Block title
Block content
İkinci Hakikat:

Kâinatta tasarrufları görünen ef’âl-i Rabbâniyenin ıtlak ve ihata ve nihayetsiz bir surette zuhurlarıdır. Ve o fiilleri takyid ve tahdit eden, yalnız hikmet ve iradedir ve mazharların kàbiliyetleridir. Ve serseri tesadüf ve şuursuz tabiat ve kör kuvvet ve câmid esbab ve kayıtsız ve her yere dağılan ve karıştıran unsurlar, o gayet mizanlı ve hikmetli ve basîrâne ve hayattarâne ve muntazam ve muhkem olan fiillere karışamazlar. Belki, Fâil-i Zülcelâlin emriyle ve iradesiyle ve kuvvetiyle zâhirî bir perde-i kudret olarak istimâl olunuyorlar. Hadsiz misâllerden üç misâli: Sûre-i Nahl’in bir sahifesinde, birbirine muttasıl üç âyetin işaret ettikleri üç fiilin, hadsiz nüktelerinden üç nüktesini beyan ederiz.

Birincisi:

وَأَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِى مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا 1

(ilâ âhir-i ayet). Evet, balarısı, fıtratça ve vazifece öyle bir mu’cize-i kudrettir ki, koca Sûre-i Nahl, onun ismiyle tesmiye edilmiş. Çünkü, o küçücük bal makinesinin zerrecik başında onun ehemmiyetli vazifesinin mükemmel programını yazmak ve küçücük karnında taamların en tatlısını koymak ve pişirmek ve süngücüğünde zîhayat âzâları tahrip etmek ve öldürmek hâsiyetinde bulunan zehiri o uzuvcuğuna ve cismine zarar vermeden yerleştirmek, nihayet dikkat ve ilimle ve gayet hikmet ve irade ile ve tam bir intizam ve muvazene ile olduğundan, şuursuz, intizamsız, mizansız olan tabiat ve tesadüf gibi şeyler elbette müdahale edemezler ve karışamazlar.

İşte, bu üç cihetle mu’cizeli bu san’at-ı İlâhiyenin ve bu fiil-i Rabbâniyenin bütün zemin yüzünde, hadsiz arılarda, aynı hikmetle, aynı dikkatle, aynı mizanda, aynı anda, aynı tarzda zuhuru ve ihâtası, bedahetle vahdeti ispat eder.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Rabbin balarısına ilhâm etti: ‘Dağlardan, kendine evler edin.” Nahl Sûresi, 16:68.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

basîrâne : görerek, bilerek
bedahet : ap açıklık
beyan etmek : açıklamak
câmid : cansız, katı
cihet : şekil, yön
ef’âl-i Rabbâniye : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın fiilleri, icraatları
ehemmiyetli : önemli
esbab : sebepler
Fâil-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Fâil, Allah
fıtrat : yaratılış, mizaç
fiil-i Rabbâniye : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın fiil ve icraatı
gayet : son derece
hadsiz : sınırsız
hakikat : doğru gerçek
hâsiyet : özellik, hususiyet
hayatkârâne : canlı bir şekilde
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
ıtlak : mutlak olma, kayıt altında olmama, sınırsızlık
ihâta : kuşatma, kapsama
ilâ âhir-i âyet : âyetin sonuna kadar
intizam : disiplin, düzen
irade : dileme, tercih
istimal olunma : kullanılma, vazifelendirilme
kàbiliyet : yetenek
mazhar : görünen yer, ayna, yansıma yeri
misal : örnek, benzer
mizan : ölçü, denge
mizanlı : ölçülü, dengeli
mu’cize : bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan şey
muhkem : sağlam, kuvvetli
muntazam : düzenli, intizamlı
muttasıl : yapışık, bitişik
muvazene : karşılaştırma, kıyaslama
nihayet : son
perde-i kudret : kudret perdesi
san’at-ı İlâhiye : Allah’ın san’atı
Sûre-i Nahl : Nahl Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 16. sûresi
suret : biçim, şekil
şuursuz : bilinçsiz
taam : gıda, yiyecek
tahdit etmek : sınırlandırmak
takyid : sınırlama, kayıt altına alma
tasarruf : icraat, faaliyet, dilediği gibi kullanma
tesmiye etmek : isimlendirmek
vahdet : birlik
zâhirî : görünürde
zemin : yeryüzü, dünya
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zuhur : açığa çıkma, görünme, belirme
Yükleniyor...