Block title
Block content
Kadınların şefkat kahramanı olduğunu; bu zamanda, İslâm terbiyesi dairesinde hareket etmenin elzem olduğunu, yetişen mâsum evlâtlarının uhrevî hayatlarından mes’ul ve eğer dindar yetiştirebilirlerse hissedar bulunduklarını kendisinin çok hasta ve perişan olup dua etmelerini istediğini, ihtiyar hanımlara dua ettiğini, genç hanımlardan da namazını kılanlara dua edip âhiret hemşiresi kabul edeceğini kısaca söylerdi. Ve zaten fazla konuşmazdı. Mübarek taife-i nisa, Said Nursî’nin yüksek bir ehl-i hak ve hakikat olduğunu, kalblerinin safvetiyle hissederlerdi.

Üstadın mâsum çocuklarla sohbet ve muhaveresi ise çok ibretli ve saadetlidir. Emirdağı ve civarı köylerinde, yanına gelen mâsumlara büyükler gibi ehemmiyet verip, kalben onlara müteveccih olurdu. “Evlâtlarım, siz mâsumsunuz, daha günahınız yoktur. Ben çok hastayım, bana dua ediniz; sizin duanız makbuldür. Ben sizi mânevî evlâtlarım ve talebelerim olarak duama dahil ettim” derdi. O çocuklar, gözlerinden akan muhabbet nurlarıyla Üstadı selâmlarlar, Üstad, gafil büyüklerden ziyade onlara samimî ve ciddî selâm ederdi. Ve “Bunlar istikbalin Nur talebeleridir. Bana olan bu alâka ve teveccühlerinin sebebi ise: Mâsum ruhları hissediyor ki, Risale-i Nur, onların imdadına gelmiş. Ben de o Nurun bir tercümanı olmam hasebiyle, gayr-ı ihtiyarî bu fedakârane muhabbet ve alâkayı gösteriyorlar” derdi

Üstad, yanına gelen gençlere de, daima Nur derslerini okumalarını, zamanın ahlâksızlık tehlikelerinden sakınmalarının büyük menfaat ve saadetini onlara telkin ederek, namaz kılmalarının lüzumunu ihtar ederdi. Bu tarzdaki dersinden, belki binlerce gençler intibaha gelmişlerdir.

Yine kırlarda ve yollarda rastladığı memur ve işçilere, herbirisine münasip ders verir, namaz kılmalarının ehemmiyetini söyler ve o zaman dünyevî meşgalelerinin âhiret hesabına geçeceğini telkin ederdi. Bilhassa bu nevi dersi, “Din, terakkiye mânidir” diyenlerin fikirlerinin ancak birer hezeyan olduğunu gösterir. Bilâkis, hem o insan için, hem vatan ve millet için iman nuruna mazhar olmak, maddî-mânevî saadet ve terakkiyi temin eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Denizli Hayatı / Sonraki Risale: Afyon Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
bilâkis : aksine, tersine
bilhassa : özellikle
ebedî : sonsuz, sonu olmayan
ehl-i hak : hak ve doğru yolda olan kimseler
elzem : mutlaka gerekli
fedakârane : fedakârca
gafil : âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan kimse
gayr-ı ihtiyarî : elinde olmayarak, istemeden
hakikat : gerçek, doğru
hasebiyle : özelliğiyle
hezeyan : boş söz, saçmalama
hissedar : ortak, pay sahibi
ihtar : hatırlatma, uyarma
imdad : yardım
intibah : uyanma, uyanış
istikamet : doğru yolda olma
istikbal : gelecek
iştiyak : çok güçlü arzu ve istek
makbul : kabul gören, kabule lâyık, kabul edilir
mâni : engel
mâsum : günahsız, suçsuz
mazhar : ayna olma, erişme
menfaat : yarar, fayda
mes’ul : sorumlu
meşgale : meşguliyet, iş, uğraş
muhabbet : sevgi
muhavere : karşılıklı konuşma, sohbet
mübarek : bereketli, hayırlı
münasip : uygun
müteveccih : yönelik
nevi : çeşit, tür
saadet : mutluluk
safvet : safilik, temizlik
şefkat : içten ve karşılıksız sevgi, merhamet
taife-i nisâ : kadınlar topluluğu
telkin : bir fikir ve düşünceyi anlatma, zihinde yer ettirme
terakki : ilerleme, yükselme
teveccüh : ilgi, yönelme
uhrevî : âhirete dair, yönelik
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...