Block title
Block content
Müdafaatımın ikinci tetimmesi

Ey heyet-i hâkime! Gelecek beyanatımda, belki vazifenizce lüzumsuz şeyler bulunacak. Fakat bu meselelerle umum memleket, belki dünya alâkadardır. Yalnız siz değil, onlar dahi mânen dinliyorlar. Hem beyanatımda intizamsızlık göreceksiniz. Sebebi ise, mühim bir hakkım bana verilmedi. Benim hüsn-ü hattım yok. Çok rica ettim ki, bu hayat-memat meselesidir, bir yazıcı bana veriniz; tâ hakkımı müdafaa için bir istida yazdırayım. Vermediler. Belki beni iki ay, gayet insafsızcasına bütün bütün konuşmaktan menettiler. Onun için, gayet noksan ve müşevveş yazımla intizamlı yazamadım. İşte âhir beyanatım budur:

Eğer farz-ı muhal olarak, müfsitlerin, muhbirlerin ihbar ettikleri gibi, “Risale-i Nur, hükûmetin birtakım siyasetiyle ve bazı kanunlarıyla tevfik edilmiyor, muaraza ediyor; belki başka siyasî kanaatlardır ve ayrı ayrı fikirlerdir. Ve umum risaleler, imandan değil, belki siyasetten bahseder” diye, gayet zâhir bir iftira farz ve kabul edilse, cevaben derim:

Madem hürriyetin en geniş şekli cumhuriyettir. Ve madem hükûmet ise, cumhuriyetin en serbest suretini kabul etmiştir. Elbette, hakikî ve kat’î ve reddedilmez kanaat-i ilmiyeyi ve efkâr-ı saibeyi âsâyişe dokunmamak şartıyla, cumhuriyetin hürriyeti, o hürriyet-i ilmiyeyi istibdat altına alamaz ve onu bir suç tanımaz. Evet, dünyada hiçbir hükûmet var mıdır ki, bütün milleti bir tek kanaat-i siyasiyede bulunsun? Haydi—farz-ı muhal olarak—ben, perde altında kendi kendime kanaat-i siyasiyemi yazmışım ve bir kısım has dostlarıma göstermişim; bunda suç var diyen kanunları işitmemişim. Halbuki Risale-i Nur, iman nurundan bahseder; siyaset zulmetine sukut etmemiş ve tenezzül etmez.

Eğer faraza, lâik cumhuriyetin mahiyetini bilmeyen bir dinsiz dese: “Senin risalelerin, kuvvetli bir dinî cereyan veriyor, lâdinî cumhuriyetin prensiplerine muaraza ediyor.”
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Barla Hayatı / Sonraki Risale: Kastamonu Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhir : son
alâkadar : alâkalı, ilgili
âsâyiş : düzen ve güvenliğin sağlanması
beyanat : açıklamalar, izahlar
cereyan : hareket, akım
cevaben : cevap olarak
efkâr-ı saibe : isabetli görüşler, doğru düşünceler
faraza : varsayalım ki
farz etme : var sayma
farz-ı muhal : olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme, varsayım
hakikî : asıl, gerçek
hayat-memat meselesi : ölüm-kalım meselesi
heyet-i hakime : hakimler kurulu
hükûmet : idare, yönetim
hürriyet : serbestlik, özgürlük
hürriyet-i ilmiye : ilmî hürriyet, düşünce özgürlüğü
hüsn-ü hat : güzel yazı yazabilme özelliği
ihbar : haber verme
intizam : düzen, tertip
istibdat : baskı, zulüm
istida : resmî makamlara bir işin yapılmasını istemek maksadıyla yazılan yazı, dilekçe
kanaat-i ilmiye : ilmî kanaat, ilmî görüş
kanaat-i siyasiye : siyasî kanaat, görüş
lâdinî : dinî olmayan, dinle bağlantısı bulunmayan
lâik : din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan
mahiyet : nitelik, özellik
mânen : mânevî olarak
menetmek : sakındırmak, yasaklamak
muâraza : karşıt ve birbirine zıt olma
muhbir : ihbar eden, ajan
müdafaa : mahkeme huzurunda yapılan savunma
müdafaat : mahkeme huzurunda yapılan savunmalar
müfsit : bozguncu
müşevveş : dağınık, karışık, düzensiz
noksan : eksik
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
sukut : düşme, alçalma
suret : biçim, şekil
tenezzül : aşağı seviyeye inme, seviyesini düşürme
tetimme : ek, tamamlayıcı not
tevfik : uygun düşme, uyum sağlama
umum : bütün
zâhir : açık, gözle görülür
zulmet : karanlık
Yükleniyor...