KALEM KÂTİP DEĞİLDİR

“Demek tabiat, mistarlıktan masdarlığa çıksa, her bir şeyde bütün şeylerin makinelerini bulundurmaya mecburdur.”(1)

Misdar; yazının düzgünlüğünü sağlamakta kullanılan alet (cetvel) demektir. Masdar ise bir şeyin sudur ettiği (çıktığı) yer manasına gelir.

Çizgi cetvelle çizilir, lakin onu çizen, cetvel değildir. Keza, mürekkep kalemden sudur eder, ama yazıyı yazan mürekkep değildir.

Yaratılan her varlık Allah’ın ilminde nasıl takdir edilmişse o şekilde vücuda gelmektedir. Allah’ın ilmindeki bu “ilmî vücutlar” birer manevî kalıp gibidirler; her şey İlâhî irade ve kudret ile bu kalıplara göre yaratılır.

Misdar ve masdar örneği bu ince mânayı ders veren bir temsildir. Misdar kaderi temsil eder, masdar ise kudreti.

Şöyle ki: Genellikle, düz çizgi çizmek için hazırlanmış cetveller olduğu gibi, daire, elips gibi şekillerin de çiziminde kullanılan özel cetveller vardır. Meselâ, cetvelimizde bir daire şekli belirlenmiş ve kalıp olarak yerleştirilmişse biz kalemimizi o kalıp üzerinde hareket ettiririz ve cetveli kaldırdığımızda kâğıdımıza daire şekli çıkar. Bu daire şeklini kimin çizdiğini sorduğumuzda aklını doğru kullananların vereceği cevap açıktır: Birisi bu cetveli kullanmış ve bu kalemle o şekli çizmiştir.

Şekli birisinin çizdiği kabul edilmediği taktirde geriye bir takım batıl şıklar çıkıyor:

Bazıları dairenin kâğıttan tabii olarak çıktığını söylerler. Bunlar tabiatçıları andırırlar. Bir kısmı, daireyi cetvelin ve kalemin çizdiğini söylerler. Bunlar sebeplere tapanlara benzerler. Bir diğer kısmı ise, daireyi kalemdeki mürekkebin çizdiğini söylerler. Bunlar da maddeye tapanlar, materyalistlerdir.

Hakikat ise eşyanın “misdar-ı kader üstünde kalem-i kudretle” yazıldığıdır.

“...Şu kitab-ı kâinatı kalem-i kudret-i Samedâniye’nin yazması ve Zât-ı Ehadiyet’in mektubu desen, vücub derecesinde bir suhulet ve lüzum derecesinde bir mâkuliyet yoluna gidersin.”(2)

“Kalem-i kudret-i Samedâniye”: Samed ismi, her şey ona muhtaç, o ise hiçbir şeye muhtaç değil manasına geliyor. Bir yazının bütün kelimeleri, harfleri, satırları hep kâtibe muhtaçtırlar. O olmasa hiçbir yazı meydana gelmez. Ve o kâtip, dilediğinde yazıları silebilir, varlıklarına son verebilir.

Kâtip ise ne varlığında, ne de devam ve bekasında yazıya muhtaç değildir. Bu âlemdeki her varlık kudret kalemiyle yazılmış bir mektuptur. O sonsuz kudret sahibi ise hiçbir mahlûkuna muhtaç değildir.

Bir varlık, yaratılması için Hâlık ismine, hayatlanması için Muhyi ismine, görmesi ve işitmesi için Basîr ve Semi’ isimlerine, rızkı için Rezzak ismine muhtaçtır. Allah ise bu varlıkların ne vücutlarına, ne hayatlarına, ne görme ve işitmelerine, ne de rızıklanmalarına muhtaçtır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam.
(2) bk. age.

Yükleniyor...