Akıl ve ilim sürekli tekâmül ediyor. Kıyamete yakın akıl çok daha kâmil olacak denebilir mi?

Soru Detayı

- Belkıs’ın tahtının nakli, kâinatın sonlu olması, ölüm gibi...

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah kâinatta âdetullah ile iş görüyor. Yani ezelî iradesi ile her şeyi bir kanun tahtında tedbir ve idare ediyor. Ve bu kanunlar sabit ve daimidirler. Allah bu kanunları değiştirip bozmuyor. Buna tekvini veya fıtri şeriat deniyor.

Mucize ise, âdetullahı, yani kanunu delmek demektir. Allah’ın kâinatta değişmeyen ve değiştirmediği adet ve kanunları vardır. Bu kanunlar ancak hususi durumlarda ve has kullar için deliniyor ve değiştiriliyor. İşte peygamberlerin mucizeleri, evliyaların kerametleri bu kanunların delinmesi ve o adetlerin geçici bir şekilde rafa kaldırılması demektir ki, buna hilaf-ı adet denir.

Mesela, insanın parmaklarından tatlı ve leziz bir suyun şarıl şarıl akması, Allah’ın kâinattaki adet ve kanunlarına aykırı bir durumdur. Yani parmaklardan suyun akmaması şu kâinatın esaslı bir kanunu ve sabit bir âdetidir. Ama Allah, Habib-i Ekrem olan Hazreti Peygamber Efendimizin (asv) hatırı için, o kanunu ve âdetin hilafına ve dışına çıkarak onun mübarek parmaklarından tatlı ve leziz bir suyu şarıl şarıl akıtıyor. İşte parmaklardan akan bu olağanüstü hâdiseye hilaf-ı adet, yani mucize denir.

Mucizelerin verilmesinin hikmeti ise, peygamberlerin diğer insanlardan imtiyazlı ve Allah tarafından seçilmiş elçiler olduklarını gösterip ispat etmek içindir. Yoksa onların imtiyaz ve elçilikleri bilinemezdi. Bu noktadan bakacak olursak, mucizeler de bir âdetullahtır. Yani Allah’ın seçtiği elçileri sair insanlardan, mucizeler ile temyiz etmesi de bir adet bir sünnet-i İlahidir.

Fen ilimleri ise, insanlığın kolektif aklının bir mahsulüdür. Kâinatta tekâmül kanunu olmasından dolayı, her şey basitten mükemmele doğru gelişip büyüyor. Özellikle maddî ilimler tamamen tekâmül kanuna tabidir. Maddî ilimler bir bina gibidir. Her dönem insanları bu binaya bir tuğla koymuştur, bu tuğlalar üst üste birikince fen ve bilim bugünkü vaziyetini almıştır. Hatta maddî ilimlerin banileri yine peygamberlerin mucizeleridir.

Meselâ; demir Hazreti Davud’un (as) eliyle insanlığa ikram edilmiştir. Saat Hz. Yusuf (as) vasıtası ile insanlığa verilmiştir. Terzilik sanatı ise Hz. İdris (as) ile insanlığa öğretilmiştir ve hakeza... Sonraki gelenler bu nimetleri işleyip tekemmül ettirmişlerdir. Bu mucizeler aynı zamanda insanlığın varacağı veya yaklaşabileceği son sınırlardır. Yani her peygamberin mucizesi insanlık için bir hedef ve bir modeldir. Onlar mucize eseri olarak o hallere kavuştular. Siz de çalışmak ve gayret ile onların benzerlerine mazhar olursunuz denilerek insanlığa cesaret ve teşvik veriliyor. Allah’ın makbul kulları için adetlerini delmesi ve değiştirmesi umumi bir kaide ve sağlam bir teamüldür.

Kâinatın ölümlü ve sonlu olması kâinatın en esaslı bir kanunu ve kaidesi olduğu için, peygamberler de dâhil kimse bu kanunu bozamaz ve dışına çıkamaz. Değil insanlık ve fen, bütün mahlûkat toplansalar ölüme ve sonlu olmaya çare bulamazlar. Zira ahiret hayatı bu dünyanın sonlu ve ölümlü olmasına bağlanmıştır. Yani hakiki ölümsüzlük ancak ölüm ile ulaşılabilecek bir hakikattir. Bu yüzden, hiç kimse; "Akıl ve fen acaba ölüme çare bulabilir mi?" diye bir fanteziye kapılmasın. Ölümün çaresi, ölmekten ve sonra dirilmekten geçer.

Belkıs’ın tahtını getirmenin taklit edilmesi meselesi ise, makul ve mümkün sınıfındandır. Nitekim sesler ve görüntüler şu anda getirilebiliyor. Belki fen ilimleri ileride cismi de aynı ile getirebilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 3.606
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

drerkan
Gayri müslimler çalışarak bu nimetlere mazhar oluyorsa,müslümanlar imanla çalışsalar Cenab-ı Allah ne ihsanlar ve lütuflar verir inşallah.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...