Block title
Block content
Avrupa ve Amerika’dan getirilen ve hakikatte yine İslâmın malı olan fen ve san’atı, nur-u tevhid içinde yoğurarak, Kur’ân’ın bahşettiği tefekkür ve mânâ-yı harfî nazarıyla, yani onun san’atkârı ve ustası namıyla onlara bakmalı ve “Saadet-i ebediye ve sermediyeyi gösteren hakaik-i imaniye ve Kur’âniye mecmuası olan Nurlara doğru ileri, arş!” demeli ve dedirmeliyiz.

Ey eski çağların cihangir Asya ordularının kahraman askerlerinin torunları olan muhterem din kardeşlerim!

Beş yüz senedir yattığınız yeter! Artık Kur’ân’ın sabahında uyanınız. Yoksa, Kur’ân-ı Kerîmin güneşinden gözlerinizi kapatarak gaflet sahrasında yatmakla vahşet ve gaflet sizi yağma edip perişan edecektir.

Kur’ân’ın mecrâsından ayrılarak birleşmeyen su damlaları gibi toprağa düşmeyiniz. Yoksa, toprak gibi sefahet ve şehvet-i medeniye sizi emerek yutacaktır. Birleşen su damlaları gibi, Kur’ân-ı Kerîmin saadet ve selâmet mecrasında ittihad ederek, sefahet ve rezalet-i medeniyeyi süpürüp, bu vatana âb-ı hayat olan, hakikat-i İslâmiye sularını akıtınız.

O hakikat-i İslâmiye sularıyla bu topraklarda iman ziyası altında hakikî medeniyetin fen ve san’at çiçekleri açacak, bu vatan maddî ve mânevî saadetler içinde gül ve gülistana dönecektir, inşaallah.

Sadede dönüyoruz. Evet, Bediüzzaman Said Nursî, Barla’da ikamete memur edilip Risale-i Nur’u telif ettiği seneler, yukarıda bir nebze zikrettiğimiz gibi, zerreyi dağ gibi kıymetlendiren ehemmiyetli seneler idi. Nasıl ki kışın dondurucu soğuğunda ve ağır şerait altında bir saatlik nöbet, bir sene ibadetten hayırlıdır. Aynen öyle de, o zaman-ı müthişede, değil yüz otuz risaleyi, belki iman ve İslâmiyete dair hakikî birtek risale yazabilmek dahi, binler risale kıymet ve ehemmiyetinde idi.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İlk Hayatı / Sonraki Risale: Eskişehir Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı hayat : hayat suyu
arş : “haydi, ileri!”
cihangir : kahraman
ehl-i din : dindar olanlar
gaflet : âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık
gülistan : gül bahçesi
hakaik-i imaniye ve Kur’âniye : Kur’ân ve iman hakikatleri, esasları
hakikat : gerçek, doğru
hakikat-i İslâmiye : İslâmiyetin hakikatleri, esasları
hakikî : asıl, gerçek
hükümfermâ : hüküm süren
ikamete memur edilme : emir ve baskı yoluyla, bir yerde ikamet etmeye ve yaşamaya zorlanma
inşaallah : Allah izin verirse
ittihad : birleşme, birlik
mânâ-yı harfî : harf mânâsı, bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bildirip tanıtan mâna
mecmua : pek çok bilgilerin bir araya getirilmesiyle ortaya konulan kitap
mecrâ : kanal
muhterem : hürmete lâyık, saygıdeğer
namıyla : adıyla
nazar : bakış
nebze : parçacık, az miktar
nur-u tevhid : her şeyi bir olan Allah’a vermekten kaynaklanan ve insanlara yol gösteren nur, aydınlık
rezalet-i medeniye : modern çağın yol açtığı rezil durum ve özellikler
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
saadet : mutluluk
saadet-i ebediye ve sermediye : sonu olmayan, sürekli mutluluk; âhirette sonu olmayan Cennet mutluluğu
saded : asıl konu
sahra : çöl, geniş alan
san’atkâr : sanatçı
sefahet : yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizce davranış
selâmet : esenlik, güven
şehvet-i medeniye : modern çağın, insanları içine sürüklediği şehvet tuzağı
şerait : şartlar
tefekkür : Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme
telif : yazma, kaleme alma
terzil : rezil düşürme
vahşet : ürküntü, yalnızlık
zaman-ı müthişe : dehşet veren zaman dilimi
zerre : atom, en küçük madde parçası
ziya : ışık
Yükleniyor...