Block title
Block content
İkinci âyet

وَإِنَّ لَكُمْ فِى اْلاَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِى بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَاۤئِغًا لِلشَّارِبِينَ 1

âyeti, ibret-feşan bir fermandır. Evet, başta inek ve deve ve keçi ve koyun olarak, süt fabrikaları olan validelerin memelerinde, kan ve fışkı içinde bulaştırmadan ve bulandırmadan ve onlara bütün bütün muhalif olarak hâlis, temiz, sâfi, mugaddî, hoş, beyaz bir sütü koymak ve yavrularına karşı o sütten daha ziyade hoş, şirin, tatlı, kıymetli ve fedakârâne bir şefkati kalblerine bırakmak, elbette o derece bir rahmet, bir hikmet, bir ilim, bir kudret ve bir ihtiyar ve dikkat ister ki, fırtınalı tesadüflerin ve karıştırıcı unsurların ve kör kuvvetlerin hiçbir cihetle işleri olamaz.

İşte, böyle gayet mu’cizeli ve hikmetli bu san’at-ı Rabbâniyenin ve bu fiil-i İlâhînin umum rû-yi zeminde, yüz binlerle nevilerin hadsiz validelerinin kalblerinde ve memelerinde aynı anda, aynı tarzda, aynı hikmet ve aynı dikkatle tecellîsi ve tasarrufu ve yapması ve ihatası, bedahetle vahdeti ispat eder.

Üçüncü âyet

وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَاْلأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا إِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ 2

Bu âyet nazar-ı dikkati hurma ve üzüme celbedip der ki: “Aklı bulunanlara, bu iki meyvede tevhid için büyük bir âyet, bir delil ve bir hüccet vardır.”

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Ehlî hayvanlarda da sizin için birer ibret vardır. Onların karınlarında, kan ile fışkı arasından çıkan ve içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir sütle sizi besleriz.” Nahl Sûresi, 16:66.
2 : “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümden de hem sarhoş edici bir içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Akıllarını kullanan bir topluluk için şüphesiz bunda bir delil vardır.” Nahl Sûresi, 16:67.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bedahet : ap açıklık
celb etmek : çekmek
cihet : şekil, yön
fâkihe : meyve
ferman : buyruk
fiil-i İlâhî : Allah’a ait fiiller
hadsiz : sınırsız
hâlis : saf, temiz
harika-i hikmet : hikmet harikası
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hüccet : kesin delil, kanıt
ibret-feşan : ibret saçan; ibretli
ihata : içine alma, kapsama
ihtiyar : dileme, tercih, irade
kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
kut : gıda
menşe : kaynak, kök
mu’cize : bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz ve hayrette bırakan şey
mu’cize-i kudret : Allah’ın kudret mu’cizesi
mugaddî : gıdalı, besleyici
muhalif : aykırı, zıt
nazar-ı dikkat : dikkat içeren bakış
nevi : çeşit, tür
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rû-yi zemin : yeryüzü
sâfî : duru, katıksız
san’at-ı Rabbâniye : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın san’atı
taam : gıda, yiyecek
tasarruf : dilediği gibi kullanma, faaliyet
tecellî : yansıma, görünme
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
umum : bütün, genel
vahdet : birlik
valide : ana
ziyade : çok
Yükleniyor...