Block title
Block content
Bu beyanatıma, sadetten hariç tafsilât nazarıyla bakmamak gerektir. Çünkü, Risale-i Nur’un yüzden ziyade risaleleri benim evrak-ı tevkifiyem hükmüne geçmiş olduğundan, hem heyet-i hakime tetkikle mükelleftir; hem ben, izah ve cevap vermeye, Kur’ân’a ve âlem-i İslâma ve istikbale alâkadarlığı cihetiyle mecburum. Madem bir meselenin tam tenevvürü, herhalde uzak ve yakın bütün ihtimalleri beyan etmekle olur; meselemize ait uzak bir ihtimali beyan etmeye ihtiyaç var. Şöyle ki:

Eğer dinsizliği ve küfrü kendine meslek ittihaz eden bedbaht bir kısım adamlar, bir maksad-ı siyasînin perdesi altında hükûmetin bazı erkânına hulûl edip iğfal etseler veya memuriyet mesleğine girseler ve Risale-i Nur’u desiselerle imha ve beni tehditleriyle susturmak için deseler: “Taassup zamanı geçti. Mâziyi unutmak ve istikbale bütün kuvvetimizle müteveccih olmak lâzım gelirken, senin irticakârane bir surette dinî ve imanî kuvvetli ders vermen işimize gelmez.”

Elcevap: Evvela o mâzi zannedilen zaman ise istikbale inkılâp etmiş. Ve hakikî istikbal odur. Ve oraya gideceğiz.

Saniyen: Risale-i Nur, tefsir olduğu haysiyetiyle, Kur’ân-ı Hakîm ile bağlanmış. Kur’ân ise, küre-i arzı Arşa bağlayan cazibe-i umumiye gibi bir hakikat-i cazibedardır. Asya’da hükmedenler, Kur’ân’ın Risale-i Nur gibi tefsirleriyle mübareze edemezler. Belki musalâha ederler, ondan istifade ederler ve himaye ederler.

Amma benim susmam ise, madem âdi bir keşif yolunda ve ehemmiyetsiz bir fikr-i siyasî peşinde ve dünyevî bir haysiyet yüzünden çok ehl-i izzetin başları feda edilse; elbette koca Cennetin fiyatı olacak bir servet ve hayat-ı ebediyeyi kazandıracak bir âb-ı hayat ve bütün feylesofları hayrette bırakacak bir keşfiyat yolunda, vücudum zerreleri adedince başlarım bulunsa ve feda edilmesi lâzım gelse, bilâtereddüt feda edilir. Hem, beni tehdit veya imha suretiyle susturmak, bir dil yerine bin dil konuşturacak. Yirmi seneden beri ruhlara yerleşen Risale i Nur, susmuş bir dilime bedel, binler dilleri söylettirmesini Rahîm-i Zülcelâlden ümitvarım.
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Barla Hayatı / Sonraki Risale: Kastamonu Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdi : basit, sıradan
alâkadarlık : ilgili olma
âlem-i İslâm : İslâm dünyası
Arş : Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve her şeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer
bedbaht : kötü bahtlı, talihsiz
beyan : açıklama
beyanat : açıklamalar, izahlar
cazibe-i umumiye : genel çekim
cihet : yön, taraf
desise : hile, aldatma
âb-ı hayat : hayat suyu
acîp : hayrette bırakan, şaşırtan
amel : bir işi yerine getirme, uygulama
beyhude : boşu boşuna, faydasız
bilâtereddüt : tereddütsüz, şüphe etmeden
cemiyet : topluluk, dernek
ceza-yı nakdî : para cezası
çare-i yegâne : tek çare
Dahiliye Vekâleti : İçişleri Bakanlığı
dehâ : olağanüstü zekâ ve yetenek
evvelki : önceki
feylesof : filozof, felsefe ile uğraşan, felsefeci
gayretullaha dokunma : yaptığı işle İlâhî gayreti harekete geçirecek, Allah’ın gazabını üzerine çekecek bir sonuca sebep olma
hayat-ı ebediye : sonu olmayan, sonsuz hayat
hususî : özel
ihtar : uyarı
imha : yok etme
keşfiyat : keşifler, bilinmeyen gerçekleri ortaya çıkarma, bulma
komite : kötü bir maksat için toplanmış gizli cemiyet
mağlûp : yenilen
medar-ı itham : suçlama sebebi
menzil : durak, yer
mukabele : karşılık verme
musalâha : barışma
mükellef : yükümlü
münzevî : bir köşeye çekilip ibadetle uğraşan, vaktini ibadetle geçiren
müsadere : kanunî olarak yasak görülen bir şeye devlet tarafından el konulması
Rahîm-i Zülcelâl : kullarına karşı özel rahmeti olan haşmet ve ikram sahibi Allah
suret : biçim, şekil
teftiş : denetleme, kontrol
tekdir : azarlama
teraküm : birikme, yığılma
tetkik : inceleme, araştırma
ümitvar : ümitli, ümidini yitirmeyen
veba : öldürücü ve bulaşıcı bir hastalık
vücud : beden
zerre : atom, hücre
ehl-i izzet : itibar ve şeref sahibi kimseler
erkân : rükünler, temel unsurlar
evrak-ı tevkifiye : bir kimsenin tutuklanmasını beyan eden belgeler
fikr-i siyasî : siyasî fikir
hakikat-ı cazibedar : cezb eden, kendine çeken hakikat, gerçek
hariç : dışında
haysiyet : özellik
heyet-i hakime : hakimler kurulu
himaye : koruma
hulûl : girme, sızma
hükûmet : idare, yönetim
iğfal : gaflete düşürerek kandırma, aldatma
imha : yok etme
inkılâp : dönüşme
irticakârane : geri dönmeyi istercesine
istifade : faydalanma, yararlanma
istikbal : gelecek
ittihaz : edinme, kabul etme
keşif : bilinmeyen bir gerçeği açığa çıkarma, bulma
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
küfr : inkâr
küre-i arz : yer küre, dünya
maksad-ı siyasî : siyasî maksat, gaye
mâzi : geçmiş
mecbur : zorunlu
memuriyet : memurluk
meslek : yol, yöntem
musalâha : barışma, uzlaşma
mübareze : karşı koyma, çarpışma
mükellef : yükümlü
mütalâa : dikkatle okuma, inceleme
müteveccih : yönelme
nazar : bakış, görüş
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un her bir bölümü
sadet : asıl konu
saniyen : ikinci olarak
suret : biçim, şekil
taassup : bir şeye ölçüsüz şekilde, körü körüne bağlılık
tafsilât : ayrıntılar
tasdik : doğrulama, onaylama
tefsir : açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap
tenevvür : aydınlanma
tetkik : inceleme, araştırma
ziyade : fazla
Yükleniyor...