Block title
Block content
Ve mantıkî hüccetlerle ispat etmiştir ki, yeryüzündeki bilumum kemalât ve medeniyet ve terakki umdeleri, semavî dinler ve peygamberler eliyle gelmiş ve bilhassa İslâmiyetin zuhuruyla âlem-i insaniyet, İslâm âleminin taht-ı riyasetinde cehalet gayyâsından kurtulmuş ve kurtulacaktır. Felsefe ve hikmetin içerisinde görünen fazilet, menfaat-i umumiye ve saire gibi insanî esaslar ise, güneşin doğmasıyla ondan yayılan ve aydınlanan gece âleminin nurları gibi, Nübüvvet güneşinin tulûu, beşeriyetin fikir ve kalblerinde akisler ve lem’alar husule getirmiş olmasındandır. Hakikatli felsefe ve hikmetin, fen ve san’atın üzerinde görünen bu ışıklar, Kur’ân güneşinin ve Nübüvvet kandilinin âlem-i beşeriyete akislerinden ve cilvelerinden mütevellittir.

Ey âlem-i İslâm! Uyan, Kur’ân’a sarıl, İslâmiyete maddî ve mânevî bütün varlığınla müteveccih ol!

Ve Ey Kur’ân’a bin yıllık tarihinin şehadetiyle hâdim olan ve İslâmiyet nurunun zemin yüzünde nâşiri bulunan yüksek ecdadın evlâdı! Kur’ân’a yönel ve onu anlamaya, okumaya ve onu anlatacak, onun bu zamanda bir mu’cize-i mânevîsi olan Nur Risalelerini mütalâa etmeye çalış. Lisanın, Kur’ân’ın âyetlerini âleme duyururken, hal ve etvar ve ahlâkın da onun mânâsını neşretsin; lisan-ı hâlinle de Kur’ân’ı oku. O zaman sen, dünyanın efendisi, âlemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun.

Ey asırlardan beri Kur’ân’ın bayraktarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallâihraz etmiş olan ecdadın evlât ve torunları! Uyanınız! Âlem-i İslâmın fecr-i sâdıkında gaflette bulunmak, kat’iyen akıl kârı değil! Yine âlem-i İslâmın intibahında rehber olmak, arkadaş, kardeş olmak için Kur’ân’ın ve imanın nuruyla münevver olarak İslâmiyetin terbiyesiyle tekemmül edip hakikî medeniyet-i insaniye ve terakki olan medeniyet-i İslâmiyeye sarılmak ve onu, hal ve harekâtında kendine rehber eylemek lâzımdır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İlk Hayatı / Sonraki Risale: Eskişehir Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

akis : yansıma
âlem-i beşeriyet : insanlık âlemi
âlem-i insaniyet : insanlık âlemi
âlem-i İslâm : İslâm dünyası
asır : yüzyıl
beşeriyet : insanlık
bilhassa : özellikle
bilumum : bütün
cehalet : cahillik
cihan : dünya
cilve : görüntü, yansıma
ecdad : atalar, dedeler
etvar : tavırlar, davranışlar
fazilet : erdem, üstünlük
fecr-i sâdık : gerçek aydınlık, sabaha karşı doğu ufkunda güneş doğmadan hemen önce meydana gelen aydınlık
gaflet : âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık
gayyâ : kuyu
hâdim : hizmetçi, hizmet eden
hakikatli : içinde hak ve hakikati barındıran
hakikî : asıl, gerçek
hal : tavır, davranış
harekât : hareketler, davranışlar
hikmet : felsefe
husule getirme : meydana getirme
hüccet : kesin delil, kanıt
ihraz : kazanma, elde etme
intibah : uyanış
kat’iyen : kesin olarak
kemâlât : iyilikler, mükemmellikler, üstün özellikler
lem’a : parıltı
lisan : dil
lisan-ı hâl : hâl ve beden dili
medeniyet-i insaniye : insanlık medeniyeti
medeniyet-i İslâmiye : İslâm medeniyeti
menfaat-i umûmiye : genel yarar, fayda; bütün insanlığın yararına olan şey
mevki-i muallâ : yüce, yüksek mevki
mu’cize-i mânevî : mânevî mu’cize
muhterem : hürmete lâyık, saygıdeğer
mukaddes : yüce, kutsal
münevver : aydın, aydınlanmış
mütalâa : dikkatle okuma, inceleme
müteveccih : yönelmiş
mütevellit : doğmuş, çıkmış
nâşir : neşreden, yayan
neşretmek : yaymak
nübüvvet : peygamberlik
reis : başkan, lider
semavî : İlâhî, vahye dayanan
şehadet : şahitlik, tanıklık
taht-ı riyasetinde : başkanlığı altında
tekemmül : ilerleme, mükemmelleşme
terakki : ilerleme, yükselme
tulû : doğma, doğuş
umde : kural, prensip
vasıta-i saadet : mutluluk vasıtası
ve saire : diğerleri
zemin : yer
zuhur : ortaya çıkma
Yükleniyor...