : rahmeti sonsuz olan Allah’a ait
seyyah : gezgin, yolcu
seyyarat : gök cisimleri, gezegenler
suret : biçim, şekil
vazifedar : vazifeli, görevli
vefiyat : vefatlar, ölümler
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
vücuda gelmek : var olmak
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Zât, Allah
zerrat : zerreler, atomlar
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Yükleniyor...