REHBER ŞAHSİYETLER

“Mehâsin-i Rububiyet’in dellâlları olan enbiya ve evliyaya kulak ver.”(1)

Dellal kelimesi “delâlet eden, vasıta olan” mânasına geliyor. Mehasin-i rububiyet ifadesi, bu âlemde her şeyin en güzel şekilde terbiye edildiğine dikkatimizi çekiyor. Fatihanın hemen başında Cenâb-ı Hakk’ın “Rabbü’l-âlemîn” olarak tanıtılması da terbiye fiilinin bu âlemde en dikkat çekici ve en yaygın bir İlâhî icraat olduğunu ders veriyor.

Gözümüz görecek şekilde terbiye edilmiştir ve bu terbiye çok güzel verilmiştir.

Alyuvarla akyuvarın, akciğerle karaciğerin terbiyeleri de çok güzeldir ve birbirinden çok farklıdır.

Ceylanın terbiyesi başka, aslanınki başkadır.

Gökleri de yeri de “Rabbü’l-âlemîn” olan Allah terbiye etmiştir.

Yer ve gök böyle sonsuz terbiye fiilleriyle kaynaşırken, bunların tümünü görmeden yahut görmezlikten gelerek, sadece nefsinin istekleri peşinde koşan gafil insanları peygamberler ve onların izinde giden büyük zâtlar ikaz ederler ve onların dikkatlerini, her biri diğerinden harika olan, bu terbiye mucizelerine çekerler.

O nuranî zâtlar, kâinattaki hârika icraatlar ile insan aklı arasında, âdeta, aracılık ederek insanı düşünmeye, ibret almaya, hayret etmeye ve kulluk görevlerini icraya davet ederler.

Otuz Birinci Söz’de, Peygamber Efendimiz (asm.)'in görevleri hakkında “saltanat-ı rububiyetin dellâlı ve marziyat-ı İlâhîyenin mübelliği ve tılsım-ı kâinatın keşşafı” ifadeleri kullanılıyor. Bunlar, Peygamber varisi olan büyük zâtların da görevleridir.

Her mahlûk bizzât Allah’ın terbiyesinden geçmiştir. Saltanat-ı rububiyet, bu mânayı ders verir. Yani, O’ndan başka Rab yoktur ve insan, o yegâne Rabbin, nelerden razı olduğunu elçilerinden öğrenecek, hayatına O’nun emir ve yasakları doğrultusunda yön verecektir.

Yine o insan, varlık âlemini İlâhî fermana göre okuyup değerlendirecek, kâinatın tılsımını, yani ne gibi gizli ve ince mânalar ifade ettiğini böylece öğrenecektir. Demek ki, peygamberler ve onların varisi büyük zâtlar, Allah’ın rububiyetini ilan eden, rıza çizgisini gösteren ve insanlara kâinat kitabını doğru okuyup, doğru değerlendirmeyi öğreten rehber şahsiyetlerdir.

Şualar’da “Müstakim ve münevver akıllar, selim ve nurani kalbler”den söz edilir ve bunlara sahip olan muhterem zevat için, “âlem-i gayb ve âlem-i şehadet ortasında insanî berzahlardır ve iki âlemin birbiriyle temasları ve muameleleri, insana nisbeten o noktalarda oluyor.”(2) denilir.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, Dördüncü Hakikat.
(2) bk. Şualar, Yedinci Şua.

Yükleniyor...