HASAN FEYZİ YÜREĞİL

Şair, edip, mutasavvıf ve muallim Hasan Feyzi Yüreğil, 1895 senesinde Denizli'de doğmuştur. Bediüzzaman Hazretlerini 1943 Denizli Mahkemesi sırasında tanıyan Hasan Feyzi Efendi Hapishaneye girmedi, fakat şiir ve yazılarıyla dışarıdan, hapishanedeki Üstad’ına ve Nur Talebelerine sahip çıktı, onlara kol kanat gerdi. Bilhassa, o günlerin çok ağır baskılarına maruz kalan Nur talebelerine şiirleriyle moral ve şevk kaynağı oldu. Hasan Feyzi’nin yazdığı bu manzumeler için, Savlı Abdulkadir Ağabeyden, Üstad’tan naklen şu hatırayı almıştık:

“Ben dua makamında okuyorum, çünkü o manzumeler ilhamla yazılmış, sizler de dua makamında okuyunuz.” buyurmuş Hz. Üstad. (Ağabeyler Anlatıyor-2 sayfa 31)

Hasan Feyzi’nin Risale-i Nur Külliyatında çok sayıda şiir ve mektupları var. Ayrıca Hz. Üstad’ın bu mümtaz talebesinden sitayişle bahsettiği mektuplar da var Külliyatta.

Hasan Feyzi Efendi, 13 Kasım 1946 tarihinde bir Çarşamba günü, çok sevdiği Üstad’ından on dört sene evvel, Denizli’de vefat etti. Üstad’ına bedel gitti. Bunu şöyle açıklıyor Bediüzzaman Hazretleri:

“Nurlar hakkında parlak fıkralarında, bu bîçare kardeşine kendini kurban etmeğe söz verdiğinden ve Nur vazifesini acele yapmasıyla istirahat âlemine gitti.” (bk. Emirdağ Lahikası-I, 141. Mektup, s. 189)

Kendini kurban etme meselesi ise Hasan Feyzi’nin bir şiirinde şu şekilde geçiyor:

“Dahi nezrim bu ki, canım sana kurban olacak!” (bk. Tarihçe-i Hayat, Emirdağ Hayatı, s. 539)

Mezarı Denizli Kabristanındadır. Denizli Şehidi, İslamköylü Hafız Ali Efendiye yakındır.

Muslihiddin Sönmez, Hasan Feyzi Efendi ile Çok Samimiydi

Bediüzzaman Hazretlerinden on dört sene evvel, 1946 senesinde vefat eden Hasan Feyzi Yüreğil hakkında bilgi kaynakları -çok uzun bir zaman geçtiği için- yok denecek kadar azalmıştır. Bir istisna olarak, Hasan Feyzi Ağabeye çok yakın olmuş ve 2014 yılı itibarıyla halen hayatta olan bir Ağabeyimiz var: Muslihiddin Sönmez.

1921 Salihli doğumlu “Muslihiddin Sönmez” Ağabey, emekli savcıdır. Üstadımızın 1943 Denizli Mahkemesinde Fahrî Avukatlığını yapan Ziya Sönmez’in oğludur. Muslihiddin Ağabey Hz. Üstad’ı Denizli ve İstanbul’da ziyaretlerde bulunmuş ve kendisiyle konuşmuştur. Bu hatıraları “Ağabeyler Anlatıyor-1” kitabından okunabilir.

Sönmez ailesinin bir hususiyeti; en tepeden aşağıya doğru aile boyu hukukçu olmalarıdır. Muslihiddin Sönmez’in dedesi, babası, kendisi ve oğlu; hepsi de hukuk adamı... Uzun müddet İzmir Karşıyaka’da ikamet eden Muslihiddin Ağabey daha sonra Ankara’ya taşınmıştır. Kendisiyle yakın dostluğumuz ve görüşmelerimiz devam etmektedir…

Muslihiddin Sönmez’in Hasan Feyzi (R.H.) Ağabeyle çok samimi, çok hasbi, çok hususi münasebetleri olmuştur. Karşılıklı olarak hem eski yazı, hem de yeni yazı olarak çok sayıda mektuplaşmaları vardır.

Muslihiddin Ağabey, Hasan Feyzi Efendi ile yazıştığı -Osmanlıca ve yeni harf- bütün mektupların hem orijinallerini, hem de Osmanlıcaların çevirisini bir dosya halinde arşivime konmak üzere bize hediye etmiştir. Aynı dosya içinde Hasan Feyzi Ağabeye aid 156 mısra, yani 78 beyitlik oldukça uzun bir şiir de vardır. Mektuplar ise ilmî, tefekkürî ve tasavvufî niteliktedir. İnşallah bir gün neşretmek nasip olur bize…

Ayrıca 1944 Denizli beraatından sonra -babası Ziya Sönmez Üstad’ın avukatı olması hasebiyle- evlerine mahkemeden gönderilen bir sandık dolusu risalelerden bir kısmını kendisine ayırmış. Kitaplar el yazması, Üstad’dan tashihli, orijinal. Bu tarihi gazi kitapların üzerlerinde mahkeme kayıt yazıları hâlâ duruyor. Kitapların bazılarını şahsıma hediye etmek lûtfunda bulunmuştur. Allah razı olsun.

Dosyanın Birinci Sayfasında Şunlar Yazmaktadır:

Muslihiddin Sönmez’in çok yakın dostu Hasan Feyzi Efendi hakkında hazırladığı dosyanın birinci sayfasında kendi imzasıyla aynen şunlar yazmaktadır.

“Hazret-i Pîr Muhammed Nur-ül Arabî halifesi Üsküplü Ferid Efendinin, hâs ve mümtâz bir halîfesi olan Denizlili HASAN FEYZİ Efendi Hz.nin naçiz şahsıma gönderdiği tasavvufî değeri çok yüksek olan mektuplarını ve şiirlerini bâzı ihvanın ısrarlı rica ve talebleri üzerine derlemiş ve burada toplamış bulunuyorum..."

“Yazılarındaki irtibatın bozulmaması, yazıların daha iyi anlaşılması ve zevkine varılması için bu mektuplaşmaya vesile olan ve tarafımdan yazılan bir yazı ile cevabî mektuplarım da yine ihvanın talep ve tavsiyesi üzerine buraya eklenmiştir."

“Mektuplardaki Arabî ve Farisî lügatlerin Türkçe karşılıkları, metnin okunurken anlaşılması için, metnin içinde ( ) işaretleri arasında dercedilmiş ve şiirlerin içindeki lügatlerin karşılıkları ise okunurken zevki bozmamak için şiirlerin sonunda ayrıca ve topluca gösterilmiştir."

“Üstadım ve mürşidim Hasan Feyzi Efendi Hz.nin, maneviyatından da yine ihvanın tavsiyesi üzerine buraya eklemiş bulunuyorum."

“Son olarak Hasan Feyzi Efendi Hz.nin, bir parça olsun tanınması ve tanıtılması için tarihçe-i hayatından küçük bir parçayı ve küçük bir damlayı yazarak buraya eklemiş bulunuyorum."

“Bütün bu çalışma, “O”nun ismini yâda ve ruhunu şâda vesile olursa ne mutlu bana.”

Muslihiddin Sönmez.

Hasan Feyzi (K.S.) Efendi Hazretlerinin Tarihçe-i Hayatından Bir Damla

Muslihiddin Sönmez, bahsi geçen dosyanın son sayfasında, Hasan Feyzi Yüreğil’in kısa Tarihçe-i Hayatını ve şemalını şu şekilde anlatmaktadır:

“Hasan Feyzi, Denizli ilinin Yüreğil köyünde 1895 tarihinde doğdu. Kısa bir klâsik tahsilini müteakip kendi kendini yetiştirdi. Zâhir ve bâtın ilimlerinde haklı bir şöhret kazandı. Bir müddet muâllimlik yaptığı için Muâllim Hasan Feyzi namıyla tanındı."

“19. asrın büyük Melâmi meşâyihinden ve 3. devre Melâmiliğinin kurucusu Muhammed Nur-ül Arabî Hazretlerinin halifelerinden Üsküplü Ferid Efendi Hazretlerinden feyz alarak, onun has ve mümtaz bir halifesi oldu. Denizli ve civarında Melâmiliği neşr-ü tâmim ederek mânevi feyiz kaynağı oldu."

“Hususi sohbetleri ve çok nadir olarak camilerde yaptığı vazlarla dikkati çeken ve takdir toplayan Hasan Feyzi Hz. Kısa boylu, zayıf, nahif, halim, selim, son derece nazik ve kibar, yumuşak huylu, yumuşak sesli, güler yüzlü, hoşgörülü, zeki bakışlı, melâmeti hâli ile yaşayan değerli bir mürşid idi."

“Üstadı Muhammed Nur-ül Arabî gibi, o da şeriata son derece bağlı ve tâbir-i mahsusu ile ahkâma riayetkâr idi."

“Onun sohbetleri hâlâ hatıralarda ve hafızalarda bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Bilhassa 'Kur’an Arapça değil, Rabçadır.' sözü hiç unutulmamaktadır. Birçok basılmamış mektupları ve şiirleri mevcud idiyse de ben fakire yazdığı mektup ve şiirlerden maâdâsı ölümünden sonra zayi olmuş ve bütün arama ve araştırmalara rağmen maalesef bulunamamıştır. Bu ise manevi hayatımız için büyük bir kayıptır."

“1946 yılının 13 Kasım Çarşamba gecesi, Denizli’de kısa süren bir göğüs hastalığını müteakip vefat etti. Hastalığı esnasında ıstırabını hiç hissettirmemesi, hiç şikâyet etmemesi ve daima güleç ve güler yüzünü ve tavrını muhafaza etmesi hâlâ hatıralardadır."

“Kendisini gönülden seven dost ve ihvanlarının gözyaşlarıyla Denizli kabristanına defnedilen Hasan Feyzi Hz.nin kabri, kendisini gönülden seven, tanıyan dost ve ihvanının dâimî ziyaretgâhı halindedir."

“Son sözü kabir taşındaki kitabesine bırakıyorum:

Aziz şehid tebdil olundu şânı,
Yüreğilli bir Ömer’dir hem nâmı,
Bilmediler söz attılar ol ere,
O da taşa rahmet olur mu diye.

Yaşı henüz basmadan elli bire,
Boyun kesip verdi canını ol dilbere,
Ömrünü ilm-i, irfana vakfedip,
Mektep ve kürsülerde feryad edip,
Yıkadı kalpleri feyziyle her an,
Ölmüş tenler de hep buldular can.

13 Kasım bir Çarşamba gecesi rıhlet etti Hz. Hasan Feyzi,

Kim ruhuna bir Fatiha okuya,
Nûşerderler Feyziyi doya doya…”

Muslihiddin Sönmez

Hasan Feyzi Efendi Üstad’a Âşıktı. Melâmî Şeyhi İken Nurcu Oldu

Muslihiddin Sönmez Ağabeye kendi evinde sayısız ziyaretlerim oldu. Kendisi Hz. Üstad’ın Denizli dönemi için ve o dönemde -hasbelkader- bulunmuş Ağabeyler bakımından çok önemli bir kaynaktı. Ondan başka bu dünyada kimse kalmamıştı. Bunun farkında olarak Muslihiddin Ağabeye olabildiğince çok sayıda sorular sordum ve bunları kamera ile kaydettim. Merhum Hasan Feyzi Yüreğil (R.H.) ile ilgili yaptığım röportajın ilgili bir kısmını konu münasebetiyle buraya alıyorum. (Ömer Özcan)

Hasan Feyzi Yüreğil ile de çok samimiyetiniz var. Bana onunla yazıştığınız karşılıklı mektupların dosyasını, tamamının orijinallerini vermiştiniz. İnşallah zamanı gelince ben bu henüz gün yüzüne hiç çıkmamış hazine değerindeki mektupları yayınlayacağım. Hasan Feyzi Efendiyle samimiyetiniz nasıl başladı?

— Hasan Feyzi Efendi Melâmî Şeyhi idi aslında. Bediüzzaman’ı tanıdıktan sonra Nurcu oldu.

— Sonradan Melamilik kaldı mı?

— Kalmadı. Kendisini Risale-i Nur’a vakfetti. Bediüzzaman’a çok hayranlığı vardı. Âşıktı Üstad’a. Kendini kurban etme meselesi ise Hasan Feyzi’nin bir şiirinde şu şekilde geçiyor: “Dahi nezrim bu ki, canım sana kurban olacak!”

Üstad’la ilgili bir şey söyler miydi sana? Onu tanıyan sizden başka kimse kalmadı bu dünyada.

Bediüzzaman zamanın MEHDİ’sidir, derdi.

— Muslihiddin Ağabey, sizi yorduk, bilinmeyen birçok meselenin canlı şahidi olarak tarihe ışık tutmuş oldunuz. Müsaadeniz olursa bunları yayınlamak istiyorum.

Yayınlayabilirsin.

Allah razı olsun.

Mustafa Sungur Ağabeyin Dilinden, Hasan Feyzi Yüreğil

Bir ders ortamında merhum Mustafa Sungur Ağabey, Hasan Feyzi Ağabeyle ilgili hatıralardan bahsetmiş ve bunu şu şekilde kaydetmiştim:

“Tarihçe-i Hayattan Hasan Feyzi Ağabeyin,

Güzel oku! Her zerrede coşkun birer mânâ var,
Derd ehline bu mânâda canlar sunan edâ var.

Vermek için parlaklığı, gamlı gönül evine,
Bir bak hele, her cilâdan üstün olan cilâ var.

Derin, güzel düşünce ile incelersen bunu sen,
Zaiflemiş ruhlar için dağlar gibi gıdâ var.

İlâ âhir…

şiirini coşkuyla okuyan Sungur Ağabey, şöyle demişti:

“Seneler evvel aynı şiiri Üstad yine bana okutmuştu ve: ‘Sungur! Senin kalbinin derinliklerinde olan, Hasan Feyzi’nin gözlerinin önündedir!’ demişti."

Sungur Ağabey devamla: Üstad’ımız Denizli beraatından sonra iki ay içinde Emirdağ’ına sürgün ediliyor. Şimdi okuyacağım şiir de Hasan Feyzi Ağabeyin; Üstad’ın Denizli’den ayrılmasından dolayı nasıl gözyaşı döktüğünü gösteriyor. Bu şiiri Üstadımız ayrılırken Hasan Feyzi Ağabey, Üstadımızın arabasından içeri atıyor.”

Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak!
Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak.

Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm..
Çünki hicran dolu kalbim yine hicran olacak.

Yine göç var diye mecnûna haber verme sakın!
Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak.

Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek;
Kapanıp Kâbe-i irfan, yine vîran olacak.

Haber aldım ki yarın yad olacakmış bize yâr,
Ne büyük yâre ki, kimler buna derman olacak?

İlâ âhir...

bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-VI

***

1895'de Denizli'de doğdu. Şâir, edib, mutassavıf ve muallimdi. Bediüzzaman'ı 1943'de Denizli'd tanıdı. 1946'da vefat etti.

Bediüzzaman'a Âşık Bir Zat

Nur irfan mektebinin unutulmaz simalarından birisi de Hasan Feyzi YÜREĞİL ismindeki bir hakikat kahramanıdır.

İlk intiba, ilk tesir, ilk ziyaret, ilk hatıra, insan hafıza ve gönlünden kolay kolay silinmiyor. Risale-i Nur'un müstesna talebelerinden Hasan Feyzi Hazretlerinin Denizli kabristanındaki mezarını ilk ziyaret hatırasını da unutmak mümkün müdür? Bu ziyaret hatırası terütaze zihnimde her zaman yaşamaktadır.

Hasan Feyzi YÜREĞİL, Denizli'nin Çivril kazasının Güveçli köyünde muallim olarak imana ve Kur'an'a hizmet eden bir hakikat adamı idi. Melami tarikatı şeyhlerinden olan zat, Nur manzumesine dahil olmazdan evvel de etrafını ışıldatan bir kandildi.

"Canım Sana Kurban Olacak"

Hasan Feyzi Nur'un ateşine pervaneler gibi atmıştı kendini. Eski zamanlarda birbirinin yerine hastalanan ve vefat eden yüksek fedakârlar gibi, o da Rabbinden, Üstad'ına bedel ölmeyi diliyor. Bir şiirinde bu niyazını şöyle dile getiriyordu:

"Bab-ı feyzinden ırak olmayı asla çekemem,
Dahi nezrin bu ki, canım sana kurban olacak."

(Ey gönüllerin sultanı Bediüzzaman, senin feyizli, bereketli kapından, dergâhından, eşiğinden uzak olmaya, ayrı kalmaya asla dayanamam.

"Benim adağım, dileğim ve arzum, canımın sana kurban olmasıdır. Ben senin uğrunda kendimi feda ediyorum. Sana gelecek belalar bana gelsin. Sana hayatımı adak olarak takdim ediyorum.)

Gerçekten Hasan Feyzi Efendinin bu niyazını, bu samimi ve kalbî arzusunu Cenab-ı Hak kabul etmişti. Bu manzumeyi yazdıktan kısa bir zaman sonra 13 Kasım 1946 senesinin Çarşamba günü Cenab-ı Hakk'ın rahmetine intikal etti.

"Üstad'ına Bedel Şehit Oldu"

Nur Risalelerinde birçok mektupları, şiirleri ve takrizleri bulunmaktadır. Bu vefat hâdisesiyle alâkalı olarak Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri bir mektubunda şunları ifade etmektedir:

"Nur hakkında parlak fıkralarında, bu biçare kardeşine kendini kurban etmeye söz verdiğinden ve Nur vazifesini acele yapmasıyla istirahat âlemine gitti."

"Merhum Hasan Feyzi kardeşimiz, aynen şehid merhum Hâfız Ali misillü, bir mektubunda dediği gibi 'Dahi nezrim bu ki, canım sana kurban olacak!' dediğini tasdiken Üstad'ına bedel, şehid kardeşi büyük Hafız Ali'nin yanına gitmiş. Bu zat-ı zülcenaheyn, ehl-i kalb ve gayet yüksek bir ehl-i ilim ve hakikat, otuz sene muallimlik perdesi altında imana hizmet etmiş ve on seneden beri Risale-i Nuru elde edip, gizli perde altında çalışmış. Sonra da iki sene zarfında doğrudan doğruya Risale-i Nur'un yüksek hikmetlerini ve kemâlatını çekinmeyerek ruh-u caniyle herkese ilan etmiştir."

"Bir Asır Evvelki Müjde"

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin dünyaya geldiği senelerde, yani bir asır kadar evvel, Denizli'de büyük evliyadan Hacı Hasan Feyzi isminde bir zat, bir gün talebelerine:

"Bugün Kürdistan'da bir büyük evliya dünyaya geldi. Bu zat, zamanımızın sahibi, asrımızın vekilidir." diyerek müjdeler veriyordu.

İşte bu Hacı Hasan Feyzi'den sonra sıra ile yerine iki zat geçiyor. Aradan seneler geçtikten sonra, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Denizli hapishanesine gelince, aynı ismi taşıyan muallim Hasan Feyzi Efendi, birinci Hacı Hasan Feyzi'ye imtisalen Nur Risalelerine sahip çıkıyor. Nura pervane olarak, sahip olduğu şeyhliği dahi bir tarafa bırakarak şunları terennüm ediyordu:

"Yollarda bıraktık geçtik dervişi,
Attık gönüllerden öyle teşvişi.
Kâfi parlayan Nur'un güneşi,
Ey makes-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur..."

Bugün Denizli mezarlığında medfun olan Hasan Feyzi Efendi'nin beyaz mezar kitabesinde şu satırlar okunmaktadır:

"Ömrünü ilm ü irfana vakfedip mektep ve kürsülerde feryad edip, kalbleri feyz ile her an, ölmüş tenlerde hep buldular can. Bilmediler söz attılar ol ere, o da tasa rahmet olur mu diye, yaşı basarken elli bire, boyun kesip verdi canını dilbere..."

"Aziz şehid Hasan Feyzi, 13 Kasım 1946 Çarşamba günü irtihal eyledi."

Bu aziz İslâm kahramanının şiir, mektup, takriz ve mersiyeleri, Nur Risalelerinin şu eserlerinde yer almıştır: Emirdağ Lâhikası, Tarihçe-i Hayat, Konferans, İman Hakikatları, Siracinnur.

Kabri nur, mekânı ebedî Cennet olsun...

Ayrılık Şiiri

Bediüzzaman Said Nursî, Denizli hapsinden beraat ve tahliyeden sonra bir buçuk ay Şehir Palas Otelinde kalmıştı. 31 Temmuz 1944 Perşembe günü bir komiser refakatinde Denizli'den Afyon'a hareket etmişti. Bu hareket esnasında Hasan Feyzi Efendi, Üstad'ına: "Hazretinize buradan ayrılık söylemiştim" başlığını taşıyan şu ayrılık şiirini takdım etmişti:

"HAZRETİNİZE BURADAN AYRILIK SÖYLEMİŞTİM"

"Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak,
Yine fırkat, yine hasret, yine hüsran olacak.
Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm,
Çünkü hicran dolu kalbim yerine hicran olacak."

***
"Yine göç var diye mecnuna haber verme sakın,
Yine matem, yine zari, yine efgan olacak.
Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek,
Kapanıp Kâbe-i irfan, yine viran olacak."
***
"Haber aldım ki, yarın yâd olacakmış bize yar,
Ne büyük yâre ki kimler buna derman olacak.
Bu büyük derd ü elemden kime şekva edeyim?,
İşiten nâlemi, hep ben gibi nâlân olacak."
***
"O şifa bahş olan envarını sen çeksen eğer,
Bana kim nur verecek, kim bana Lokman olacak!..
O temiz pâk nefesin, âb-ı hayatı bu çölün,
Onu dûr etme ki her fert ona reyyan olacak."
***
"Hele ol nur-u şerifin kime değmişse eğer,
Küçücük zerre de olsa, meh-i tâban olacak.
O lütufkâr, o keremkâr eli öptükçe benim,
Bu küçük kalbi hazinim yine handan olacak."
***
"Bab-ı feyzinden ırak olmayı asla çekemem,
Dahi nezrim bu ki, canım sana kurban olacak.

Nazarın erse garip başıma ey nur-u Hüda,
Bugün artık bu hakir bende de umman olacak."
***
"Bu anasır, yüzüne her ne kadar çekse hicap;
Yine haksın, buna şahid yine Kur'an olacak.
Kab-ı Kavseynden alıp dersimi bildim ki ayân,
O güzel nur-u bedi, âleme sultan olacak."
***
"Sakınıp Feyz-i bîçareye bahs açma bugün,
Yeni baştan, yine şeydâ, yine giryan olacak."

Ayrılık Şiirinin Açıklaması

Hidayetin Nuru çekilince, yine her taraf karanlık olacak, yine ayrılık, yine hasret, yine hüsran olacak.
Ey ağlayan gözlerim, yaş yerine kan akıtarak ağla, çünkü, ayrılıklarla dolu olan kalbim yine ayrılıklarla dolacak

Yine göç ve ayrılık var diye mecnuna haber verme sakın. Çünkü yine matem, yine feryat, yine inleyiş ve yine figanlar olacak.
Açılan tevhid gülü bu ayrılıktan dolayı sararıp, solacaktır. İrfan burcu, iman ocağı yine bu ayrılıktan dolayı viraneye dönecektir.

Ben işittim ki yarın sevgili bize yabancı olacakmış, bizden ayrılacakmış. Bu öyle büyük bir yara ki, bu yaraya kimler derman olabilecek?
Bu büyük dert ve elemden ben kime şikâyet edeyim, çünkü benim dert ve elemimi işitenler de benim bu inleyişim karşısında inlemeye başlayacaklar.

O şifa veren nurlarını eğer sen benden çekersen, bana kim nur verecek, beni kim aydınlatacak? Benim dertlerime kim Lokman olup, tedavi edebilecek?
Ey sevgili Üstadım, senin o temiz pâk nefesin bu çölün, bu kurak talebenizin hayat suyudur, can kaynağıdır, ne olur bu hayat menbaını benden uzaklaştırma, çünkü benim gibi her fert, her şahıs bu kaynaktan bana kana kana içip doyacaktır.

O şerefli nurun kime değmişse, o nurla şereflenenler küçücük bir zerre deolsalar, o nur sayesinde ışık saçan bir ay parçası olacaklardır.
O ulu sultanın lütuf ve kerem dolu mübarek elini öptükçe benim küçücük kalbim seinç sürûrla dolacak.

Ey büyük Üstad, senin feyizli kapından uzakta kalmaya asla dayanamam, bu ıraklığı çekemem. Benim adağım, arzum ve dileğim şu ki, canım sana kurban olsun, hayatım sana feda olsun.
Senin bakışın benim garip başıma bir değse, sen bana bir nazar etsen ey Allah'ın nuru! O zaman bu küçük kul, o vakit, o nur sayesinde bir umman olacaktır.

Bu mevcudat yüzüne her ne kadar perde çekse, seni görmemezlikten gelse, sen yine haksın, buna şahid ise Kur'an'dır.
Ben dersimi Kab-ı Kavseynden aldım ve gayet açık bildim ki, bu güzel ve eşsiz nur bütün dünyaya sultan olacaktır.

Sakın! Bu bîçare Hasan Feyzi'ye herhangi bir bahis açma, çünkü bu Hasan Feyzi yeni baştan âşık olacak, yeniden ağlamaya başlayacaktır.

(bk. Necmeddin ŞAHİNER, Son Şahitler-II)

Yükleniyor...