Block title
Block content
Bizim seyyah, yalnız bir baharda bu fermanın birtek sahifesini okuduktan sonra, nefsine dedi ki:

Böyle her baharda haşr-i ekberden daha garip binlerle haşirleri inşa eden, mükâfat ve mücazât için kudretine nisbeten bir bahardan daha kolay olan haşri yapacağını ve kıyameti getireceğini, umum enbiyasına binlerle defa vaad ve ahdeden ve Kur’ân’da haşrin vukuuna binlerle işaretle beraber, bin adet âyetlerinde sarahaten hükmedip tehdit ve taahhüd eden bir Kadîr-i Cebbârın, bir Kahhâr-ı Zülcelâlin o kadar vaadlerini tekzip ve kudretini inkâr hükmünde olan inkâr-ı haşir hatasını irtikâp edenlere cehennem azabı ayn-ı adalettir diye hükmetti, nefsi dahi “Âmenna” dedi.

Dünya yolcusunun üçüncü menzilde müşahede ettiği

Dördüncü Hakikat

olan Otuz Üçüncü Mertebe rahîmiyet ve rezzâkiyet hakikatidir.

Yani, umum zemin yüzünde ve içinde ve havasında ve denizinde bütün zîhayatın ve bilhassa zîruhun ve bilhassa âciz ve zaiflerin ve bilhassa yavruların, hem maddî ve midevî, hem mânevî bütün rızıklarını, şefkatkârâne, kuru ve basit bir topraktan ve câmid ve kemik gibi kuru odun parçalarından yapılan ve bilhassa en lâtifi kan ve fışkı ortasından gelen ve bir dirhem kemik gibi birtek çekirdekten yapılan binlerle okka taamların, vakti vaktine, mukannen bir surette, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak, gözümüz önünde, bir dest-i gaybî tarafından verilmesi hakikatidir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, zavallı
âmennâ : iman ettik, inandık
ayn-ı adalet : adaletin ta kendisi
bilhassa : özellikle
câmid : cansız, katı
dest-i gaybî : görünmeyen el
enbiya : nebiler, peygamberler
ferman : buyruk
hadsiz : sayısız, sınırsız
hakikat : doğru, gerçek
haşir : toplanma
haşr-i ekber : insanların öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanmaları
inkâr : kabul etmeme, inanmama
inkâr-ı haşir : insanların âhiret âleminde tekrar diriltileceğinin inkâr edilmesi
inşa : yaratmak, vücuda getirmek
irtikap : kötü iş işleme, yapma
Kadîr-i Cebbâr : istediğini mutlaka yapan ve sonsuz kudret sahibi olan Allah
Kahhâr-ı Zülcelâl : herşeye her zaman mutlak galip gelen, kahretmeye gücü yeten, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
kalem-i kader : kader kalemi; Allah’ın olacak hâdiseleri olmadan önce bilip belirlemesi
kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
lâtif : güzel, hoş
menzil : durak, yer
midevî : mide ile ilgili, mideye âit
mukannen : zaman ve miktarı hiç şaşmayan, düzenli
mükâfat ve mücazat : ödüllendirme ve cezalandırma
müşahede etme : gözlemleme
nefs : kişinin kendisi
nisbeten : kıyasla, oranla
okka : 1283 gramlık ağırlık ölçüsü birimi
rahîmiyet : Allah’ın her bir varlıkta yansıması görülen merhamet edicilik sıfatı
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rezzâkıyet : Allah’ın bütün varlıkların rızkını verme sıfatı
serahaten : açık bir şekilde
seyyah : gezgin, yolcu
suret : biçim, şekil
şefkatkârâne : şefkatli bir şekilde
taahhüd etmek : söz vermek
taam : gıda, yiyecek
tekzip : yalanlama
tevhid : birleme; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
umum : bütün, genel
vaad ve ahdeden : söz veren ve yemin eden
vuku’ : meydana gelme
zemin : yer, dünya
zîhayat : canlı, hayat sahibi
zîruh : ruh sahibi
Yükleniyor...