MEHMET CELALÎ (ŞEYH)
Şeyh Mehmed Celâlî Hazretleri, Doğubeyazıt'ta Bediüzzaman'a üç ay ders veren zattır. Aslen Arvaslıdır. Uzun müddet Celâlî kabilesi arasında kaldığı için kendisine "Celâlî" denilmekteydi. 1851 yılında dünyaya gelmiş, 1914'te Siirt'in Şirvan ilçesinde vefat etmiştir. On biri erkek, dokuzu kız olmak üzere yirmi evlâdı vardı. Çocuklarından Hoca Sabri’nin oğlu İbrahim Barış, dedesi Şeyh Mehmed Celali ile ilgili bu araştırmamın en temel kaynağı olmuştur.
İbrahim BARIŞ 1938 Ağrı-Doğubeyazıt doğumlu olup, Bediüzzaman’ın, o günkü ünvanıyla Molla Said’in Doğubeyazıt’ta üç ay ders aldığı Şeyh Mehmet Celalî’nin torunudur. İbrahim Ağabeyin babası Hoca Sıddık da, Bediüzzaman’la beraber kendi babası Şeyh Mehmet Celalî’den ders almıştır. İbrahim Ağabey halen Doğubeyazıt’ta esnaflık yapmaktadır. 30 Temmuz 2002 tarihinde Doğubeyazıt’a gidip, İbrahim Barış’ı dükkânında buldum ve babasından dinlediği o döneme ait hatıraları sordum ve kaydettim.
Hatıraların daha iyi anlaşılabilmesi için, önce Şeyh Mehmet Celalî, Doğubeyazıt ve Ahmed-i Hani Hazretleri hakkında kısaca malumat vermekte fayda var.
Şeyh Mehmet Celalî Hazretleriyle Üç Aylık Tahsil
Tarihçe-i Hayat’ta, Molla Said’in Şeyh Mehmet Celalî Hazretlerinden aldığı üç aylık tahsil meselesi şu şekilde izah edilmektedir:
“…Birkaç gün sonra Vastan kasabasına gitti ise de, orada tebdil-i hava için ancak bir ay kadar kaldı, bilâhare Molla Mehmet isminde bir zatın refakatinde Erzurum vilayetine tâbi Bayazıt’a hareket etti. Hakikî tahsiline işte bu tarihte başlar. Bu zamana kadar hep sarf ve nahiv mebâdileriyle meşgul olmuştu ve İzhar’a kadar okumuştu."
"Bayazıt’ta Şeyh Mehmet Celalî Hazretlerinin nezdinde yaptığı bu hakikî ve ciddî tahsili, üç ay kadar devam etmiştir. Fakat pek gariptir. Zira Şarkî Anadolu usul-ü tedrisiyle, Molla Cami’den nihayete kadar ikmal-i nüsah etti. Buna da her kitaptan bir veya iki ders, nihayet 10 ders tederrüs etmekle muvaffak oldu ve mütebakisini terk eyledi. Hocası Şeyh Mehmet Celalî Hazretleri niçin böyle yaptığını sual edince, Molla Said cevaben: ‘Bu kadar kitabı okuyup anlamaya muktedir değilim. Ancak bu kitaplar bir mücevherat kutusudur, anahtarı sizdedir. Yalnız sizden şu kutuların içinde ne bulunduğunu göstermenizin istirhamındayım; yani bu kitapların neden bahsettiklerini anlayayım da, bilâhare tab’ıma muvafık olanlara çalışırım’ demiştir.” (bk. Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı, s. 33-34)
Doğubeyazıt ve Ahmed-i Hani Hazretleri
Bugünkü Doğubeyazıt, ovaya inmiş vaziyette. Aslında Yukarı Bayezıt, yani Üstad’ımızın ders aldığı medresenin de bulunduğu Eski Bayezıt, meşhur İshak Paşa Sarayı ile Ahmed-i Hani[1] Hazretlerinin türbesinin bulunduğu aynı yamaçtadır. Bunlar birbirlerine bir-iki yüz metre kadar yakınlar. Ovada kurulan şimdiki Bayazıt’tan ise yedi-sekiz kilometre uzaktalar...
Ahmed-i Hani Hazretlerinin türbesi, yamaçtaki eski Bayezıt’ın en yukarısında, çok mübarek veli zatların mezarlarının tam ortasında, sarp dağların arasında kalıyor. Fakat 90’lı yıllarda belediye Ahmed-i Hani Hazretlerinin türbesini de kapsayacak şekilde buraya bir cami yapmış ve etrafını yeşillendirerek piknik yerleri hazırlamış. Yerli halk "Hani Baba" diye tesmiye ediyor. Eski Bayezıt’tan günümüze tek bir ev bile ayakta kalmamış...
Tarihçe-i Hayat’ta şu şekilde bahis vardır:
“Salisen: Nadir konuşuyordu. Kürtlerin edip dâhilerinden Molla Ahmed Hani Hazretlerinin, gündüzleyin bile havf ile girilen kubbe-i saadetine kapanır, bazen geceleyin de orada kalırdı. Bundan dolayı ahali, Bediüzzaman’a, ‘Ahmed Hani Hazretlerinin feyzine mazhar olmuştur.’ diyordu. Bu hali, müşarünileyhin kerametine hamlederlerdi. O vakitlerde kendisi 13-14 yaşlarında idi.” (bk. Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı, s. 35)
Molla Said, Hani Baba’dan Geceleyin Habrinde Ders Alıyor
İbrahim Ağabey'in babası Hoca Sıddık, Üstad’ımızla beraber üç ay bu tederrüs sırasında bulunmuş. Sıddık Hoca, Molla Said ile babası arasında geçen hatıraları çocuklarına anlatmış. Bu hatıralarla ilgili İbrahim Ağabey'den şunları dinledik:
“Babam Hoca Sıddık 1956 senesinde vefat etti. Bediüzzaman Hazretleri, Doğubeyazıt’ta dedem Şeyh Mehmet Celalî’den üç aylık ders aldığı sırada, oğlu, yani babam Sıddık Hoca da varmış. Yalnız babamın yaşı daha küçükmüş..."
“Pederimin bana anlattıklarına göre, Bediüzzaman Hazretleri geceleri ortadan kayboluyormuş. Diğer talebeler bunu dedeme sormuşlar: ‘Hocam! Said geceleri kayboluyor, bu hoş bir şey değil; acaba nereye gidiyor?’ Mübarek dedem Şeyh Mehmet Celalî, talebelere biraz sertçe çıkışarak, ‘Sizin Said’le hiçbir alâkanız yok, ona karışmayın!’ diyor. Buna rağmen dedem iki talebe tayin ediyor, ‘Said’i gece takip edin, nereye gidiyor bakın; ama pişman olacaksınız!’ diyor."
“O iki talebe gizlice saklanarak Said’i takip ediyorlar, bakıyorlar ki mübarek Molla Said, Hani Baba’nın kabrine gidiyor ve takip edenler bir sesler işitiyorlar, ‘Evet hocam, evet hocam!’ diye, o talebeler Molla Said’in Hani Baba’dan ders aldığını burada duyuyorlar. Sonra babamın anlattığına göre bu iki talebe geri dönüyorlar, ama renkleri, benizleri atmış, neredeyse düşecek halde geri geliyorlar. ‘Böyle böyle oldu; Said, Hani Baba’dan ders alıyor.’ diye meseleyi anlatıyorlar. Dedem, ‘Ben size demiştim, sizin Said’le işiniz yok, ona karışmayın.’"
“Sabah oluyor, dedem talebelere ders verirken, Said’e ‘Şu şu kitapları getir.’ diyor. Bakıyorlar ki Molla Said gelen bütün kitapları halletmiş, bitirmiş... Diyor: ‘Said artık senin benimle işin bitti, ben senin icazetini vereceğim, çık git.’ ‘Yok!’ diyor Molla Said, ‘Benim üç aylık müddetim var, üç ayı tamamlayıp ondan sonra gideceğim.’ Nitekim üç ayı tamamladıktan sonra Siirt, Bitlis taraflarına gidiyor."
“Babamın Üstad’la Muhabereleri Devam Etti”
“Pederim Hoca Sıddık burada, yani Doğubeyazıt’ta fahrî olarak iki sene müftülük yaptı. Babamla Bediüzzaman haberleşirdi. Hatta buradan bizim akrabalar Üstad’ı ziyarete gittiklerinde ‘Şeyh Mehmet Celalî’nin yeğenleri.’ diye takdim ettiklerinde hemen huzuruna aldırıyor, ‘Siz benim Üstadımın akrabalarısınız.’ diyerek ayağa kalkıyor, tek tek ‘Hoca Sıddık hayatta mıdır? Nizamettin hayatta mıdır?’ diye dedemin çocuklarını tek tek soruyor. Bizzat kendisi babama ‘Asâ-yı Mûsâ’ kitabı gönderdi. Kitap duruyor, fakat mektup zayi oldu... Dedem Şeyh Mehmet Celalî talebe okutmak için Siirt taraflarına gidiyor, mezarı Şirvan’dadır.”
[1] Ahmed-i Hani Hazretleri 1600’lü yıllarda Osmanlı döneminde yaşamıştır. Hakkari Han köyü doğumludur.
(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-I)