TESBİH, TESBİHAT, ZİKİR

"Kâinat iman nuruyla mâtem-i umumî yeri olmaktan çıkıp mescid-i zikir ve şükür olmuştur." (Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar)

"Onun kudretiyle, iradesiyle her müşkül hallolur ve kapalı kapılar açılır. Ve Onun zikriyle kalbler mutmain olurlar. Binaenaleyh, necat ve halâs ancak Allah’a iltica ile olur." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

"Zikreden adamın, feyz-i İlâhîyi celb eden muhtelif lâtifeleri vardır. Bir kısmı, kalb ve aklın şuuruna bağlıdır. Bir kısmı da şuursuz, yani şuurlara tâbi değildir." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"Gaflet ile yapılan zikirler dahi feyizden hâli değildir." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"Kelime-i Tevhidin tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbuplardan yüzünü çevirtmektir." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"Zâkir olan zâtta bulunan hâsse ve lâtifelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi, onların da, onlara münâsip şerikleriyle olan alâkalarını kesmek içindir." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"Her müşkülât Onun kudretiyle hallolur. Ve açılmaz düğümler Onun iradesiyle açılır. Ve kalbler Onun zikriyle mutmain olur." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"Enâniyetin kalbi, 'Allah Allah' zikrinin şuâ ve hararetiyle yanıp delinirse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Hâlık-ı Semâvat ve Arza isyan edemez. O zikr-i İlâhî sâyesinde ene mahvolur." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"Nakşibendîler, zikir hususunda ittihaz ettikleri zikr-i hafî sayesinde, kalbin fethiyle, ene ve enâniyet mikrobunu öldürmeye ve şeytanın emirberi olan nefs-i emmârenin başını kırmaya muvaffak olmuşlardır." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"Kâdirîler de, zikr-i cehrî sayesinde tabiat tâğutlarını tarümâr etmişlerdir." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)

"Sübhanallah ve Elhamdülillâh cümleleri Cenâb-ı Hakkı celâl ve cemâl sıfatlarıyla zımnen tavsif ediyorlar." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Cenâb-ı Hak rahmetiyle bize karib olduğu cihetle ona hamd ediyoruz. Biz ondan uzak olduğumuz cihetle Onu tesbih ediyoruz. Binaenaleyh, rahmetiyle kurbuna bakarken hamdet. Ondan baid olduğuna bakarken tesbih et." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)

"Ey devamı isteyen nefis! Daimî olan bir Zâtın zikrine devam eyle ki, devam bulasın." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)

"İnsanın en evvel ve en büyük vazifesi, tesbih ve tahmiddir." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"İnsanı fıtraten bütün hayvanlara tefevvuk ettiren câmiiyetinin meziyetlerinden biri, zevilhayatın Vâhibü’l-Hayata olan tahiyye ve tesbihlerini fehmetmektir." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"İnsan kendi kelâmını fehmettiği gibi, iman kulağıyla zevilhayatın da, belki cemâdâtın da bütün tesbihlerini fehmeder." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"Tesbihat, ibâdât, gayr-ı mahdud envâlarıyla her şeyde vardır. Fakat, her şeyin kendi tesbihat ve ibadetini bütün vecihlerini daima bilip şuur edinmesi lâzım değildir. Çünkü, husul huzuru istilzam etmez." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"Tesbih ve ibadet edenler, yalnız yaptıkları amelin mahsus bir tesbih veya sıfatı malûm bir ibadet olduğunu bilirlerse kâfidir." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"Zikir ve duadan maksat sevaptır ve merhamet-i İlâhiyeyi celb etmektir." (Mesnevi-i Nuriye, On Dördüncü Reşha)

"Zikrin tekrarı kalbi tenvir eder. Duanın tekrarı bir takrirdir. Dâvet dahi, tekrarı nisbetinde tesiri, tekidi vardır." (Mesnevi-i Nuriye, On Dördüncü Reşha)

"Her şey Cenâb-ı Hakkı tesbih ettiği gibi lisanıyla, ihtiyacıyla, istidadıyla dahi Allah’a dua eder." (Mesnevi-i Nuriye, Şule)

"Mün’im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Başta 'Bismillâh' zikirdir." (Sözler, Birinci Söz)

"Abd, kendi kusurunu görüp, istiğfar ile ve Rabbini bütün nekaisten pak ve müberra ve ehl-i dalâletin efkâr-ı batılasından münezzeh ve muallâ ve kâinatın bütün kusurâtından mukaddes ve muarra olduğunu, tesbih ile, Sübhanallah ile ilân etsin." (Sözler, Dokuzuncu Söz, İkinci Nükte)

"Abd, kendi zaafını ve mahlûkatın aczini görmekle, kudret-i Samedâniyenin azamet-i âsârına karşı istihsan ve hayret içinde Allahu ekber deyip, huzû ile rükûa gidip, Ona iltica ve tevekkül etsin." (Sözler, Dokuzuncu Söz, İkinci Nükte)

"Abd, kendi ihtiyacını ve bütün mahlûkatın fakr ve ihtiyâcâtını sual ve dua lisanıyla izhar ve Rabbinin ihsan ve in’âmâtını şükür ve senâ ile ve Elhamdülillâh ile ilân etsin." (Sözler, Dokuzuncu Söz, İkinci Nükte)

"Mevcudatın en büyüğü ve küllîsi dahi, kendi külliyetine göre ve azametine münasip bir tarzda tesbihat ettiğini gösteriyor ve öyle de görünüyor." (Sözler, On Dördüncü Söz)

"Evet, bir bahr-i müsebbih olan şu semâvâtın kelimat-ı tesbihiyesi güneşler, aylar, yıldızlar olduğu gibi, bir tayr-ı müsebbih ve hâmid olan şu zeminin dahi elfâz-ı tahmidiyesi hayvanlar, nebatlar ve ağaçlardır." (Sözler, On Dördüncü Söz)

"Demek herbir ağacın, herbir yıldızın cüz’î birer tesbihatı olduğu gibi, zeminin de ve zeminin herbir kıt’asının da ve herbir dağ ve derenin de ve ber ve bahrinin de ve göklerin herbir feleğinin de ve herbir burcunun da birer tesbih-i küllîsi vardır." (Sözler, On Dördüncü Söz)

"Gökyüzü bir ağız, bütün yıldızlar birer kelime-i hikmetnümâ ve birer nur-u hakikat-edâ; ve küre-i arz bir baş ve berr ve bahr birer lisan ve bütün hayvanlar ve nebatlar birer kelime-i tesbihfeşan suretinde arz-ı didar eder." (Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Birinci Şua, İkinci Suret, İkinci Nokta)

"Sinek kanadından tut, tâ semâvât kandillerine kadar öyle bir nizam var ki, akıl onun karşısında hayretinden ve istihsanından “Sübhanallah, maşaallah, bârekâllah” der, secde eder." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuzuncu Pencere)

"Kur’ân, kendi şakirtlerinin ruhuna öyle bir inbisat ve ulviyet verir ki, doksan dokuz taneli tesbihe bedel, doksan dokuz esmâ-i İlâhiyenin cilvelerini gösteren doksan dokuz âlemlerin zerrâtını, birer tesbih taneleri olarak şakirtlerinin ellerine verir, “Evradlarınızı bununla okuyunuz.” der." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Beşinci Nota)

"Kur’ân’ın tilmizlerinden Şah-ı Geylânî, Rufâî, Şâzelî (r.a.) gibi şakirtleri, virdlerini okudukları vakit dinle, bak! Ellerinde silsile-i zerrâtı, katarat adetlerini, mahlûkatın aded-i enfâsını tutmuşlar, onunla evradlarını okuyorlar, Cenâb-ı Hakkı zikir ve tesbih ediyorlar." (Lem'alar, On Yedinci Lem'a, Beşinci Nota)

"Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediyedir (a.s.m.) ve Velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) evradıdır." (Kastamonu Lâhikası, 70.Mektup)

"Tesbihat-ı salâtiyenin çok ehemmiyeti var." (Kastamonu Lâhikası, 70.Mektup)

"Hadsiz kuşlar ve kuşçuklar ve sinekler ve hesapsız hayvanlar ve hayvancıklar ve nihayetsiz nebatlar, yeşilcikler ve gayetsiz ağaçlar ve ağaççıklar dahi benim gibi lisan-ı hal ile حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ'in mânâsını yâd ediyorlar." (Şualar, Dördüncü Şua, Üçüncü Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye)

Okunma sayısı : 2
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...