Hayat-ı içtimaiyede olan bir Nur talebesinin, hizmet etme ölçüsü ne olmalıdır?
Değerli Kardeşimiz;
Nasıl iman ve ibadette insanların dereceleri ve mertebeleri çekirdekten ağaca kadar muhtelif ise, aynı şekilde insanların fedakârlık ve hizmetleri de muhteliftir.
Başka bir ifadeyle, nasıl zekât, insanların mal ve servetinin büyüklüğüne göre değişiyor ise, az olan az, çok olan çok zekât vermekle mükellef ise, aynı şekilde insanlar da iman ve kabiliyeti nispetinde, hizmet ve fedakârlık ile mükelleftir.
Yalnız bize düşen husus, himmetimizi ve kapasitemizin tamamını iman ve Kur’an hizmetinde harcamaya çalışmaktır. Eğer istidat ve kapasitemizin altında bir gayret gösteriyor isek, o zaman mesul oluruz. Yoksa “Neden ben de falanca ağabey kadar hizmet edemiyorum ve fedakârlık yapamıyorum?” deyip ümitsizliğe düşmek doğru değildir.
Biz de Üstad Hazretlerinin şu tespiti gibi demeliyiz:
"Sakın deme, 'Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz nerede?' Zira, bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. Fark yalnız icmal ve tafsil ile olduğu gibi; senin ve benim gibi bir âmînin -velev hissetmezse- namazı, büyük bir velînin namazı gibi şu nurdan bir hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır. -velev şuurun taallûk etmezse-. Fakat derecâta göre inkişaf ve tenevvürü ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar, ne kadar merâtip bulunur. Öyle de, namazın derecatında da daha fazla meratip bulunur. Fakat bütün o merâtipte, o hakikat-i nuraniyenin esası bulunur." (Sözler, Yirmi Birinci Söz)
Biz de namazın mertebelerinde olduğu gibi, iman hizmetimize böyle bakıp; "ümitsizlik yok, hizmete devam" demeliyiz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü