Block title
Block content
DÖRDÜNCÜ HAKİKAT

Hâkimiyettir.

Evet, bu kâinata geniş bir dikkatle bakan, kâinatı gayet haşmetli ve gayet faaliyetli bir memleket, belki idaresi gayet hikmetli ve hâkimiyeti gayet kuvvetli bir şehir hükmünde görür, herşeyi ve her nev’i birer vazife ile musahharâne meşgul bulur. 1 وَ ِللهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ âyetinin askerlik mânâsını ihsas eden temsiline göre, zerrât ordusundan ve nebatat fırkalarından ve hayvanat taburlarından, tâ yıldızlar ordusuna kadar olan cünûd-u Rabbâniyeden, o küçücük memurlarda ve bu pek büyük askerlerde, hâkimâne tekvinî emirlerin, âmirâne hükümlerin, şâhâne kanunların cereyanları, bedahetle bir hâkimiyet-i mutlakanın ve bir âmiriyet-i külliyenin vücûduna delâlet ederler.

Madem bir hâkimiyet-i mutlaka hakikati vardır; elbette şirkin hakikatı olamaz. Çünkü 2 لَوْ كَانَ فِيهِمَا اٰلِهَةٌ إِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا âyetinin hakikat-i kàtıasıyla; müteaddit eller müstebidâne bir işe karışsalar, karıştırırlar. Bir memlekette iki padişah, hattâ bir nahiyede iki müdür bulunsa, intizam bozulur ve idare hercümerc olur. Halbuki, sinek kanadından tâ semâvât kandillerine kadar ve hüceyrat-ı bedeniyeden tâ seyyaratın burçlarına kadar öyle bir intizam var ki, zerre kadar şirkin müdahalesi olamaz.

Hem hâkimiyet bir makam-ı izzettir; rakip kabul etmek, o hâkimiyetin izzetini kırar. Evet, aczi için çok yardımcılara muhtaç olan insanın, cüz’î ve zâhirî ve muvakkat bir hakimiyeti için kardeşini ve evlâdını zâlimâne öldürmesi gösteriyor ki, hâkimiyet rakip kabul etmez. Böyle bir âciz, böyle cüz’î bir hâkimiyet için böyle yaparsa elbette, bütün kâinatın mâliki olan bir Kadîr-i Mutlakın, hakikî ve küllî rububiyetine ve ulûhiyetine medar olan kendi hâkimiyet-i kudsiyesine başkasını teşrik etmesi ve şerike müsaade etmesi hiçbir cihetle mümkün olamaz.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır.” Fetih Sûresi, 48:7.
2 : “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, zavallı
acz : acizlik, güçsüzlük
âmirâne : emrederek
âmiriyet-i külliye : genel âmirlik, emredicilik
bedahet : ap açıklık
burç : belli bir şekil ve surete benzeyen sabit yıldız kümesi
cereyan : akım, hareket
cihet : şekil, yön
cünûd-u Rabbâniye : Allah’ın askerleri
cüz’î : ferdî, az, basit
delâlet etmek : delil olmak, ifade etmek
fırka : grup
gayet : son derece
hakikat : doğru, gerçek
hakikat-i kàtıa : kesin hakikat
hakikî : gerçek, doğru
hakîmâne : hikmetli biçimde
hâkimiyet : egemenlik, hükümranlık
hâkimiyet-i kudsiye : kusur ve eksiklikten yüce, mukaddes egemenlik, hâkimiyet
hâkimiyet-i mutlaka : sınırsız ve tam bir egemenlik
hayvanat : hayvanlar
hercümerc : karma karışık
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hüceyrât-ı bedeniye : beden hücreleri
ihsas : hissettirme, hatırlatma
intizam : disiplin, düzen
izzet : değer, itibar, yücelik
Kadîr-i Mutlak : herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
küllî : geniş, kapsamlı
makam-ı izzet : şeref, yücelik makamı
mâlik : sahip
medar : dayanak noktası, eksen
musahharâne : emre uyarak, boyun eğerek
muvakkat : geçici
müstebidâne : zorla, despotça
müteaddit : birçok, çeşitli
nahiye : bucak
nebatat : bitkiler
nev’i : çeşit, tür
rububiyet : Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
semâvat : gökler
seyyarat : gök cisimleri, gezegenler
şerik : ortak
şirk : Allah’a ortak koşma
tekvînî : yaratmaya, var etmeye dâir
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
teşrik etme : ortak etmek
ulûhiyet : Cenâb-ı Allah’ın ilâhlığı
vücud : varlık
zâhirî : görünürde
zâlimâne : zâlimce
zerrat : zerreler, maddenin en küçük parçaları, atomlar
zerre : atom, çok küçük parça
Yükleniyor...