Block title
Block content
İşte, Bediüzzaman, böyle harikalar harikası bir inayete mazhar olan mübarek bir şahsiyettir. Ve bunun içindir ki, zindanlar ona bir gülistan olmuş; oradan ebediyetlerin nurlu ufuklarını görür. İdam sehpaları, birer va’z ve irşad kürsüsüdür. Oradan insanlığa ulvî bir gaye uğrunda sabır ve sebat, metanet ve celâdet dersleri verir. Hapishaneler birer medrese-i Yusufiyeye inkılâp eder. Oraya girerken, bir profesörün üniversiteye ders vermek için girdiği gibi girer. Zira oradakiler, onun feyiz ve irşadına muhtaç olan talebeleridir. Hergün birkaç vatandaşın imanını kurtarmak ve cânileri melek gibi bir insan haline getirmek, onun için dünyalara değişilmez bir saadettir.

Böyle bir yüksek iman ve ihlâs şuuruna malik olan insan, hiç şüphesiz ki, zaman ve mekân mefhumlarının fâniler üzerinde bıraktığı yaldızlı tesirleri kesif madde âleminde bırakarak, ruhuyla mâneviyat âleminin pırıl pırıl nurlar saçan ufuklarına yükselmiş bir haldedir.

Büyük mutasavvıfların (r.a.) fena fillâh, bekabillâh diye tarif ve tavsif buyurdukları yüksek mertebe, işte bu kudsî şerefe nail olmaktır.

Evet, her mü’minin kendine mahsus bir huzur, huşû, tefeyyüz, tecerrüd ve istiğrak hali vardır. Ve herkes, iman ve irfanı, salâh ve takvâsı, feyiz ve mâneviyatı nisbetinde bu İlâhî hazdan feyizyâb olabilir. Lâkin bu güzel hal, bu tatlı visal ve bu emsalsiz haz, geçen âyet-i kerimedeki ihsan erbabı olan o büyük mücahidlerde her zaman devam ediyor. Ve işte onlar, bu sebepten dolayıdır ki, Mevlâyı unutmak gafletine düşmüyorlar. Nefisleriyle, arslanlar gibi bütün ömürleri boyunca çarpışıyorlar. Ve hayatlarının her lâhzası, en yüksek terakki ve tekâmül hatıraları kaydediyor. Ve bütün varlıkları, o cemâl, kemâl ve celâl sıfatlarıyla muttasıf olan Rabbü’l-Âlemînin rızasında erimiş bulunuyorlar. Mevlâ, bizleri de o bahtiyarlar zümresine ilhak eylesin. Âmin.
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Sonraki Risale: Giriş
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âyet-i kerime : Kur’an’ın herbir cümlesi
bekabillâh : Allah ile var olmak
câni : katil, cinayet işleyen
celâdet : kahramanlık, yiğitlik
ebediyet : sonu olmayan sonsuzluk
emsalsiz : benzersiz, eşsiz
fâni : geçici, ölümlü
fena fillâh : Allah’ın varlığında yok olma, kulun zât ve sıfatlarının Allah’ın zât ve sıfatlarında fani olması
feyiz : ilham, bolluk, bereket
feyizyâb olma : feyiz bulma; manevî nimetlere ve ikramlara nail olma
gaflet : Allah’a ve Onun emir ve yasaklarına karşı duyarsız davranma hâli, umursamazlık
gülistan : gül bahçesi
haz : zevk; manevî lezzet
huşû : kulun, Allah’ın varlıklar üzerinde yansıyan haşmet ve görkemini düşünerek kendisinden geçmesi
huzur : kulun kendisini Allah’ın huzurunda hissetmesi
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet
ihsan erbabı : Allah’ı görmese de, her an görüyormuşcasına hareket eden seçkin kullar
İlâhî : Allah tarafından olan
inâyet : Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik
inkılâp etmek : dönüşmek
irfan : varlıklarda gizli olan hakikatlere tefekkür, keşif ve ilham yoluyla vâkıf olma
irşad : doğru yolu gösterme
istiğrak : Allah aşkıyla dünyayı unutup kendinden geçme
kesif : yoğun, katı
kudsî : her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes
malik : sahip
mâneviyat : mânevî yönden elde edilen gelişmeler ve özellikler
mazhar : ayna olma, erişme
medrese-i Yusufiye : Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
mefhum : bir sözden çıkarılan mânâ; kavram
metanet : sağlamlık, kararlılık
Mevlâ : bütün varlıklar âleminin yegâne sahibi ve efendisi olan Allah
mutasavvıf : tasavvuf ehli, kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler
mü’min : iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
mübarek : kutlu; kendisine çok saygı duyulan
mücahid : cihad eden; nefis ve şeytanlarla mücadele eden
nail olmak : erişmek
nefis : insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duyu
nisbetinde : oranında
saadet : mutluluk
salâh : iyilik
sebat : kararlılık, sabit olma
şuur : bilinç, anlayış, idrak
takvâ : Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma
tavsif : vasıflandırma, niteleme
tecerrüd : soyutlanma, sıyrılma; bütün varlıklardan alâka ve bağlantıları koparıp, kendini onlardan arındırıp Allah’a yönelme
tefeyyüz : feyizlenme; manevî yönden ilerleme ve yükselme
ulvî : yüce, büyük
visal : kavuşma
zira : çünkü
Yükleniyor...