Block title
Block content
İKİNCİ HAKİKAT

Rububiyet-i mutlakadır.

Evet, bütün kâinatta, hususan zîhayatlarda ve bilhassa terbiye ve iaşelerinde, her tarafta aynı tarzda ve umulmadık bir surette, beraber ve birbiri içinde, hakîmâne, rahîmâne, bir dest-i gaybî tarafından olan bir tasarruf-u âmm, elbette bir rububiyet-i mutlakanın tereşşuhudur ve ziyasıdır. Ve tahakkukuna bir burhan-ı kat’îdir.

Madem bir rubûbiyet-i mutlaka vardır; elbette şirk ve iştirakı kabul etmez. Çünkü, o rububiyetin, kendi cemâlini izhar ve kemâlâtını ilân ve kıymetli san’atlarını teşhir ve gizli hünerlerini göstermek gibi en mühim maksat ve gayeleri, cüz’iyatta ve zîhayatta temerküz ve içtimâ ettiğinden, en cüz’î birşeye ve en küçük bir zîhayata kendi başıyla müdahale eden bir şirk, o gayeleri bozar ve o maksatları harap eder. Ve zîşuurun yüzlerini o gayelerden ve o gayeleri irade edenden çevirip esbaba saldığından ve bu vaziyet rububiyetin mahiyetine bütün bütün muhalif ve adavet olduğundan, elbette böyle bir rubûbiyet-i mutlaka, hiçbir cihetle şirke müsaade etmez. Kur’ân’ın kesretli takdisatı ve tesbihatı ve âyâtı ve kelimatı, belki hurufatı ve hey’âtıyla mütemâdiyen tevhide irşadatı bu büyük sırdan ileri gelmiştir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adâvet : düşmanlık
âdilâne : âdil bir şekilde
âyât : âyetler, deliler
burhan-ı kat’î : kesin delil
cemâl : güzellik
cihet : yön
cüz’î : küçük, ferdî
cüz’iyat : ferdî, küçük şeyler
dest-i gaybî : görünmeyen el
esbab : sebepler
hakikat : doğru, gerçek
hakîmâne : hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde
hey’ât : genel yapı, yapıyı oluşturan unsurlar
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hurufat : harfler
hususan : bilhassa, özellikle
iaşe : besleme, yedirip içirme
içtima : toplânma, bir araya gelme
irade : dileme, tercih
irşâdât : nasihatler, doğru yolu gösteren sözler
iştirak : ortaklık, katılım
izhar : açığa çıkarma, gösterme
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kelimât : kelimeler
kemâlât : mükemmellikler, kusursuzluklar
kesretli : çok sayıda
kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes
mahiyet : esas, nitelik, özellik
maksat : amaç, gaye
müsaade etmek : izin vermek
müşrik : Allah’a ortak koşan
mütemadiyen : sürekli olarak
rahîmâne : merhametli bir şekilde
Rububiyet-i mutlaka : Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
suret : biçim, şekil
şirk : Allah’a ortak koşma
tahakkuk : gerçekleşme
takdisat : takdisler, kutsamalar; Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme
tasarruf-u âmm : genel tasarruf; bütün kâinatta görülen faaliyet ve icraat
temerküz : bir merkezde toplanma
terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunluğa kavuşturma
tereşşuh : sızıntı
tesbihat : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
teşhir etme : sergileme
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
ulvî : yüce, büyük
zîhayat : hayat sahibi, canlı
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
ziya : ışık, parlaklık
Yükleniyor...