KENDİ İÇİN Mİ?

“Her şeyin, her zîhayatın neticesi ve hikmeti kendine ait bir ise Sâni’ine ait neticeleri, Fâtır’ına bakan hikmetleri binlerdir.”(1)

Bu ifadelerle felsefecilerin “Her bir zîhayatın neticesi kendine bakar veyahut insanın menafiine aittir.” iddialarına cevap verilmiştir.

Üç milyon olarak tahmin edilen canlı türleri içerisinde insana hizmet eden ve onun ihtiyaçlarını görenlerin sayısı çok azdır. Bu görüşe göre, diğer bütün canlıların neticesi kendi varlığına bakmış oluyor. Yani, meselâ aslanın yaratılış gayesi, aslan olmak, kendine takılan cihazlarla bir ömür boyu rızkını arayıp bulmak, parçalayıp yemek ve hayatını böylece devam ettirmek ve sonunda ölümü tadarak dünya sayfasından silinip kaybolmaktır.

Bu yanlış anlayışa göre, insana hizmet etmeyen bitkilerin ve cansız varlıkların da yaratılışları hikmetsiz, mânasız olur. Güneş sistemimizde bile sadece güneş, ay ve dünyanın insana hizmet ettiklerini görüyoruz. Diğer gezegenlerden, yıldızlar âlemine kadar sayısız varlıkların yaratılış gayeleri ne kendilerine bakan cihetle, ne de insana hizmetleri yönüyle izah edilemez. Çok büyük bir çoğunluk gayesiz ve hikmetsiz kalır.

Kâinatın meyvesi olan insanın, saçından tırnağına, organlarından hücrelerine kadar her şeyinin hikmetle dokunması, kalbinden aklına, hafızasından his dünyasına kadar her latifesinin hikmetli, faydalı olması gösteriyor ki, insan meyvesi veren bu kâinat ağacının da her şeyi hikmetlidir. Ancak bunların tamamının insanla doğrudan ilgili olması gerekmez.

Nur Külliyat’ında eşyanın yaratılış gayeleri üç ana madde halinde işlenir. Birincisi, Cenâb-ı Hakk’ın kendi cemâl ve kemâlini mahlûkat aynalarında bizzat müşahede etmesi, ikincisi dünyanın ahirete tarla olması, yani cennet ve cehennem namına vazife görmesi, üçüncüsü de dünyaya gönderilen her canlının bu âlemden istifade etmesi, kendi mahiyetine göre zevk alması, böylece fıtrî bir şükürde bulunmasıdır.

İsrâ suresi, 44. ayet-i kerimede şöyle buyrulur:

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. …”

Her şey kendi mahiyetine göre mükemmel ve noksansız yaratılmasıyla Allah’ı tesbih etmekte ve O’nun kemâlini ilan ile medih ve senada bulunmaktadır. Bunu hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar sadece hâl diliyle yapmakla kalmazlar, her birinin, bilemeyeceğimiz bir keyfiyetle, hususî tesbihleri de vardır. Nitekim ayetin devamında “Lakin siz onların tesbihlerini fehmedemezsiniz.” buyrulmaktadır.

Bir incir ağacının meyveleri on binlerce çekirdek vermekte ve bunlardan sadece birkaçı ağaç olmaktadır. O halde, bu kadar çok meyvenin ve sayısız çekirdeklerin gayesi sadece nesillerinin devamı ile açıklanamaz. Burada birinci gaye hükmediyor ve o ağacın bütün özelliklerinin o küçücük çekirdeklerde yerleştirilmesi gibi büyük bir sanat mucizesi sergileniyor, bunu ise insanlar sadece ilmen biliyorlar ve yine sadece birkaç incir üzerinde ilmî araştırma yapıyorlar. Bu sayısız denecek kadar çok çekirdeklerdeki bu ince sanatı Cenâb-ı Hak bizzat müşahede ediyor ve o ağaca müekkel meleklerine de bir derece seyrettiriyor.

“Felsefe ise, eneye mânâ-yı ismiyle bakmış. Yani, kendi kendine delâlet eder, der; mânâsı kendindedir, kendi hesabına çalışır, hükmeder…”(2)

Böyle bir bakışın ne kadar kısır ve sönük olduğunu, bir elma ağacını misal alarak tahlil edelim.

Bu ağaç kendi kendine delalet eder, yani ona bakan insan “Bu bir elma ağacıdır.” der. Mânası kendindendir, yani kendi taşıdığı özelliklerini inceleyenlerin nazarına arz eder. Bu iki nokta onun ne olduğu hakkındaki soruların cevabıdır. Bu ağacın görevi nedir sorusunun cevabını felsefe “kendi hesabına çalışır.” şeklinde vermektedir. Buna göre, elma ağacı, meyvelerini kendisi için vermektedir. Bu noktada felsefe iflas eder.

Bütün akıllar ittifakla hükmederler ki, elma ağacı meyvelerini insan için vermektedir. O meyvede sergilenen bütün faydalar insan içindir. Hâlbuki o ağaç ne kendisini tanımaktadır, ne de insanı; her şeyiyle insana göre planlanmış bir tezgâhtan, bir fabrikadan başka bir şey değildir.

Bir fabrika niçin ve kimin için çalıştığını bilmediği gibi, bu elma ağacı da kendi mahiyetine konulan özelliklerle Allah’ın Rezzâk ismine, Hakîm ismine, Kerîm ismine ayna olduğunun fakında değildir.

Bu örneği sair varlıklara uyguladığımızda sonsuz denecek kadar çok safsatalar ortaya çıkar. Sadece üç misal vermekle yetinelim. Bu anlayışa göre, güneş kendi yolunu görmek için ışık saçmakta, hava kendi menfaati için kanımızı temizlemekte, dünya kendi hedefine doğru yol almaktadır.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz.
(2) bk. age.

Yükleniyor...