AKIL VE NAKİL

“Bütün ulemâ-i İslâm: 'Haşir bir mesele-i nakliyedir. … Akıl ile ona gidilmez.' diye müttefikan hükmettikleri halde, ...”(1)

Öncelikle şunun hatırlanması gerekiyor: İman gayb için söz konusudur ve biz gayba iman ederiz. Yüzde yüz bilinen şey için “iman” değil “ilim” kelimesi kullanılır; "İki kere ikinin dört ettiğine iman ediyorum.” denmez.

İman hakikatlerinden birisi de öldükten sonra dirilmeye ve ahirete imandır. Bu konuda insanlara gerekli tebliğler yapılır, ancak kalplerde hidâyeti yaratmak Allah’a aittir. Şu var ki, gerek mücedditler, gerek diğer İslâm âlimleri, bu iman hakikatini kendi devirlerinin bilgi ve kültür seviyesine göre insanlara ders vermişlerdir.

Bu konudaki ayetleri hatırlatmak, ariflerin öğütlerini, evliyanın keşif ve kerametlerini aktarmak eski devirlerde kâfi gelmiş ve aklî deliller getirmeye fazla ihtiyaç duyulmamıştır. Bunun içindir ki, “Haşir bir mesele-i nakliyedir (ayet ve hadislerin haberleriyle bilinir), akıl ile ona ulaşılmaz.” denilerek o kapı kapatılmıştır. Böyle yapılmasaydı ve bu konuda aklî izahlara fazlaca girilseydi, felsefe meraklısı küçük bir kesime bir derece faydalı olunsa bile, çoğu insanın akılları karışabilir, zihinleri bulanabilirdi.

Bununla birlikte, şu hususun da göz ardı edilmemesi gerekir:

Ayetlerde haşir konusunda aklî delillere de yer verilmiştir. Şu var ki, âlim ve mürşitlerimiz bu aklî delillerin tefsiri üzerinde fazla durmamışlar, tebliğatlarını, daha çok, “sâlîh amel, takva, güzel ahlak, kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesi” üzerinde yoğunlaştırmışlardır.

Bu vesileyle, Kur’ân-ı Kerîm’de haşir ve ahiret konusunda nazara verilen aklî delillerden ikisini hatırlayalım:

“Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O her şeye hakkıyla kadirdir.” (Rum, 30/50)

Bediüzzaman Hazretleri, “Haşir Risalesiyle” bu ayetin hârika bir tefsirini yapmıştır.

Haşirle ilgili bir başka aklî delil de şu ayet-i kerîmede nazara verilir:

“Ölüden diriyi, diriden ölüyü O çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü O diriltir. Siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız.” (Rûm, 30/19)

Hayatsız kâinattan bu kadar canlı türünün yaratılması, yediğimiz ölü gıdaların canlı hücrelere inkılap ettirilmesi, herkesin her gün gördüğü ve bildiği hakikatlerdir. Bunlar üzerinde daha fazla detaylara girmeye o devrin âlimleri gerek görmemişlerdir.

Bilindiği gibi, belagat mukteza-yı hale mutabakattır. Yani halin, şartların gereğini dikkate alarak konuşmak gerekir. Önceki asırların âlimleri, mukteza-yı hale mutabakat etmişler ve ahiretin ispatı yerine sâlîh amel, takva, ahlak-ı hasene gibi konulara ağırlık vermişlerdir. Bediüzzaman Hazretleri de mukteza-yı hale mutabakat etmiş, yaşadığı dönemin manevî yaralarını ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak haşir meselesini aklî ve naklî delillerle çok geniş bir şekilde izah ve ispat etmiştir. Zira, bu dönem, taklidin kırıldığı,” “teslimin bozulduğu,” “herkesin dünyaya daldığı,” “dünyanın fâni ve cüzi menfaatleri için hayat-ı ebedîyenin severek tehlikeye atıldığı,” “herkesin derd-i maişetle sarhoş olduğu,” “küfür ve dalaletin şahs-ı manevî halinde imâna ve ahlâka hücum ettiği…” “neden ve niçinlerle zihinlerin bulandırıldığı, kalplere şüphelerin atıldığı” dehşetli bir dönemdir.

Fen ilimlerinde alınan büyük mesafe ile akıl, kalbin önüne geçirilmiş gibidir. Böyle bir asırda bütün iman hakikatlerinin hem naklî, hem de aklî delillerle insanlara tebliğ edilmesi, akıl ve kalp beraberliğinin sağlanması zarurî hale gelmiştir. Bu asrın manevî hekimi olan Bediüzzaman Hazretleri de eserlerini asrın anlayış seviyesini ve ahir zaman fitnesinin dehşetini dikkate alarak kaleme almıştır. İnsanların en çok şüpheye düştükleri haşir ve diriliş konusuna özel bir önem vermiş, Onuncu Söz ve Yirmi Dokuzuncu Sözleri telif etmiş, ayrıca diğer risalelerinde de bu konuya yer yer tahşidat yapmıştır. Bununla birlikte şu gerçeği de bizlere hatırlatmıştır:

“…Neticenin kayyumu imandır. Bürhan, ancak onu görmek için bir menfezdir veya bir süpürge gibi o neticeye konan vehimleri süpürür.”(2)

Bir kişinin haşir ve kader konularında tam tatmin olması için, öncelikle kalbinin Allah’a iman ile nurlanması, aklının tatmin olması gerekir. Şüphe ve tereddütler içinde bocalayan bir kimseye haşirle ilgili ne kadar delil getirseniz, onu ancak ilzam edebilirsiniz, ikna edemezsiniz.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, Hatime.
(2) bk. Mesnevî-i Nuriye, Şemme.

Yükleniyor...