MUSTAFA ERTÜRK (HAFIZ)

Risale-i Nur’un lâhika mektuplarında onlarca kere adı geçen, yazdığı mektuplar Bediüzzaman hazretleri tarafından külliyatta neşredilen Kuleönlü Hafız Mustafa, kısa ömrüne büyük hizmetler sığdırmış mümtaz nur şakirtlerinden birisidir. Hz. Üstad’ın yazdığı mektuplarda ona yaptığı taltifler ve okunacak hatıralar buna işareti ediyor zaten. Risale-i Nur’un telif döneminde Isparta’nın bazı köyleri var ki, bu köyler, olanca baskı ve tarassuda rağmen destansı Kur’an hizmetlerinin merkezleri olmuş. Hemen akla gelenler: Sav köyü, İslamköy, Kuleönü köyü, Çobanisa Köyü… Çobanisa köyünde nur hizmetlerini başlatan Kuleönlü Hafız Mustafa’dır.

Hafız Mustafa şimdi Hayrat Vakfı Başkanı olan Said Nuri Ertürk hocanın babasıdır. Oğlunun adını Said Nursi koymak isteyen Hafız Mustafa, Hz. Üstad’ın teklifiyle düşündüğü ismi Said Nuri olarak değiştirir. Emirdağ Lâhikasında ilgili kısım şöyledir: “Onun namı, Said Nurî olmalı; Nursî köydür, manasız olur. (Sin) olmasın, yalnız (ye) olsun; tâ Nurlara alâkasını göstersin.” (Emirdağ L. 150)

Hafız Mustafa’nın adı külliyatta bazen İmamoğlu Mustafa, bazen de köylüsü Mustafa Sarıbıçak ile ortak olarak Mustafalar şeklinde geçiyor. Şefkat tokatları risalesinde de iki Mustafa’nın tokatları anlatılmaktadır.

Hafız Mustafa 1950 yılında Denizli’nin Çivril kazasının, Homa (Gümüşsu) kasabasının Süngülü köyünde imamlık yaparken vefat ediyor, mezarı Süngüllü köyündedir.

Kırk dört gibi genç sayılabilecek bir yaşta vefat eden merhum Mustafa Ertürk hakkında fazla bilgi yoktu. Ta ki hafızlık talebesi Çobanisa’lı Hafız Nebi Çoban ile tanışmamıza kadar. 2009 yılında evinde ziyaret ettiğimiz Hafız Nebi, çok hukukları olan hocasını anlattı bize. Anlattıkları yeterli mi? Elbette değil. Böyle kahramanlar sayfalarca yazılsa yine azdır... Ama hiç yoktan iyidir deyip, teselli buluyoruz. Hafız Nebi’nin Üstad’ı ziyaretleri ve diğer hatıraları Ağabeyler Anlatıyor-4 kitabımızdan okunabilir.

Önce Hafız Nebi hakkında kısa malumat:

Isparta’nın Çobanisa köyünde 1930 yılında doğan Hafız Nebi’nin ismi Risale-i Nur’da iki yerde geçiyor. Hafız Mustafa’nın tedrisiyle 10 yaşında hafız olan küçük Nebi, 13 yaşında iken bir grup arkadaşıyla yazdıkları Risale-i Nur parçalarını Üstad Bediüzzaman Hazretlerine gönderiyorlar; Aziz Üstad fevkalade memnun oluyor ve çocukların bu hizmetini Risale-i Nur’un cazibesine bir hüccet olarak gösteriyor.

Nebi Çoban’ın hocası Hafız Mustafa ile çok hukukları var, dolayısıyla beraber yaşadıkları hatıralardan olabildiği kadar kaydettik. Hafız Nebi’nin Savlı Hasan Kurt ağabeyle de iyi dostlukları var, bunu bildiğimiz için ziyaretine Hasan ağabeyle beraber gittik. İkisi de, o zamanki Isparta Kahramanlarını çok iyi tanıyorlar. Böylece Hafız Nebi ağabeyin anlattıklarının teyidini Hasan Kurt’tan da almış olduk. Yani birbirini tamamladılar. Hatıraları yazıp düzenlendikten sonra iki kere Hafız Nebi ağabeye okudum. Kendisi bazı ilave ve düzeltmeler yaparak tashih ve teyid etmiş oldu.

Hafız Nebi Hocası Hafız Mustafa Ertürk’ü Anlatıyor:

Isparta’nın Çobanisa köyünde 1930 yılında doğdum. Kuleönü köyünden Hafız Mustafa beni on yaşımda hafız yaptı. Şimdi imamlıktan emekli olduğum Isparta’nın Deregümü köyünde ikamet ediyorum. Hocam hafız Mustafa’yı çok iyi tanıyorum, bildiklerimi anlatayım.

ÇOK YAMAN KONUŞUR HEMEN İKNA EDERDİ

Hafızlık hocam İmamoğlu Hafız Mustafa, 1322 (1906) senesinde Isparta’nın Kuleönü köyünde doğmuştur. Onlara İmamoğlu denirdi. Dedesinden gelir İmamoğlu lakabı… O mübarek öyle tatlı konuşur ki onun karşısında ne polis, ne jandarma konuşabilir. Baktığın zaman mutlaka dinlenilirdi. Çok yaman konuşurdu. Denizli hapishanesine de (1943) girdi, çabuk çıktı. O çıkardı, nerde olursa, hapishaneye de girse ikna eder hemen çıkardı. Hafız Mustafa bizim Çobanisa köyünde on sene kaldı, hizmeti başlattı. Babamın bir akrabasıyla evlenince, köyün damadı oldu. Bizim köylüler güveyimiz diyorlardı ona.

ÇOBANİSA KÖYÜNDE ON SENE HİZMET ETTİ

Hocam Mustafa Ertürk 1925’de askere gidiyor. Risale-i Nur Barla’dan Kuleönü’ne geldiğinde hizmeti tanıyor. Askerden gelince, bizim Çobanisa köyünden teravih namazı kıldırıver diye hoca olarak istiyorlar onu. Babası Kuleönü’nde garipti zaten. Çanakkale gazisi amcam vardı, Halil İbrahim amcam, çobandı dağda. Askerde topçu çavuşu imiş, harp ederken yüzüne şarapnel isabet etmiş ve gazi olmuş; yemek yerken yanakları böyle oynardı. Köyün evlerinin hepsi dam, bir tek amcamın evi kiremitliydi. Hafız Mustafa Çobanisa’ya gelince teravih namazlarını amcamın evinde kıldırmaya başlıyor. Camide değil de, amcamın evinde kıldırıyor. Zira o zaman camilerde Tanrı Uludur bid’ası vardı. Amcamın küçüğü olan babamın adı Ahmet’ti. Babam efeydi, saçının ortasını kazıtır, yanlarını bırakırdı. Heyt dedi mi kimse bir şey diyemezdi ona.

Amcamın evinde soba yok tabi, şöminede ateş yakılıyor. O mübarek zat bir gün yanan kor ateşi şöyle bir yarıyor; amcama, babama ve diğerlerine: “Öldüğünüzde bu ateşin içine gideceksiniz siz” diyor. Babam da korkudan, “Ülen biz okuyacağız, ben hapishanede öğrendim…” filan diye sıçrıyor. “Yok, yok, ben ne dersem o olacak, bu evi hizmete vereceksiniz, temelli vereceksiniz, beraber okuyacağız, beraber anlatacağız” diyor.

Amcamın gönlü olmuyor evi vermeye. Gece yatıyor, bizim bir dağ vardır, oraya Kayraklık deriz biz. Rüyasında oraya askerdeki subayları bir geliyor; yarın sabah o hocaya evini verirsen ver, yoksa yıkarız evini diyorlar, harp ediyorlar gayrı. Amcam böyle anlattı bize… Sabahleyin geliyor, senin burası, ne edersen et diyor Hafız Mustafa’ya. Kuleönü köyünden Küçük Ali’nin ağabeyi Sarıbıçak Mustafa ile beraber geliyorlar; hadislerden, risale kitaplarından başlıyorlar derse, hiç insan eksik olmuyordu dersanede.

Hafız Mustafa Çobanisa’da babamın bir akrabası ile evlendiği için ona güveğimiz derlerdi. 10 sene kaldı bizim Çobanisa köyünde. Yalnız her tarafta yasak var. En sonunda bunları şikâyet ediyorlar, sonunda ayrıldı Çobanisa köyümüzden.

SAV’DAKİ TEKSİR MAKİNESİNİN PARASININ ÇOĞUNU AMCAM VERDİ

Evini dersane olarak veren Halil İbrahim emmim (amcam) varlıklıydı, Çobanisa’da kendi kaldığı başka bir evi vardı. Teksir makinesine sekiz köyden para topladık, 300 lira toplandı. Çobanisa köyümüzden amcam 500 lira verdi tek başına. 800 liraya alındı o makine. Savlı İbrahim Gül’ün evine konuldu. Amcam: “500 lira ile Isparta’da 3 tane ev alırdım, ben ahirete ev alıyorum, dünyada istemiyorum” derdi.

HOCAM HAFIZ MUSTAFA İNCE KATRAN İÇERDİ

Kuleönlü Hafız Mustafa benim hafızlık hocamdır. O, bizim Çobanisa köyünde amcamın evinde iken, on yaşımda hafız yaptı beni. Risaleleri ilk defa o verdi bana. Kuleönlü Büyük Ruhlu Küçük Ali’den alıp veriyordu bize.

O mübarekte mayasıl gibi bir hastalık vardı. İnce katran içerdi. Dikenli ardıçtan çıkar bu katran. Kıpkırmızıdır, bir nevi reçine, ısıtılarak elde edilir. Dağlardan bulur getirir, katranını oluk içinde çıkartır, ona içirtirdim. Ben içemezdim.

Hocam Hafız Mustafa beni babamdan istemişti, babam vermedi beni. Verseydi onunla beraber nereye giderse gidecektim. Mesela Denizli’nin Çivril kazasının, Homa (Gümüşsu) kasabasının Süngülü köyüne gidecektik. Bediüzzaman Emirdağ’da iken imamdı orada. Homalı Sami, Homalı Ali onun meyvesidir. Oradan atlıyor arabaya, Emirdağ’ına Üstad’a gidiyordu sık sık. Hatta bir gün ben Hicaz’a gideceğim diye Emirdağ’ına izin almak için gidiyor, izinsiz gitmez... Hocam böyle bir ziyaretinden kısa bir müddet sonra, Süngüllü’de (1950) ölüyor. Kabri orada.

SAİD NURSİ’NİN BU KIYMETLİ TALEBESİ İÇİN YAZDIĞI TAZİYE

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvela: Hem Medresetü’z-Zehra şakirdlerini, hususan Mübarekler Heyetini ve Isparta vilayetini merhum Hâfız Mustafa’nın vefatıyla taziye ile Hâfız Mustafa’yı tam vazifesini yapmasıyla yirmi senede ikinci bir Hâfız Ali olarak yirmi seneden beri usanmadan, sarsılmadan Nurların neşrine çalışmasını, bütün ruh u canımızla tebrik hem onu hem Isparta vilayetini hem Medresetü’z-Zehrayı tebrik ediyoruz.

Hakikaten bu merhum kahraman kardeşimiz aynen Hâfız Ali gibi vazifesini bitirdi, âlem-i nura ve berzaha Hâfız Ali ve Hasan Feyzi gibi kardeşlerinin yanına gitti. Cenab-ı Hak Risale-i Nur’un hurufatı adedince onun defter-i hasenatına hayırlar yazsın ve ruhuna rahmet eylesin, âmin! (Emirdağ L.II-12)

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-VIII)

Yükleniyor...