Block title
Block content
Şimdiye kadar bütün hayatında şayan-ı hayret bir ulûvv-i himmet ve sekinet ve iffet ve mahviyet içinde yaşamış. Gına-yı kalbi, tevekkül ve kanaatı harikulâde, maişet ve kıyafeti, pek sade ve mekârim-i ahlâkı, pek fevkalâde, dünyaya zerre kadar meyil ve muhabbet etmez…

Hem öyle bir tarzda izzet-i ilmiyeyi hayatta muhafaza etmiş ki; asla kimseye arz-ı iftikar etmemek, hayatının en mühim bir düsturu olmuştur. Dünya kendilerine teveccüh etmişse de, ondan yüz çevirmiş olan Üstadımız, emr-i maaşta Cenâb-ı Hakkın inayetiyle, iffet ve nezahetini daima muhafaza eder; sadaka, zekât ve hediyeleri almaz. Yakinen biliyoruz ki, Kastamonu’da bulundukları zaman, oturdukları evin îcarını vermek için yorganını sattılar da, yine hiçbir suretle hediye kabul etmediler.

Hem Üstadımız, tekellüf ve taazzumdan asla hoşlanmaz ve talebelerinin dahi tekellüf kaydından âzade olmalarını emreder. Ve buyururlar ki: “Tekellüf, şer’an ve hikmeten fenadır, çünkü tekellüf sevdası, insanı, hadd-i mârufu tecavüze sevk eder. Mütekellif olanlar, bazan hodbinane bir tezahür ve tefâhur tavrı ve muvakkat soğuk bir riyakâr vaziyeti takınmaktan kurtulmaz. Halbuki bunların ikisi de ihlâsı zedeler.”

Hem Üstadımız, gayet mütevazidir. Tefevvuk ve temeyyüz dâiyelerinden, şöhret sevdalarından ziyadesiyle sakınırlar. Kendilerine mahsus sâfi meşrebi, o gibi can sıkacak şeylerden âlîdir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Eskişehir Hayatı / Sonraki Risale: Denizli Hayatı
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahlâk-ı Muhammediye : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) ahlâkı
Aleyhissalatü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
arz-ı iftikar etmemek : fakirliğini bildirmemek, ihtiyacını göstermemek
asır : yüzyıl
âzade : serbest, hür, uzak
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
dâiye : arzu, hırs
düstur : kural, prensip
emr-i maaş : geçim meselesi, geçinme işi
fena : kötü
fevkalâde : olağanüstü
gayet : son derece
gına-yı kalb : gönül zenginliği
hadd-i mâruf : Kur'ân ve sünnetçe makbul görülen, kabul edilen sınır
harikulâde : olağanüstü, şaşırtıcı şekilde
hikmeten : hikmet bakımından
hodbinane : kendini beğenerek, kibirli bir şekilde
îcar : kira bedeli
iffet : ahlakî temizlik, doğruluk
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
inayet : lütuf, ikram, yardım
izzet-i ilmiye : ilmin izzeti, şerefi
mahviyet : tevazu ve alçak gönüllülük
maişet : geçim, yaşayış
mekârim-i ahlâk : güzel ve üstün ahlâk
meşrep : hareket tarzı, metot, usûl
meyil : eğilim, istek, arzu
muhabbet : sevgi
muhafaza : koruma
muvakkat : geçici
mümtaz : seçkin, üstün
müstesna : seçkin
mütekellif : gereksiz külfete giren, gösterişe kapılan
mütevâzi : alçakgönüllü
nefis ve heva berzahları : nefis ve heva geçitleri, geçici lezzet ve arzu engelleri
nezahet : nezihlik, temizlik
riyakâr : iki yüzlü, gösterişçi
sadaka : Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım
sâfi : arınmış, temiz
sekinet : sakinlik, huzur
suret : biçim, şekil
şayan-ı hayret : hayrete değer
şer’an : şeriata göre; Kur'ân ve sünnet çerçevesinde bildirilen İlâhî emir ve yasaklara göre
taazzum : büyüklenme, kibirlenme
tahallûk : ahlâklanma
tecavüz : haddi aşma, ileri gitme
tefâhur : övünme, böbürlenme
tefevvuk : üstün gelme, üstünlük
tekellüf : gereksiz külfete girme, özenme, gösterişe kapılma
temeyyüz : benzerlerinden ayrılarak seçkin olma
teveccüh : ilgi, yönelme
tevekkül : Allah’a güvenme ve Onu vekil kabul etme
tezahür : kendini gösterme, gösteriş yapma
timsâl-i mücessem : cisimleşmiş, maddî yapıya bürünmüş örnek, nümune
ulûvv-i himmet : yüksek gayretlilik
yakinen : kesin ve şüphesiz olarak
zekât : zenginlik seviyesine ulaşan malın, belli bir miktarının yılda bir kez, Allah'ın belirttiği kimselere ve yerlere verilmesi
zerre kadar : en küçük bir şekilde
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...