Block title
Block content
ÜÇÜNCÜ HAKİKAT

Kemâlâttır.

Evet, bu kâinatın bütün ulvî hikmetleri harika güzellikleri, âdilâne kanunları, hakîmâne gayeleri, hakikat-ı kemâlâtın vücuduna bedahetle delâlet ve bilhassa bu kâinatı hiçten icad edip her cihetle mu’cizatlı ve cemâlli bir surette idare eden Hâlıkın kemâlâtına ve o Hâlıkın âyine-i zîşuuru olan insanın kemâlâtına şehadeti pek zâhirdir.

Madem kemâlât hakikati vardır. Ve madem kâinatı kemâlât içinde icad eden Hâlıkın kemâlâtı muhakkaktır. Ve madem kâinatın en mühim meyvesi ve arzın halifesi ve Hâlıkın en ehemmiyetli masnuu ve sevgilisi olan insanın kemâlâtı haktır ve hakikatlidir. Elbette bu gözümüzle gördüğümüz kemâlli ve hikmetli kâinatı, fena ve zevâlde yuvarlanan ve neticesiz olarak, tesadüfün oyuncağı, tabiatın mel’abegâhı, zîhayatın zâlimâne mezbahası, zîşuurun dehşetli hüzüngâhı suretine çeviren; ve âsârı ile kemâlâtı görünen insanı, en bîçare ve en perişan ve en aşağı bir hayvan derekesine indiren; ve Hâlıkın âyine-i kemâlâtı olan bütün mevcudâtın şehadetiyle nihayetsiz kemâlât-ı kudsiyesi bulunan o Hâlıkın kemâlâtını setredip perde çekerek netice-i faaliyetini ve hallâkiyetini iptal eden şirk, elbette olamaz ve hakikatsizdir.

Şirkin bu kemâlât-ı İlâhiyeye ve insaniye ve kevniyeye karşı zıddiyeti ve o kemâlâtları bozduğu, İkinci Şuâ risalesinin üç meyve-i tevhide dair Birinci Makamında kuvvetli ve kat’î delillerle ispat ve izah edildiğinden, ona havale edip burada kısa kesiyoruz.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adâvet : düşmanlık
âdilâne : âdil bir şekilde
âyât : âyetler, deliler
burhan-ı kat’î : kesin delil
cemâl : güzellik
cihet : yön
cüz’î : küçük, ferdî
cüz’iyat : ferdî, küçük şeyler
dest-i gaybî : görünmeyen el
esbab : sebepler
hakikat : doğru, gerçek
hakîmâne : hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde
hey’ât : genel yapı, yapıyı oluşturan unsurlar
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hurufat : harfler
hususan : bilhassa, özellikle
iaşe : besleme, yedirip içirme
içtima : toplânma, bir araya gelme
irade : dileme, tercih
irşâdât : nasihatler, doğru yolu gösteren sözler
iştirak : ortaklık, katılım
izhar : açığa çıkarma, gösterme
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kelimât : kelimeler
Kemâlât : mükemmellikler, kusursuzluklar
kesretli : çok sayıda
kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes
mahiyet : esas, nitelik, özellik
maksat : amaç, gaye
müsaade etmek : izin vermek
müşrik : Allah’a ortak koşan
mütemadiyen : sürekli olarak
rahîmâne : merhametli bir şekilde
rububiyet/rububiyet-i mutlaka : Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
suret : biçim, şekil
şirk : Allah’a ortak koşma
tahakkuk : gerçekleşme
takdisat : takdisler, kutsamalar; Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme
tasarruf-u âmm : genel tasarruf; bütün kâinatta görülen faaliyet ve icraat
temerküz : bir merkezde toplanma
terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunluğa kavuşturma
tereşşuh : sızıntı
tesbihat : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
teşhir etme : sergileme
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
ulvî : yüce, büyük
zîhayat : hayat sahibi, canlı
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
ziya : ışık, parlaklık
arz : dünya
âsâr : eserler, varlıklar
âyine-i kemâlât : mükemmellikler aynası
âyine-i zîşuur : şuur sahibi ayna
bedahet : ap açıklık
bîçare : çaresiz, zavallı
bilhassa : özellikle
cemâl : güzellik
cihet : taraf, yön
delâlet : delil olma, işaret etme
dereke : aşağı derece
ehemmiyetli : önemli
fena : geçicilik, ölümlülük
gayet : son derece
hakikat : doğru gerçek
hakikat-ı kemâlât : mükemmellik gerçeği
hakikatli : gerçekliğe sahip
hakîmâne : hikmetle, bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde
hâkimiyet : egemenlik, hükümranlık
Hâlık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
halife : yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan
hallâkiyet : yaratıcılık
haşmetli : görkemli, heybetli
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hüzüngâh : hüzün yeri
icad : var etme, yoktan yaratma
izah etmek : açıklamak
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kat’î : kesin bir şekilde
kemâl : kusursuzluk, mükemmellik
kemâlât : mükemmellikler, kusursuzluklar
kemâlât-ı İlâhiye : İlâhî mükemmellikler
kemâlât-ı kudsiye : noksanlıklardan uzak mükemmellikler
kevn : var olma, varlık
masnu : san’at eseri varlık
mel’abegâh : oyun yeri
mevcudat : varlıklar
meyve-i tevhid : Allah’ın birliğinin neticesi
mezbaha : hayvan kesilen yer
mu’cizât : mu’cizeler; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü şeyler
muhakkak : kesin, kesinlik kazanmış
netice-i faaliyet : faaliyetin neticesi
nihayetsiz : sonsuz
setretmek : örtmek, gizlemek
suret : biçim, şekil
şehadet : şahitlik, tanıklık
şirk : Allah’a ortak koşma
şua : ışık kaynağından çıkan ışık telleri; ışın
vücud : varlık, var oluş
zâhir : açık, âşikar
zâlimâne : zâlimce
zevâl : geçip gitme, kaybolma
zıddiyet : zıtlık
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
Yükleniyor...