ALLAH’IN VARLIĞI VE BİRLİĞİ, VAHDETTEKİ KOLAYLIK

"Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?" (Sözler, Onuncu Söz, Haşir Bahsi)

"Basar masnuatı görüp de, basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)

"Madem bir harf, kâtibini göstermeksizin olmaz. San’atlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek olmaz. Nasıl olur ki, bir harfte koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş, kendi kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin?" (Sözler, Yirmi İkinci Söz, Birinci Makam, Beşinci Burhan)

"Madem bir işte iki hâkimin bulunması o işin intizamını bozuyor. Hem madem sinek kanadından tâ semâvât kandiline kadar mükemmel bir intizam var. Öyle ise o Hâkim birdir." (Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas)

"Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temelluk edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme." (Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam, İkinci Kelime)

"Âmiriyet ve hâkimiyetin muktezası, rakip kabul etmemektir, iştiraki reddetmektir, müdahaleyi ref etmektir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuzuncu Pencere)

"Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O'nun yanında, her şeyin dizgini O'nun elindedir. Her şey O'nun emriyle halledilir." (Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam, İkinci Kelime)

"Eğer her şey birinin olmazsa, o vakit herbir şey bütün eşya kadar müşkül ve ağır olur. Eğer her şey birinin olsa, o zaman bütün eşya bir şey kadar âsân ve kolay olur." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Hatime, Birinci Fıkra)

"Herbir şey öyle bir pencere-i tevhiddir ki, bütün eşyayı bir Vâhid-i Ehade mal eder." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Dokuzuncu Pencere)

"Evet, izzet ve azamet ister ki, esbab, perdedâr-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Birinci Lem'a)

"Bütün semâvâtın rabbi olmayan, birtek insanın simasındaki alâmet-i farika olan nakş-ı simâvîyi yapamaz." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Sekizinci Pencere)

"Bir kelimeyi yazan harfini yazanın gayrısı, bir sahifeyi yazan satırı yazanın gayrısı, kitabı yazan sahifeyi yazanın gayrısı olması mümkün olmadığı gibi; karıncayı halk eden cins-i hayvanı halk edenin gayrısı, hayvanı yaratan arzı yaratanın gayrısı, arzı halk eden, Rabbü’l-Âlemînin gayrısı olması muhaldir." (Mesnevi-i Nuriye, Şemme)

"Tevhid ve vahdette cemâl-i İlâhî ve kemâl-i Rabbânî tezahür eder. Eğer vahdet olmazsa, o hazine-i ezeliye gizli kalır." (Şualar, İkinci Şua, Birinci Makam, Birinci Meyve)

"Kâinat denilen âlem-i ekber ve insan denilen onun misal-i musağğarı olan âlem-i asgar, kudret ve kader kalemiyle yazılan âfâkî ve enfüsî vahdâniyet delâilini gösteriyorlar." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Dördüncü Kelime)

"Kâinatın Sâni-i Zülcelâli, Vâcibü’l-Vücuddur. Yani, Onun vücudu zâtîdir, ezelîdir, ebedîdir, ademi mümtenidir, zevâli muhaldir ve tabakat-ı vücudun en râsihi, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)

"Eşyânın Sânii vahiddir, şeriki yoktur. Ne kudretinde inkısam var, ne iktidar ve ihtiyarında tecezzî vardır." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)

"Tarla kimin ise, mahsulât da onundur. Deniz kimin ise, içindekiler de onundur." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, Birinci Makam, Sekizinci Burhan)

"Zerre, bir Kadîr-i Mutlakın memuru olmazsa ve nisbeti o Kadîr-i Mutlaktan kesilse, o vakit o zerreye herşeyi görür bir göz, herşeye muhit bir şuur vermek lâzımdır." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Dördüncü Lem'a)

"Tecellî-i cemâliyeyi gösteren hayat nasıl bir burhan-ı ehadiyettir, belki bir çeşit tecellî-i vahdettir. Tecellî-i celâli izhar eden memat dahi bir burhan-ı vâhidiyettir." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Onuncu Lem'a)

"Mevcudat-ı seyyâle, vücutlarıyla ve hayatlarıyla Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna ve ehadiyetine şehadet ettikleri gibi; zevâlleriyle, ölümleriyle o Vâcibü’l-Vücudun ezeliyetine, sermediyetine ve ehadiyetine şehadet ederler." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Onuncu Lem'a)

"Bütün yıldızları elinde tutmayan, birtek zerreye Rab olamaz." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Birinci Mevkıf)

"Her şey, her şeyinde ve her şe’ninde tek bir Hâlık-ı Zülcelâle muhtaçtır." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, On Dördüncü Pencere)

"Çiçek kimin turrası ise, kimin sikkesi ise ve kimin mührü ise ve kimin nakşı ise, elbette bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler Onun mühürleridir, sikkeleridir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Dokuzuncu Pencere)

"Her şey ile her şeyi görebilir, seslerini işitebilir. Ve her şey ile her şeyi bilir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere)

"Her birliği bulunan yalnız birden sudur edecektir; madem her şeyde ve bütün eşyada bir birlik var, demek birtek Zâtın icadıdır." (Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat)

"Her şeyde bir birlik var. Birlik ise biri gösterir. Meselâ, dünyanın lâmbası olan güneş birdir; öyle ise dünyanın mâliki dahi birdir." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, İkinci Kelime)

"Âlem-i asgar olan insanın cisminde ve yüzünde birer hâtem-i vahdâniyet bastığı gibi, herbir âzâsında dahi birer mühr-ü vahdeti vardır." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Dördüncü Kelime)

"Kadîr-i Zülcelâl her şeyde, külliyatta ve cüz’iyatta, yıldızlarda ve zerrelerde birer sikke-i vahdet koymuştur ki, Ona şehadet eder; ve birer mühr-ü vahdâniyet basmıştır ki, Ona delâlet eder." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Dördüncü Kelime)

"Her şey ve bütün eşya, birtek zâtın mülkü olsa, o vakit, vâhidiyet cihetiyle herbir şeyin arkasında bütün eşyanın kuvvetini tahşid edebilir. Ve bütün eşya, birtek şey gibi kolayca idare edilir." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)

"Birlik usulüyle, bir merkezde, bir elden, bir kanunla olan işler, gayet derecede kolaylık veriyor. Müteaddit merkezlere, müteaddit kanuna, müteaddit ellere dağılsa, müşkülât peydâ eder." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)

"Sâni-i Zülcelâl, cisim ve cismanî olmadığı için, zaman ve mekân Onu kayıt altına alamaz. Ve kevn ve mekân, Onun şuhuduna ve huzuruna müdahale edemez. Ve vesâit ve ecram, Onun fiiline perde çekemez." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)

"Bir şey bir şeye mâni olmaz. Hadsiz ef’âli, bir fiil gibi yapar. Onun içindir ki, bir çekirdekte koca bir ağacı mânen derc ettiği gibi, bir âlemi birtek fertte derc edebilir. Bütün âlem, birtek fert gibi dest-i kudretinde çevrilir." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)

Okunma sayısı : 9.170
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...