İÇ VE DIŞ YÜZLER

“Nakıştan manaya geçsen esmâ yoluyla müsemmayı bulursun.”(1)

Mesnevî-i Nuriye’de şöyle buyrulur:

“Her şeyin, içine melekût, dışına da mülk denir.”

Sebepler ancak eşyanın dış yüzlerinde, mülk cihetinde görev yaparlar; melekutiyet cihetine, yani eşyanın ve olayların iç yüzüne karışamazlar. Bir yazının melekûtu onda kendini gösteren ilimdir. Kâğıt ve kalem yazının görünmesine birer sebep, birer vasıta ve birer perdedirler; bunlar sadece mülk cihetinde iş görürler, yazının melekût ciheti olan mânaya ve ilme el uzatamazlar.

Hadiselerin de mülk ve melekût cihetleri vardır. Hastalığın mülk ciheti kederler, acılar, ıstıraplardır. Sebepler o hastalığa perde olurlar ve hastanın şikâyetleri o sebeplere gider. Böylece insan, sabırsızlık gösterip isyan yoluna girmekten kurtulur. Hastalığın melekûtu ise çekilen acıların günahlara kefaret olması ve sabretmek şartıyla hastaya büyük mükâfatlar kazandırmasıdır. Hastalığa sebep olan mikropların bu büyük neticede bir hisseleri olamaz.

Diğer taraftan, mahlûkatın ve hadisatın melekût ciheti, onlarda tecelli eden İlâhî isimler ve sıfatlardır.

“Hem her eser-i Samedanî bir mektup gibi, bir Sâni-i Zülcelâl’in esmasını bildirir. Nakıştan manaya geçsen esmâ yoluyla müsemmayı bulursun.”(2)

Nakış, eşyanın mülk cihetidir; mâna ise melekût ciheti. Bir meyvenin de taşıdığı özellikler birer nakış gibidir. Mâna ise onda kendisi gösteren ikram ve ihsandır. Bunlar da Mün’im, Rezzak, Kerîm gibi İlâhî isimlere dayanır. Sebepler, nimet verici, rızık verici, ikram edici olmaktan çok uzaktırlar. Cenab-ı Hak bir meyve ağacını bir tezgâh olarak planlamış ve yaratmış, ondan meyveler çıkararak esmâsını tecelli ettirmiştir. Ancak, kuraklık, soğuk gibi herhangi bir sebeple ağaçlar meyve vermediklerinde bu hadiseler birer perde görevi yaparlar ve şikâyetler o sebeplere gider.

Üstat Hazretleri, mülk-melekût meselesini şöyle bir örnekle ders verir:

“Zira âyinenin iki vechi gibi, her şeyin bir 'mülk' ciheti var ki, âyinenin mülevven yüzüne benzer, muhtelif renklere ve hâlâta medâr olabilir. Biri 'melekût'dur ki, âyinenin parlak yüzüne benzer.”(3)

Üstadımızın ayine misalini hakikate tatbik ederken önce aynanın arka yüzüne nazar edeceğiz. Arka yüz, varlıkların ve olayların bizim muhatap olduğumuz cihetleridir. Onların arkasında saklı güzellikleri göremeyince, hemen itiraz yahut şikâyet yolunu tutmayalım diye sebepler yaratılmıştır. Üstat hazretleri, bu meseleye çok güzel bir örnek olarak Azrail aleyhisselâmın ruhları kabzetmesini verir.

Ölüm, iman ehli için bu dünyadan daha güzel bir âleme göç etmektir. Bu, ölümün melekût cihetidir. Bu güzelliğin ortaya çıkmasında Azrail aleyhisselam görev yapmaktadır. Onun görevi de bir perdedir, ölümün hakiki güzelliği Cenab-ı Hakk’ın Mümit (ölümü verici) isminin güzelliğidir. Bu güzellik aynanın arka yüzünde saklıdır; insanlar ise ön yüze muhatap oluyor ve ölümü bu dünyadan ayrılmak, bütün sevdiklerini terk etmek olarak görüyorlar.

İnsanlar ölümün dış yüzünü sevmedikleri ve ölümden üzüntü duydukları için bu güzel ayrılığa hastalıklar ve musibetler perde olmuşlardır.

Bunların tamamı ölüm olayının mülk cihetidir ve aynanın renkli yüzü gibidir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, On Yedinci Söz'ün İkinci Makamı.
(2) bk. age.
(3) bk. age., Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam.

Yükleniyor...