Block title
Block content
BİRİNCİ HAKİKAT

Ulûhiyet-i mutlakadır.

Evet, nev-i beşerin her taifesi birer nevi ibadetle fıtrî gibi meşgul olması; ve sâir zîhayatın, belki cemâdâtın dahi fıtrî hizmetleri birer nevi ibadet hükmünde bulunması; ve kâinatta maddî ve mânevî bütün nimetlerin ve ihsanların herbiri, bir mâbudiyet tarafından, hamd ve ibadeti yaptıran perestişe ve şükre birer vesile olmaları; ve vahiy ve ilhamlar gibi bütün tereşşuhat-ı gaybiye ve tezahürat-ı mâneviyenin birtek İlâhın mâbudiyetini ilân etmeleri, elbette ve bedahetle bir ulûhiyet-i mutlakanın tahakkukunu ve hükümferma olduğunu ispat ederler.

Madem böyle bir ulûhiyet hakikatı var, elbette iştirakı kabul edemez. Çünkü ulûhiyete, yani mâbudiyete karşı şükür ve ibadetle mukabele edenler, kâinat ağacının en nihayetlerinde bulunan zîşuur meyveleridir. Ve başkaların o zîşuurları memnun ve minnettar edip yüzlerini kendilerine çevirmesi ve görünmediğinden çabuk unutturulabilen hakikî mâbudlarını onlara unutturması, ulûhiyetin mahiyetine ve kudsî maksatlarına öyle bir zıddiyettir ki, hiçbir cihetle müsaade etmez. Kur’ân’ın çok tekrar ile ve şiddetle şirki red ve müşrikleri Cehennemle tehdit etmesi, bu cihettendir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adâvet : düşmanlık
âdilâne : âdil bir şekilde
âyât : âyetler, deliler
burhan-ı kat’î : kesin delil
cemâl : güzellik
cihet : yön
cüz’î : küçük, ferdî
cüz’iyat : ferdî, küçük şeyler
dest-i gaybî : görünmeyen el
esbab : sebepler
hakikat : doğru, gerçek
hakîmâne : hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde
hey’ât : genel yapı, yapıyı oluşturan unsurlar
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hurufat : harfler
hususan : bilhassa, özellikle
iaşe : besleme, yedirip içirme
içtima : toplânma, bir araya gelme
irade : dileme, tercih
irşâdât : nasihatler, doğru yolu gösteren sözler
iştirak : ortaklık, katılım
izhar : açığa çıkarma, gösterme
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kelimât : kelimeler
kemâlât : mükemmellikler, kusursuzluklar
kesretli : çok sayıda
kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes
mahiyet : esas, nitelik, özellik
maksat : amaç, gaye
müsaade etmek : izin vermek
müşrik : Allah’a ortak koşan
mütemadiyen : sürekli olarak
rahîmâne : merhametli bir şekilde
rububiyet/rububiyet-i mutlaka : Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
suret : biçim, şekil
şirk : Allah’a ortak koşma
tahakkuk : gerçekleşme
takdisat : takdisler, kutsamalar; Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme
tasarruf-u âmm : genel tasarruf; bütün kâinatta görülen faaliyet ve icraat
temerküz : bir merkezde toplanma
terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunluğa kavuşturma
tereşşuh : sızıntı
tesbihat : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
teşhir etme : sergileme
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
ulvî : yüce, büyük
zîhayat : hayat sahibi, canlı
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
ziya : ışık, parlaklık
bab : bölüm, kısım
bedâhet : açıklık, aşikâr olma
berâhin-i tevhidiye : Allah’ın birliğini gösteren kesin deliller
burhan : mantıkî kesin delil, kanıt
cemâdat : cansız varlıklar
fıtrî : doğal
hakikat : doğru, gerçek
hakikat-i kudsiye : mukaddes gerçek
hakikî : gerçek doğru
hakkalyakin : bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
Hâlık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
hamd : övgü ve şükür
hükümfermâ : hüküm süren
ihsan : bağış, ikram
istilâ : kuşatma
istilzam etmek : gerektirmek
iştirak : ortak olma, katılma
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
mâbud : ibadet edilen
mâbudiyet : ibadet edilmeye lâyık olma
menzil : durak, yer
minnettar etmek : yapılan bir iyiliğe karşı teşekkür hissi uyandırmak
nev-i beşer : insanlar, insanlık türü
nevi : çeşit, tür
nihayet : son
Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
sâir : diğer, başka
tahakkuk : gerçekleşme
taife : grup, topluluk
temâşâ : seyir, hoşlanarak bakma
tereşşuhat-ı gaybiye : gaybî sızıntılar, damlalar
tezahürat-ı mâneviye : mânevî açılımlar, görünümler
ulûhiyet : Cenâb-ı Allah’ın ilâhlığı
Ulûhiyet-i mutlaka : hiçbir kayda ve şarta bağlı olmaksızın ilâh olma, mutlak ilâhlık
Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah
vahdet : birlik
vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
Yükleniyor...