Block title
Block content
Evet, 1 إِنَّ اللهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ âyeti, iâşeyi ve infakı Cenâb-ı Hakka tahsis edip hasrettiği gibi,

وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِى اْلاَرْضِ اِلاَّ عَلَى اللهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ 2

âyeti dahi, bütün insanların ve hayvanların rızıklarını taahhüd ve tekeffül-ü Rabbânî altına aldığı, hem

وَكَأَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لاَ تَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ 3

âyeti de, rızkı tedarik edemeyen, âciz ve iktidarsız olan zaif biçarelerin rızıklarını umulmadık yerden, belki gaybdan, belki hiçten, meselâ, denizin dibindeki böceklere hiçten ve bütün yavrulara umulmadık yerlerden ve bütün hayvanlara her baharda âdetâ sırf gaybdan infaklarını bilfiil tekeffül ederek bilmüşahede vermekle, esbabperest insanlara dahi, esbab perdesi altında yine o veriyor diye ispat ve ilân ettiği gibi, pek çok âyât-ı Kur’âniye ve hadsiz şevâhid-i kevniye, bil’ittifak herbir zîhayatın birtek Rezzâk-ı Zülcelâlin rahîmiyeti ile beslendiklerini gösteriyorlar.

Evet, bir nevi rızık isteyen ağaçlar iktidarsız ve ihtiyarsız olduklarından, onlar yerlerinde mütevekkilâne dururken rızıkları onlara koşup gelmesi ve âciz yavruların nafakaları hayret-nümun tulumbacıklardan ağızlarına akması ve o yavrulara bir parça iktidar ve azıcık bir ihtiyar gelmesiyle süt kesilmesi, hususan insan yavrularına analarının şefkatleri yardımcı verilmesi, bedahetle ispat eder ki, helâl rızık, iktidar ve ihtiyar ile mütenâsiben değildir, belki, tevekkül veren zaaf ve acze nisbeten geliyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Şüphesiz ki rızık veren, ancak mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan Allah’tır.” Zâriyat Sûresi, 51:58.
2 : “Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkını vermek Allah’a âit olmasın. Allah onların rahimlerdeki yerini de bilir, yaşayıp öleceği yeri de. Bunların hepsi apaçık bir kitapta yazılmıştır.” Hûd Sûresi, 11:6.
3 : “Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir. O herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilendir.” Ankebut Sûresi, 29:60.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Şuâ / Sonraki Risale: Dokuzuncu Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, zavallı
acz : acizlik, güçsüzlük
âyât-ı Kur’âniye : Kur’ân âyetleri
bedâhetle : açıklıkla
biçare : çaresiz
bil’ittifak : ittifakla, birleşerek
bilfiil : fiilen, uygulamada
bilmüşahede : gözle görüldüğü gibi
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
esbab : sebepler
esbabperest : Allah’ı unutup sebeplere haddinden fazla değer veren
gayb : bilinmeyen ve görünmeyen âlem
hadsiz : sayısız, sınırsız
hayret-nümun : hayret verici, şaşırtıcı
hususan : bilhassa, özellikle
iaşe : besleme, yedirip içirme
ihtiyar : irade, seçim gücü
iktidar : güç, kudret
infak : nafaka vererek geçindirme, besleme
mütenâsiben : birbirine uygun olarak
mütevekkilâne : tevekkül eder bir şekilde
nafaka : geçim için gerekli şey
nevi : çeşit, tür
nisbeten : kıyasla, oranla
rahîmiyet : merhamet edicilik
Rezzâk-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet, yücelik ve heybet sahibi olan ve bütün canlıların rızıklarını veren Allah
şefkat : acıma, merhamet
şevâhid-i kevniye : varlıkların şahitlikleri
taahhüd : garanti
tekeffül : kefil olma
tekeffül-ü Rabbânî : Allah’ın üzerine alması, kefil olması
tevekkül : Allah’a dayanma ve güvenme
zaaf : zayıflık, güçsüzlük
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Yükleniyor...