Bu makamda size bir temsil: Meselâ, sizden yorulmuş yolcu bir adam, yalnız bir saat tenezzüh etmek üzere, gayet müzeyyen ve müzehher bir bahçeye girse, nakaisten müberra olmak, cinan-ı Cennetin mahsusatından ve her kemâle bir noksanı karıştırmak, şu âlem-i kevn ve fesadın mukteziyatından olmakla, şu bahçenin müteferrik köşelerinde bazı pis ve murdar şeyler bulunduğu için, inhiraf-ı mizaç sevki ve emriyle, yalnız o taaffunâtı taharri ve o murdar şeylere idame-i nazar eder. Güya, onda yalnız o var. Hülyânın hükmüyle fena hayal tevessü ederek, o bostanı bir selhhâne ve mezbele sûretinde gösterdiğinden midesi bulanır ve istifrağ eder, kemâl-i nefretle kaçar. Acaba, beşerin lezzet-i hayatını gussedar eden böyle bir hayale hikmet ve maslahat rû-yi rıza gösterebilecek midir? Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır.

S - Herkes, zaman ve dehirden şikâyet ediyor. Acaba Sâni-i Zülcelâlin san’at-ı bedîine itiraz çıkmaz mı?

C - Hayır, asla! Belki mânâsı şudur: Güya şikâyetçi der ki, istediğim emir ve arzu ettiğim şey ve teşehhî ettiğim hal, hikmet-i ezeliyenin düsturuyla tanzim olunan âlemin mahiyeti mustaid değil; ve inâyet-i ezeliyenin pergeliyle nakşolunan feleğin kanunu müsait değil; ve meşiet-i ezeliyenin matbaasında tab olunan zamanın tabiatı muvafık değil; ve mesâlih-i umumiyeyi tesis eden hikmet-i İlâhî râzı değildir ki, şu âlem-i imkân, Feyyaz-ı Mutlakın yed-i kudretinden şu ukûlümüzün hendesesiyle ve tehevvüsümüz iştahıyla istediğimiz semeratı koparsın... Verse de tutamaz, düşse de kaldıramaz. Evet, bir şahsın tehevvüsü için, büyük bir daire-i muhita, hareket-i mühimmesinden durdurulmaz.

Elhasıl: Cerbeze bir hâkimdir. Yalnız seyyiat tarafını konuşturmamalı; onun hasmı olan hasenatı da dinlemeli, sonra muvazene edip, mizan-ı haşirdeki hükm-ü âdilâne gibi râcih gelene muhabbetle hak vermelidir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem-i kevn ve fesad : oluşumlar ve yok oluşlar dünyası
aşiret : büyük ölçüde aynı dil ve kültürü paylaşan, birçok boydan (kabile) oluşan, yapısındaki aileler arasında toplum, ekonomi, din, kan veya evlilik bağları bulunan göçebe veya yerleşik nitelikteki topluluk, oymak
cerbeze : doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterecek derecede aldatıcılık
cerbeze-âlûd : cerbezeye bulaşmış, kapılmış
cinan-ı Cennet : Cennet bahçeleri
dakika-i vâhide : bir dakika
efrad : bireyler, fertler
enva : çeşitler, türler
galip etmek : üstün hâle getirmek
garaib : tuhaflıklar, tuhaf şeyler
hasenat : güzellikler, iyilikler
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
hüzün-engizâne : keder verici bir şekilde
kemâl : olgunluk, kusursuzluk, mükemmellik
kıyas etme : karşılaştırma
mahsusat : hususiyetler, birşeye özel, has özellikler
matem : yas
me’yusiyet : ümitsizlik
muhassal : hasıl olan, toplam sonuç olarak ortaya çıkan
mukteziyat : gerekler, gereklilikler
murdar : pis, kirli
mustakzer : pis, pislik saçan
müberra olmak : temiz ve beri olmak, uzak olmak
müncezip : cezbeye kapılmış, tutulmuş
müteaffin : kokuşmuş, pis koku yayan
müteferrik : dağınık, farklı farklı
müzehher : çiçeklerle bezenmiş
müzeyyen : süslenmiş, süslü
nakais : noksanlar, eksiklikler
nazar : bakış, görüş
nazarında : gözünde
rakkasâne : bir dansçı gibi dans ederek
râyiha-i kerihe : tiksinti verici koku
seyyie : kötülük, günah
sudur : çıkma
sümbüllendirmek : (mcz.) büyütmek, geliştirmek
şahs-ı hazır : o anda orada bulunan kişi
şe’n : durum, karakter, özellik
tasavvur : düşünme, hayal etme
tasvir etmek : canlandırarak anlatmak, şekillendirerek ifade etmek
tavr-ı acîb : acayip tavır, davranış
tayy-ı mekân etmek : mekânları ortadan kaldırmak
tayy-ı zaman etmek : zamanı atlamak
temaşa : bakma, seyretme
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
tenezzüh etmek : gezmek, dolaşmak
tevbih : azarlama
vâlide : anne
vehim : kuruntu
vehmen : kuruntu yaparak, olmadığı halde birşeyi var sayarak
âlem-i imkân : ihtimaller âlemi; kâinat; varlığı da yokluğu da eşit olan varlıklar dünyası
beşer : insan
cerbeze : doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterecek derecede aldatıcılık
daire-i muhita : kuşatıcı daire, geniş daire
dehr : devir, çağ, zaman
elhasıl : kısaca, özetle
fena hayal : kötü hayal
Feyyaz-ı Mutlak : sınırsız bir şekilde pek çok feyiz, bolluk ve bereket veren Allah
gussedar etmek : kedere boğmak, sıkıntı vermek
hâkim : yargıç
hareket-i mühimme : önemli hareket
hasenat : güzellikler, iyilikler
hasım : rakip, düşman
hendese : mühendislik, plân ve proje
hikmet : fayda, gaye
hikmet-i ezeliye : Allah’ın ezelî hikmeti; herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik şekilde yapma sıfatı
hikmet-i İlâhî : İlâhî hikmet; Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı
hükm-ü âdilâne : adalet üzere verilen hüküm
hülyâ : hayal
idame-i nazar etme : sürekli bakma
inâyet-i ezeliye : Allah’ın ezelî inâyeti; Allah’ın başlangıcı olmayan sonsuz düzeni, sistemi
inhiraf-ı mizaç : mizacın bozulması, karakter bozukluğu
istifrağ etme : kusma
kemâl-i nefret : tam bir nefret
lezzet-i hayat : hayatın lezzeti
mahiyet : esas, nitelik, öz
maslahat : fayda, yarar
mesâlih-i umumiye : genel maslahatlar, faydalar, yararlar
meşiet-i ezeliye : Cenâb-ı Hakkın ezelî iradesi, dilemesi
mezbele : çöplük
mizan-ı haşir : haşir terazisi, büyük hesap günü olan haşir meydanında amelleri tartan terazi
murdar : pis, kirli
mustaid değil : henüz hazır değil, müsait değil
muvafık : lâyık, uygun
muvazene etme : tartma, ölçme
nakşolunma : işlenme (n-ḳ-ş)
râcih : üstün gelen, ağır basan
rû-yi rıza : rıza yüzü, hoşnutluk
san’at-ı bedî : eşsiz, güzel ve harika san’at
Sâni-i Zülcelâl : büyüklük ve yücelik sahibi, herşeyi san’atlı bir şekilde yapan Allah
selhhâne : hayvanların kesilip yüzüldüğü yer, mezbaha
semerat : meyveler, neticeler, ürünler
sevk : sürme, yönlendirme, götürme
seyyiat : günahlar, kötülükler
taaffunât : kokuşmalar, kokuşmuş şeyler
tab olunma : basılma
taharri : araştırma, arama
tanzim olunan : düzenlenen
tehevvüs : heveslenmek
teşehhî : hevesle isteme, şiddetli şekilde arzu etme
tevessü : genişleme, yayılma
ukûl : akıllar
yed-i kudret : Allah’ın kudret eli