MUSTAFA FAHRİ ÜRÜNDÜL

1879 Aydın doğumlu olup, 1917’den itibaren 1944 yılına kadar tam 27 sene 5 ay Aydın Müftülüğü yapan merhum Mustafa Fahri Üründül Hocaefendi, akıllara ziyan bir yanlışlık sebebiyle Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleriyle beraber 1935 yılında Eskişehir hapishanesinde bir müddet yatmıştır. Aslında Merhum Müftü Nurculuk hareketinin içinde değildi... Biraz daha açalım;

Barla Lâhikası’nda bir mektup vardır. Mektubun başında, "Yeni mühim bir kardeşimiz Müftü Ahmed Feyzi Efendi'nin fıkrasıdır." diye yazıyor. Hâlbuki Ahmed Feyzi Kul Ağabey müftü değildi. Peki, müftü olmadığı halde Ahmed Feyzi gibi bir ağabey nasıl oluyor da böyle bir imza ile Hz. Üstad’a mektup gönderiyordu?

Bunun film senaryolarına konu olacak bir hikâyesi var...

Araştırmalarıma 1935 yılında Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde Said Nursi ve talebelerinin yargılandığı davanın maznunlar listesine bakarak başladım. Listede, "Aydın Müftüsü Mustafa Efendi" diye bir isim ve unvan geçmektedir. Sonra merhum Ahmed Feyzi Kul Ağabeyin sırdaşı ve yakın hizmet arkadaşı Manisalı İsmail Hakkı Zeyrek Hocaefendiyi ziyaret ettim ve hizmet hatıralarını dinleyip kaydettim. İsmail Hakkı Hocanın verdiği bilgiler ışığında Aydın Müftülüğü nezdinde iz sürmeye devam ettim... Netice olarak; Muhterem Aydın Müftüsü Ömer Kocaoğul’dan, emekli öğretmen Bircan Çelik hocamızın yardımlarıyla temin ettiğimiz resmi belgeler, memnuniyet verici sonuca ulaşmamız için yeterli olmuş, karmakarışık kıssa çözülmüştü...

MANİSALI İSMAİL HAKKI ZEYREK ANLATIYOR

AHMED FEYZİ AĞABEYLE ÇOK BERABERLİKLERİMİZ OLDU

Adım İsmail Hakkı Zeyrek, 1935 Manisa doğumluyum. Ahmed Feyzi Kul Ağabey hayatta iken, ona en yakın olanlardan birisiydim. Bazen Çamlık’a gider bir hafta kadar yanında kalırdım, çok beraberliklerimiz oldu. Onun hazırladığı, Hz. Üstad’ın Ön Söz’ünü ve son sayfasına duasını lütfedip yazdıkları Mâidet-ül Kur’an risalesinin orijinali bende bulunuyor.

Üstad’ımız Said Nursi Hazretlerine yedi veya sekiz kere ziyaretim var. Bir keresinde Üstad Hazretlerinden Ahmed Feyzi Kul Ağabeyle alakalı aynen şunları duymuştum:

“Ahmed Feyzi, öyle bir salâbet-i imaniyeye sahiptir ki, Ege’de Nur talebelerinin tamamı terazinin bir kefesine konsa, diğer kefesine de o konulsa, onun tarafı ağır basar.”

Ahmed Feyzi Kul Ağabey, 1950 yılına kadar Aydın’ın ilinin Germencik ilçesinin Ortaklar bucağında ikâmet ediyordu. İzmir’in Selçuk kazasının Çamlık köyüne 1950’de gelip yerleşmiştir.

AHMED FEYZİ AĞABEY YAZDIĞI MEKTUBA, "AYDIN MÜFTÜSÜ" DİYE İMZA ATMIYOR

Ahmed Feyzi Ağabey Risale-i Nur’u, 1930’lu yıllarda, Milaslı Halil İbrahim Çöllüoğlu Ağabey vasıtasıyla tanıyor. Risaleleri tanıyınca o sırada Barla’da bulunan Üstad Bediüzzaman Hazretlerine hemen bir mektup kaleme alıyor. Barla Lâhikası’nda var o mektup. Mektubun başında da "Müftü Ahmed Feyzi Efendi'nin fıkrasıdır." diye Hz. Üstad’ın koyduğu bir ibare vardır. Bilinenin aksine, Ahmed Feyzi Ağabey yazdığı bu mektuba, "Aydın Müftüsü" diye bir imza atmıyor, böyle bir bilgi de göndermiyor Üstad’a. Peki, nereden çıktı bu Aydın Müftüsü? Bunun bir hikâyesi var.

Bir yanlışı düzeltmek için kendisinden duyduklarımı aktarıyorum:

TRENLE GİDERKEN EĞRİDİRLİ BİRİSİYLE TANIŞIYOR

Ahmed Feyzi Ağabey, Üstad Hazretlerine yazdığı o mektubu cebine koymuş. Posta ile gönderemiyor, çünkü çok sıkı takibat var. Eğridir’den veya Barla’dan birisini görürsem vereyim diye cebinde tutuyor. Bir gün Ortaklar bucağından bindiği trenle İzmir’e giderken kompartımanda Eğridirli birisiyle tanışıyor. Ona, “Barla’da bir Hocaefendi var, onunla görüştün mü hiç?” diye soruyor. “Hayır, duydum ama görüşmedim.” diyor o zat. “Peki, sana bir mektup versem, ona götürür müsün?” diye soruyor. Veririm, deyince mektubu ona veriyor.

Yalnız bu adamın bir hastalığı varmış; öyle ufak tefek adamlarla görüştü dedirtmek istemezmiş kendisini. İlla yüksek mevkide birileri olacak...

Adam gitmiş Barla’ya... Üstad Hazretlerine, "Aydın Müftüsü’nden getirdim." diye mektubu takdim etmiş. Kendi ilave ettiği "Aydın Müftüsü" bilgisi ile veriyor Üstad’a. Bunu itibarlı görünmek için yapıyor. Üstad da almış mektubu, üzerine: "Yeni mühim bir kardeşimiz Müftü Ahmed Feyzi Efendi'nin fıkrasıdır, lâhikaya girsin."’ diye yazmış ve talebelere vermiş. Sonra aramalar, baskınlar sırasında bu mektup ele geçiyor. Zavallı Aydın Müftüsü Mustafa Üründül[1] Efendi de Eskişehir hapishanesine (1935) götürülmek üzere tevkif ediliyor ve bir müddet hapishanede kalıyor. 1935 Eskişehir mahkûmları listesinde, "Aydın Müftüsü Mustafa Efendi" diye adı geçmektedir.

Görüldüğü gibi Ahmed Feyzi Ağabey, mektuba ben müftüyüm falan diye bir şey yazmıyor; sadece ismini yazıyor...

Bu hadiseyi Ahmed Feyzi Ağabey'den duydum. Bu vesile ile bazı kitaplarda; “Ahmed Feyzi Ağabey, Üstad’a gönderdiği mektuba ‘Aydın Müftüsü’ diye imza atınca, 1935 Eskişehir hapishanesinden kurtuldu.” şeklinde verilen yanlış bilgileri de düzeltmiş olalım.

BARLA LÂHİKASI’NDA AHMED FEYZİ’NİN MEKTUBU:

(Yeni mühim bir kardeşimiz Müftü Ahmed Feyzi Efendi'nin fıkrasıdır. Bu fıkra çendan şahsıma bakıyor. O zât şahsımı görmemiş; dellâllığım eseri olan risaleleri gördüğünden, haddimden pek çok fazla olan sena ve medhi, risalelere ve esrar-ı Kur'ana aid olduğu için kabul ettim.)

Hamd-ı bînihaye Kerim-i Müteâl'e, salât ü selâm Habib-i Zülcelal'e ve onun âl ü ashabına.

Ey bâkiye vâsıl olmuş fâni! Ve ey matlubun bâb-ı rahmetinde oturan mahbub! Ve ey derecatın ekmeli olan sıfat-ı abdiyete sülûk edebilmiş bahtiyar! Ve ey Şems-i Tâbân-ı Zülcemal'in karanlıklara aksettirdiği ziya-yı hidayet! Ve ey Habib-i Kuddüs'ün tarîk-ı ulviyetinde karanlıkları yararak uçan şahab-ı şaşaanisar! Hatiat ve masiyet deryasının korkunç dalgaları arasında inleyen, Hâlık-ı Kerim'in bunca iltifatını nankörlükle karşılamaktan başka bir vaziyeti bulunmayan bu edna-yı mevcudat, nâil olduğun derece-i makbuliyetten bir katresinin olsun, kendine ihdasını senin şevket ü kereminden bekliyor. Ne olur beni kendine alıp, hizmetinle müşerref kılsan. Ne olur, Habib-i Kibriya'ya benim de kendisinin hizmetine intisabım için ve onun uşşakının asgarı ve hikmet ve nurunun dellâlı olmaklığım için yalvarsan ah!..

Her an ayaklarının altını öpmek ateşiyle mütehassir ve nâlân, ahkar-ı mahlûkat
Ahmed Feyzi (Barla Lâhikası, 159. Mektup, s. 187)

MÜFTÜ MUSTAFA FAHRİ ÜRÜNDÜL KİMDİR?

Emeli öğretmen Bircan Çelik Hocamızın yardımıyla Mustafa Üründül için Aydın Müftülüğü’nden aldığımız fotoğraf ve arşiv bilgileri şöyledir:

“Mustafa Üründül 1879 yılında Aydın’da doğdu. Medreselerde icazetli hocalardan ilim tahsil ederek icazet aldı. 13.07.1917 tarihinde Aydın Müftülüğüne tayin edilen Mustafa Üründül, 27 yıl 5 ay Aydın müftülüğü yaptıktan sonra, 01.12.1944 tarihinde bu görevde iken vefat etmiştir. Cumhuriyet dönemi ilk Aydın Müftüsüdür. 3 çocuk babası olup Arapça ve Farsça bilmektedir.”

[1] İsmail Hakkı hocamız, o zamanki Aydın Müftüsü’nün adını Ahmed Feyzi Ağabeyin ‘Ahmed’ diye naklettiğini ve Eskişehir’e götürülürken yolda vefat ettiğini söyledi. Fakat Aydın Müftülüğü nezdinde yaptığımız araştırma, merhum müftünün adının ‘Mustafa Üründül’ olduğunu ve yolda vefat etmeyip, bir müddet Eskişehir hapishanesinde Bediüzzaman ile beraber yattığını gösterdi.

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-VII)

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...