Block title
Block content
Belki, ilm-i mantıkta tasavvura mukàbil ve marifet-i tasavvuriyeden çok kıymettar ve burhanın neticesi olan ve ilim denilen tasdiktir.

“Ve tevhid-i hakiki öyle bir hüküm ve tasdik ve iz’an ve kabuldür ki, herbir şeyle Rabbini bulabilir. Ve herşeyde Hâlıkına giden bir yolu görür. Ve hiçbir şey huzuruna mâni olmaz. Yoksa, Rabbini bulmak için her vakit kâinat perdesini yırtmak, açmak lâzım gelir. Öyle ise haydi ileri!” diyerek, kibriya ve azamet kapısını çaldı. Ef’âl ve âsâr menziline ve icad ve ibdâ âlemine girdi. Gördü ki, kâinatı istilâ etmiş beş hakikat-ı muhita hükmediyorlar, bedahetle tevhidi ispat ederler.

Birincisi:

Kibriya ve azamet hakikatıdır. Bu hakikat, İkinci Şuânın İkinci Makamında ve Risale-i Nur’un müteaddit yerlerinde burhanlarla izah edildiğinden, burada bu kadar deriz ki:

Binlerle sene birbirlerinden uzak bir mesafede bulunan yıldızları, aynı anda, aynı tarzda icad edip tasarruf eden ve zeminin şark ve garp ve cenup ve şimalinde bulunan aynı çiçeğin hadsiz efradını, bir zamanda ve bir surette halk edip tasvir eden,

• hem 1 هُوَ الَّذِى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ yani gökleri ve zemini altı günde yaratmak gibi geçmiş ve gaybî ve çok acip bir hâdiseyi, hazır ve göz önünde bir hâdiseyle ispat etmek ve onun gibi acip bir tanzir olarak, zeminin yüzünde, bahar mevsiminde, haşr-i âzamın yüz binden ziyade misallerini gösterir gibi, iki yüz binden ziyade nebatat tâifelerini ve hayvanat kabilelerini beş-altı haftada inşa edip kemâl-i intizam ve mizanla iltibassız, noksansız, yanlışsız, beraber, birbiri içinde idare, terbiye, iaşe, temyiz ve tezyin eden.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : "Gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur." Hadîd Suresi, 57,4
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : hayret verici, şaşırtıcı
âsâr : eserler, varlıklar
azamet : büyüklük, yücelik
bedahet : ap açıklık
burhan : mantıkî, kesin delil, kanıt
cenup : güney
ef’âl : fiiller, işler
efrad : fertler, bireyler
garp : batı
gaybî : bilinmeyen, gayb âlemine ait
hadsiz : sınırsız
hakikat : doğru, gerçek
hakikat-i muhita : herşeyi kuşatan gerçek
Hâlık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
halk etmek : yaratmak
haşr-i âzam : öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
hayvanat : hayvanlar
iaşe : besleme, yedirip içirme
ibdâ : eşsiz şekilde yaratma
icad : var etme, yoktan yaratma
ilm-i mantık : mantık ilmi
iltibas : karıştırma
inşa etmek : yaratmak, vücuda getirmek
istilâ etmek : kuşatmak
iz’an : şüpheden uzak, kesin şekilde inanma
izah etmek : açıklamak
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kemâl-i intizam : tam ve mükemmel bir düzen
kıymettar : kıymetli, değerli
kibriyâ : yücelik, büyüklük
marifet-i tasavvuriye : tasavvur ederek elde edilen bilgi
menzil : durak, yer
mizan : ölçü, denge
mukàbil : karşılık
müteaddit : birçok, çeşitli
nebatat : bitkiler
Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
suret : biçim, şekil
şark : doğu
şimal : kuzey
şuâ : parıltı
tâife : grup, topluluk
tanzir : benzerini yapma
tasarruf etmek : kullanmak
tasavvur : düşünme, zihinde şekillendirme hayalde canlandırma
tasdik : delile dayalı olarak yapılan doğrulama, onaylama
tasvir : suret ve şekil verme
temyiz : ayırt etme
terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
tevhid-i hakikî : araştırarak, delilleriyle Allah’ın varlığını ve birliğini bilme ve kabul etme
tezyin : süsleme
zemin : yeryüzü, dünya
ziyade : çok
Yükleniyor...