Eski kavimlerden çok soru sormalarından dolayı helak olanlar var. Biz de size çok soru soruyoruz; bizim akıbetimiz ne olur?
- Sitenin kurulma gayesi de bu nedenle sorgulanmış olmaz mı?
Değerli Kardeşimiz;
İmanî konularda aklımıza takılan her şeyi sorabiliriz. Bu durum, inkâr ettiğimiz manasına gelmez. Nitekim Kur’an’dan öğrendiğimize göre Hz. İbrahim Aleyhisselam ölülerin nasıl diriltileceğini sormuş, sonra da "Allah’ım inanmadığımdan değil, kalbim tatmin olsun diye soruyorum" demiştir.
“Bir vakit de İbrâhim: 'Ya Rabbî, ölüleri nasıl dirilteceğini bana gösterir misin?' demişti. Allah: 'Ne o, yoksa buna inanmadın mı?' dedi. İbrâhim şöyle cevap verdi: 'Elbette inandım, lâkin sırf kalbim tatmin olsun diye bunu istedim.' Allah ona: 'Dört kuş tut, onları kendine alıştır. Sonra kesip her dağın başına onlardan birer parça koy. Sonra da onları çağır! Koşa koşa sana geleceklerdir. İyi bil ki Allah azizdir, hakîmdir / üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir.'” (Bakara Suresi, 2/260)
Bu nedenle bizler de aklımıza takılan sorularımızı sorabiliriz; İslam bunu menetmemiştir.
Dinimizce menedilen sualler; lüzumsuz, insana faydası dokunmayan malayani ve afakî konulardır. Yoksa iman ve ibadete taalluk eden konularda soru sormak, araştırmak ve tahkik etmek dinimizce sadece caiz görülmemiş, teşvik bile edilmiştir.
"Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır."
"Sizden önce gelen bir kavim bunları sormuştu da sonra inkâr etmişti."(Maide, 5/101-102)
Burada, soru sormak insanı küfre düşürmüyor. Peygamber'e (asv) soru sorup sonra aldığı cevaptan hoşnut olmayarak, inkâr etmek insanı küfre düşürüyor. Geçmişte bir kısım Yahudiler çok soru sorup, sonra da aldıkları cevaptan hoşnut olmayarak inkâr ederlerdi.
İbn Abdi'l-Berr der ki; bir kimse ilme arzusu ve bilgisizliğini gidermek isteği, dinî bakımdan bilinmesi gereken bir hususa dair konuyu anlamak hakkında soru soracak olursa, bunda bir mahzur yoktur. Çünkü, cahilliğin devası soru sormaktır. Kim de işi yokuşa sürmek ve bilgisini artırmak kastı ya da öğrenmek maksadı olmaksızın soru soracak olursa, işte az da olsa, çok da olsa soru sorması helal olmayan budur.
“Ey müminler, sizden önce bir kavim böyle meseleler sordular da sonra bu sebeple kâfir oldular. İsrâiloğulları, peygamberlerine birtakım şeyler sorarlar, sonra tutmazlar, terk ederler, yok olurlardı. Bundan dolayı müminler bu kâfirler gibi olmamalı, onların mesleğine sarılmamalı, aynı şekilde cahiliye uydurması asılsız, çirkin şeylerden de vazgeçmelidirler.” (Elmalılı, İlgili ayetlerin tefsiri)
Bir de idraki hiçbir zaman mümkün olmayan konularda ısrarla soru sormak caiz değildir. Mesela, Allah’ın Zatının mahiyeti ve keyfiyeti hakkında ille bir keyfiyete götürecek şekilde soru sormak caiz değildir. Allah’ın Zatı hakkında genel kaideler talim edildikten sonra, keyfiyeti hakkında soru sormak ve mutlaka bir cevapta ısrar etmek insanı küfre kadar götürür.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Günümüz dindarları veya dünya için uğraşanlar da şunu görüyorum.
Benim zamanında bir konu ile uğraşıp soru sorduğumu görünce bazı yarı dindar büyüklerim bana yönelerek, "Ben kimseye soru sormam! Kimsenin aklına ihtiyacım yok." "Şu yaşımıza geldim, daha bir kere kimseye soru sormadım."
Maalesef büyük çoğunluk da böyle.
Ehli dünya da bazı meselelerde, ben soru sormam, anladığım kadarını yaparım geçerim.
Bu durum şahsen beni, herkes normalmiş de, ben anormalmişim hissine yöneltiyor. Belki bazen temel şeyleri sorsam da, bir işin inceliğini insan anlamayınca o konuyu etraflıca öğrendiğini düşünmüyorum.
Bu kişilerde de EGO olduğunu düşünüyorum. İnsanı bilmediği şeyi sordurmayan, nefsine ağır gelen egosunu bastırmasıdır.
Siz nasıl düşünüyorsunuz?