Block title
Block content
İşte, Bediüzzaman, İlâhî kudretin tecellîsiyle ve ihsanıyla, böyle en elzem bir vakitte, dine revaç verebilecek bir teşekkülün zuhuru dolayısıyla ve kendisi de beraber çalışmak ümidiyle Ankara’ya gelmişti. Avn-i İlâhî ve mu’cize-i Peygamberî ile düşman taarruzlarını def eden ve milletin idaresinin başına geçen yeni hükûmet-i Cumhuriyede, doğrudan doğruya Kur’ân’a istinad eden ve âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad yapacak ve İslâmiyetin hakikatinde mevcut kuvve-i ulviye ile maddî ve mânevî medeniyeti meydana getirecek bir niyet ve gayeyi bulundurmak ve aşılamak üzere Mecliste çalışıyordu. Fakat pek kuvvetli maniler karşısına çıktı.

Âlem-i İslâmı alâkadar eden ve bin üç yüz yıllık ümmetin, dehşetli tehlikesinden istiaze ettiği (Allah’a sığındığı) bir zamanın ve fitneyi ateşlendireceklerin kimler olduğunu anlamış bulunuyordu.

Birgün riyaset odasında, M. Kemal Paşa ile iki saat kadar konuştular. İslâm ve Türk düşmanlarının arasında nam kazanmak emeliyle şeair-i İslâmiyeyi tahrip etmenin bu millet ve vatan ve âlem-i İslâm hakkında büyük zarar tevlid edeceğini; eğer bir inkılâp yapmak icap ediyorsa, doğrudan doğruya İslâmiyete müteveccihen Kur’ân’ın kudsî kanun-u esasî noktasından yapmak lâzım geldiği mealinde ihtarlarda bulunur...

M. Kemal Paşa itiraz ile içindeki niyet ve hâlet-i ruhiyesini ifadeyle Bediüzzaman’ı kendine çekmek ve nüfuzundan istifade etmek ister. Ve Bediüzzaman’a meb’usluk, hem Darü’l-Hikmetteki eski vazifesini, hem şarkta Şeyh Sünûsî’nin yerine vaiz-i umumî, hem bir köşk tahsisi gibi teklifler yapar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Giriş / Sonraki Risale: Barla Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem-i İslâm : İslâm dünyası
aşır : Kur’ân-ı Kerimin on âyetlik her bir bölümü
binaen : dayanarak
celb etme : çekme
alâkadar : alâkalı, ilgili
âlem-i İslâm : İslâm âlemi
Avn-i İlâhî : Allah’ın yardımı
beyanat : açıklamalar, izahlar
ebedî : sonsuz, sonu olmayan
elzem : çok lüzumlu
fitne : ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkarma
hâdim : hizmetkar, hizmet eden
hakikat : gerçek, doğru
harb-i umumî : bütün dünyayı etkileyen Birinci Dünya Savaşı
hilâfet : halifelik; Peygamberimizin vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık makamı
hükûmet-i Cumhuriye : Cumhuriyet hükûmeti
Hürriyet : II. Meşrutiyet’in ilânı ile birlikte gerçekleşen yeni sistemin halk arasındaki adı
içtima : toplantı
idare : yönetim
ihsan : bağış, ikram, lütuf
İlâhî kudret : Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
inkılâp : köklü değişim, dönüşüm
inkıraz bulma : dağılıp yok olma, son bulma
istiaze : Allah’a sığınma
istikbal : gelecek
istilâ : kuşatma, ele geçirme
istinad eden : dayanan
kıt’a : kara parçası
kuvve-i ulviye : yüksek ve manevî güç
mani : engel
merkez-i hükûmet : yönetim merkezi
meşrutiyet : başında hükümdar bulunmakla birlikte seçimle belirlenmiş bir yasama meclisine dayanan, yürütmesi denetime açık anayasal idare şekli; Osmanlılarda 1876 anayasasıyla başlayan, 1908 değişikliğiyle devam eden hukukî ve siyasi döneme verilen ad
mevcut : var
mezkûr : anılan, sözü geçen
Mu’cize-i Peygamberî : Peygamber Efendimizin mu’cizesi
muazzam : büyük
muhtelif : çeşitli
müteakiben : –den sonra
müteakip : –den sonra
neşretme : yayınlama
nokta-i istinad : dayanak noktası
nutuk : konuşma
revaç verme : insanların ilgi ve alâkalarını harekete geçirme
saadet : mutluluk
sada : ses
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümler, Kur’ân ve sünnet
taarruz : saldırı
tasavvur : düşünme, hayalinde canlandırma
tecellî : belirme, görünme, yansıma
teşekkül : oluşum, hareket
ümmet : Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
vahdet : birlik
vesile : vasıta
zuhur : görünme, ortaya çıkma
zulümat : karanlıklar
cihet : taraf, yön
âb-ı kevser : Cennetteki Kevser Irmağının suyu
âhirzaman : dünya hayatının kıyamete yakın son devresi
âlem-i İslâm ve insanlık : İslâm ve insanlık dünyası
âlem-i İslâm : İslam dünyası
berzah : kabir âlemi
celb etme : çekme
defter-i a’mâl : amel defteri; iyi ve kötü işlerin kaydedildiği defter
ehemmiyetsiz : kıymetsiz, önemsiz
esfel-i sâfilîn : aşağıların en aşağısı
eşhas-ı âhirzaman : âhirzamanda geleceği haber verilen şahıslar
faraza : varsayalım ki
feyiz : bolluk, bereket, lütuf
hadsiz : sınırsız
hâlet-i ruhiye : ruh hâli
helâl : dine uygun
hezeyancı : saçmalayan
hubb-u cah : makam, mevki sevgisi
Hürriyet : II. Meşrutiyet’in ilânı ile birlikte gerçekleşen yeni sistemin halk arasındaki adı
ihbar etme : haber verme
ihlâs : samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
istifade : faydalanma, yararlanma
ittihaz etmek : edinmek, kabullenmek
kemâl : kusursuzluk, mükemmellik
kıymettar : kıymetli
mahlûk : yaratılmış
makam-ı mânevî : mânevî makam
meb’usluk : milletvekilliği
meftun : düşkün, tutkun
menhus : uğursuz, kötü
mukabele etme : karşılık verme, karşı koyma
mukàbil : karşılık
muvakkat : gelip geçici
mübarek : hayırlı
müptelâ : bağımlı, düşkün
müstehzî : alay eden
nazar : bakış, göz
nevi : tür, çeşit
nüfuz : etki, otorite
rahmet : merhamet, ihsan, bağış
rıza-yı İlâhî : Allah’ın rızası
rivayetler : Hz. Peygamber’den (a.s.m.) nakledilen haberler, hadis-i şerifler
suret : biçim, şekil
şark : doğu
şöhretperest : şöhret düşkünü
tahsis : bir şeyi belli bir kişinin tasarrufuna sunma
tevil : yorum
ünsiyet : dostluk, yakınlık, alışma
vaiz-i umumî : umumî, genel vaiz
zuhur etme : görünme, ortaya çıkma
dessas : hilebaz, aldatıcı
ecnebî : yabancı, halka ve Müslümanlara yabancı olan
efrad : fertler, bireyler
eğlence-perest : eğlence ve oyuna düşkün
ehl-i dalâlet : doğru ve hak yoldan sapmış olanlar, sapkın kimseler
ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
ehl-i fazl ve kemâl : fazilet ve kemâl sahibi olanlar
ehl-i hakikat : doğru ve hak yolda olan kimseler
emel : arzu, istek
esfel-i sâfilîn : aşağıların en aşağısı
fuhşiyat/fuhş : çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan şeyler
hafiye : gizli çalışan, casus
haylâz : yaramaz, serseri
hizmet-i Kur’ân : Kur’ân hizmeti
hubb-u cah : makam, mevki sevgisi
hüsn-ü tesir : güzel, iyi tesir
hüsn-ü teveccüh : güzel ve hoş görmek, güzel bulmak
icap : gerektirme, lâzım
ihtar : hatırlatma, uyarı
iltifat-ı Rahmânî : Allah’ın sonsuz rahmetiyle lütuf ve ikramda bulunması
in’ikâs : yansıma
inkılâb : köklü değişim
istihsan : beğenme, güzel bulma
istihzâkârâne : alay edercesine
izale edilmek : giderilmek, ortadan kaldırılmak
kabul-ü Rabbânî : Cenâb-ı Allah’ın kabul ve rızâsı
kanun-u esasî : esas kanun; temel kanun ve kurallar
kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes
makbul : kabul gören, geçerli
meşru : helâl, dine uygun
muazzam : azametli, çok büyük
muhterem : hürmete lâyık, saygıdeğer
mübarek : bereketli, hayırlı
mülhid : dinsiz, inkâr eden, dini bozmaya çalışan
mütelezziz : lezzetlenen, lezzet alan
müteveccihen : yönelerek
nam kazanma : ün kazanma, ünlenme
nazar : bakış, göz
nazar-ı nefret : nefret içeren bakış
nisbeten : kıyasla, oranla
raksetmek : dans etmek
rıza-yı İlâhî : Allah’ın rızası
riyaset : başkanlık
sadâ : ses
sevab-ı uhrevî : ahiret için yapılan, kazanılan sevaplar iyilikler
sukut : alçalma, düşme
süflî : alçak, aşağılık
şakirt : talebe, öğrenci
şeâir-i İslâmiye : İslâma sembol olmuş şeyler
tahkir : aşağılama
tahrip etme : bozma, yıkma
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
teveccüh : ilgi, yönelme
teveccüh-ü rahmet : ilâhî rahmetin yönelmesi, gelmesi
tevlit etme : doğurma, meydana getirme
umum : bütün, genel
zerre : çok küçük, az
Yükleniyor...