ALLAH’IN VARLIĞI VE BİRLİĞİ, VAHDETTEKİ KOLAYLIK
"Bir şeyi her şey ve her şeyi bir şey yapmak, her şeyin Hâlıkına has ve Kadîr-i Külli Şeye mahsus bir nişandır, bir âyettir." (Sözler, Sekizinci Söz)
"Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?" (Sözler, Onuncu Söz, Haşir Bahsi)
"Bir şeyden her şeyi yapmak ve her şeyi birtek şey yapmak, her şeyin Hâlıkına has bir iştir." (Sözler, Onuncu Söz, Birinci İşaret)
"Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma, o tezgâhta dokunuyor. Bir elmayı icad eden, bir baharı icad edebilir." (Sözler, Onuncu Söz, Yedinci Hakikat)
"Madem bir harf, kâtibini göstermeksizin olmaz. San’atlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek olmaz. Nasıl olur ki, bir harfte koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş, kendi kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin?" (Sözler, Yirmi İkinci Söz, Birinci Makam, Beşinci Burhan)
"Tarla kimin ise, mahsulât da onundur. Deniz kimin ise, içindekiler de onundur." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, Birinci Makam, Sekizinci Burhan)
"Evet, izzet ve azamet ister ki, esbab, perdedâr-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Birinci Lem'a)
"Zerre, bir Kadîr-i Mutlakın memuru olmazsa ve nisbeti o Kadîr-i Mutlaktan kesilse, o vakit o zerreye herşeyi görür bir göz, herşeye muhit bir şuur vermek lâzımdır." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Dördüncü Lem'a)
"Tecellî-i cemâliyeyi gösteren hayat nasıl bir burhan-ı ehadiyettir, belki bir çeşit tecellî-i vahdettir. Tecellî-i celâli izhar eden memat dahi bir burhan-ı vâhidiyettir." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Onuncu Lem'a)
"Mevcudat-ı seyyâle, vücutlarıyla ve hayatlarıyla Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna ve ehadiyetine şehadet ettikleri gibi; zevâlleriyle, ölümleriyle o Vâcibü’l-Vücudun ezeliyetine, sermediyetine ve ehadiyetine şehadet ederler." (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam, Onuncu Lem'a)
"Bir köyde iki müdür, bir şehirde iki vali, bir memlekette iki padişah bulunsa, intizam zir ü zeber olur ve insicam herc ü merce düşer." (Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Birinci Şua, İkinci Suret, Beşinci Nokta)
"Sinek kanadından, tâ semâvât kandillerine kadar, o derece ince bir intizam gözetilmiş ki, sinek kanadı kadar şirke yer bırakılmamış." (Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Birinci Şua, İkinci Suret, Beşinci Nokta)
"Bir harf kâtipsiz olmaz bildikleri halde, nasıl bir harfinde bir kitap yazılan şu kâinat kitabını kâtipsiz zannediyorlar?" (Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Birinci Şua, İkinci Suret, Beşinci Nokta)
"Cenâb-ı Hak ezelîdir, ebedîdir, evvel ve âhirdir. Hiçbir cihette ne zâtında, ne sıfâtında, ne ef’âlinde naziri, küfvü, şebîhi, misli, misali, mesîli yoktur." (Sözler, Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Üçüncü Şua, Üçüncü Cilve)
"Madem eşya var ve san’atlıdır. Elbette bir ustaları var." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Hâtime)
"Eğer her şey birinin olmazsa, o vakit herbir şey bütün eşya kadar müşkül ve ağır olur. Eğer her şey birinin olsa, o zaman bütün eşya bir şey kadar âsân ve kolay olur." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Hatime, Birinci Fıkra)
"Her birliği bulunan yalnız birden sudur edecektir; madem her şeyde ve bütün eşyada bir birlik var, demek birtek Zâtın icadıdır." (Sözler, Otuzuncu Söz, Birinci Maksat)
"Madem bir işte iki hâkimin bulunması o işin intizamını bozuyor. Hem madem sinek kanadından tâ semâvât kandiline kadar mükemmel bir intizam var. Öyle ise o Hâkim birdir." (Sözler, Otuz Birinci Söz, İkinci Esas)
"Bütün yıldızları elinde tutmayan, birtek zerreye Rab olamaz." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Birinci Mevkıf)
"Her şey, her şeyinde ve her şe’ninde tek bir Hâlık-ı Zülcelâle muhtaçtır." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, On Dördüncü Pencere)
"Bütün semâvâtın rabbi olmayan, birtek insanın simasındaki alâmet-i farika olan nakş-ı simâvîyi yapamaz." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Sekizinci Pencere)
"Herbir şey öyle bir pencere-i tevhiddir ki, bütün eşyayı bir Vâhid-i Ehade mal eder." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Dokuzuncu Pencere)
"Çiçek kimin turrası ise, kimin sikkesi ise ve kimin mührü ise ve kimin nakşı ise, elbette bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler Onun mühürleridir, sikkeleridir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Dokuzuncu Pencere)
"Âmiriyet ve hâkimiyetin muktezası, rakip kabul etmemektir, iştiraki reddetmektir, müdahaleyi ref etmektir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuzuncu Pencere)
"Her şey ile her şeyi görebilir, seslerini işitebilir. Ve her şey ile her şeyi bilir." (Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere)
"Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temelluk edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme." (Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam, İkinci Kelime)
"Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O'nun yanında, her şeyin dizgini O'nun elindedir. Her şey O'nun emriyle halledilir." (Mektubat, Yirminci Mektup, Birinci Makam, İkinci Kelime)
"Her şeyde bir birlik var. Birlik ise biri gösterir. Meselâ, dünyanın lâmbası olan güneş birdir; öyle ise dünyanın mâliki dahi birdir." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, İkinci Kelime)
"Âlem-i asgar olan insanın cisminde ve yüzünde birer hâtem-i vahdâniyet bastığı gibi, herbir âzâsında dahi birer mühr-ü vahdeti vardır." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Dördüncü Kelime)
"Kadîr-i Zülcelâl her şeyde, külliyatta ve cüz’iyatta, yıldızlarda ve zerrelerde birer sikke-i vahdet koymuştur ki, Ona şehadet eder; ve birer mühr-ü vahdâniyet basmıştır ki, Ona delâlet eder." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Dördüncü Kelime)
"Kâinat denilen âlem-i ekber ve insan denilen onun misal-i musağğarı olan âlem-i asgar, kudret ve kader kalemiyle yazılan âfâkî ve enfüsî vahdâniyet delâilini gösteriyorlar." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Dördüncü Kelime)
"Kâinatın Sâni-i Zülcelâli, Vâcibü’l-Vücuddur. Yani, Onun vücudu zâtîdir, ezelîdir, ebedîdir, ademi mümtenidir, zevâli muhaldir ve tabakat-ı vücudun en râsihi, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)
"Her şey ve bütün eşya, birtek zâtın mülkü olsa, o vakit, vâhidiyet cihetiyle herbir şeyin arkasında bütün eşyanın kuvvetini tahşid edebilir. Ve bütün eşya, birtek şey gibi kolayca idare edilir." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)
"Birlik usulüyle, bir merkezde, bir elden, bir kanunla olan işler, gayet derecede kolaylık veriyor. Müteaddit merkezlere, müteaddit kanuna, müteaddit ellere dağılsa, müşkülât peydâ eder." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)
"Sâni-i Zülcelâl, cisim ve cismanî olmadığı için, zaman ve mekân Onu kayıt altına alamaz. Ve kevn ve mekân, Onun şuhuduna ve huzuruna müdahale edemez. Ve vesâit ve ecram, Onun fiiline perde çekemez." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)
"Bir şey bir şeye mâni olmaz. Hadsiz ef’âli, bir fiil gibi yapar. Onun içindir ki, bir çekirdekte koca bir ağacı mânen derc ettiği gibi, bir âlemi birtek fertte derc edebilir. Bütün âlem, birtek fert gibi dest-i kudretinde çevrilir." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Onuncu Kelime)
"Kur’ân ve ehl-i iman, hadsiz masnuatı bir Sâni-i Vâhide verir, doğrudan doğruya her işi Ona isnad eder, vücub derecesinde suhuletli bir yolda gider, sevk eder." (Mektubat, Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesine Zeyl)
"Sivrisineğin gözünü halk eden, güneşi dahi o halk etmiştir." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)
"Pirenin midesini tanzim eden, manzume-i şemsiyeyi de o tanzim etmiştir." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)
"Bir kelimeyi yazan harfini yazanın gayrısı, bir sahifeyi yazan satırı yazanın gayrısı, kitabı yazan sahifeyi yazanın gayrısı olması mümkün olmadığı gibi; karıncayı halk eden cins-i hayvanı halk edenin gayrısı, hayvanı yaratan arzı yaratanın gayrısı, arzı halk eden, Rabbü’l-Âlemînin gayrısı olması muhaldir." (Mesnevi-i Nuriye, Şemme)
"Nimete bakıldığı zaman Mün’im, san’ata bakıldığı zaman Sâni, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)
"Eğer her şey Cenâb-ı Hakka isnad edilmezse, bir ân-ı vahidde, gayr-ı mütenahî ilâhların ispatı lâzım gelir." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)
"Kâinatın Sânie olan delâleti, kendi nefsine olan delâletinden daha vâzıh, daha zâhir, daha evlâdır. Öyleyse, kâinatın inkârı mümkün olsa bile, Sâniin inkârı mümkün değildir." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)
"Bir şeyden çok şeyleri îcad edip çıkartmak ve çok şeyleri bir şeye tahvil etmek, ancak her şeyi halk eden ve her şeyi yapan Sânia mahsus bir sikkedir." (Mesnevi-i Nuriye, Lem'alar)
"Her şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz. Bir şeyi halk eden, her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zarurîdir." (Mesnevi-i Nuriye, Nokta)
"Bir şeyin sânii, o şeyin içinde olursa, aralarında tam bir münasebet lâzımdır. Ve masnûatın adedince sânilerin çoğalması lâzımdır. Bu ise muhaldir. Öyle ise, sâni, masnû içinde olamaz." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)
"Sineğin iki eli sığmayan bir hüceyre, iki ilâhın tasarrufuna mahal olabilir mi? Hâşâ!" (Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'z-Zeyl)
"Vahid ancak vahidden sudur eder." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'z-Zeyl)
"Sâni-i Âlem, âlemde dahil olmadığı gibi, âlemden hariç de değildir. İlmi ve kudretiyle her şeyin içinde olduğu gibi, her şeyin fevkindedir. Bir şeyi gördüğü gibi, bütün eşyayı da beraber görür." (Mesnevi-i Nuriye, Katre)
"Kesret vahdete isnad edilmediği takdirde, vahdeti kesrete isnad etmek mecburiyeti hasıl olur. Demek, dağınık bir nev’in icadındaki suhulet-i harika, vahdet ve tevhid sırrına bağlıdır." (Mesnevi-i Nuriye, Lem'alar)
"Bir kitabın, kâtipsiz vücudu mümkün değildir. Kâinat kitabı da Nakkaş-ı Ezelînin vücub-u vücuduna bağlıdır." (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)
"Hâlık-ı Vâhid kabul edilmediği takdirde, kâinatın zerrat ve mürekkebatı adedince sonsuz ilâhların kabulüne mecburiyet hasıl olur." (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)
"Eşyânın Sânii vahiddir, şeriki yoktur. Ne kudretinde inkısam var, ne iktidar ve ihtiyarında tecezzî vardır." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)
"Basar masnuatı görüp de, basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)
"Tevhid ve vahdette cemâl-i İlâhî ve kemâl-i Rabbânî tezahür eder. Eğer vahdet olmazsa, o hazine-i ezeliye gizli kalır." (Şualar, İkinci Şua, Birinci Makam, Birinci Meyve)
"En küçük bir zîhayatın Hâlıkı ve Rabbi, bütün zeminin ve kâinatın Hâlıkı olmak lâzım gelir." (Şualar, Yedinci Şuâ, Beşinci Hakikat)
"Fettâhiyet hakikatiyle bütün mevcudatın muntazam suretlerini basit maddeden yapmak ve açmak, vahdeti bedahetle ispat eder." (Şualar, Yedinci Şuâ, Beşinci Hakikat)
"Kâinat bir elden çıkmış ve bir tek Zâtın mülküdür. Ve kemâlât-ı İlâhiyenin medarı olan vahdetini ve ehadiyetini bedahetle göstermişler." (Şualar, Dokuzuncu Şuâ)
"Bir baharı, tek bir çiçek misillü suhuletle icad eder. Cüz’î-küllî, küçük-büyük, az-çok, o kudrete nisbeten farkları yoktur. Seyyareleri, zerreler gibi kolay döndürür." (Şualar, On Beşinci Şuâ, El-Hüccetü'z-Zehra'nın İkinci Makamı)
"Bir bülbülü yaratan, bütün kuşları yaratan olabilir. Ve bir insanı halk eden ancak kâinatı icad eden Zâttır." (Şualar, On Beşinci Şuâ, El-Hüccetü'z-Zehra'nın İkinci Makamı)
"Hâkimiyetin en esaslı hassası, elbette istiklâl ve infiraddır. Demek intizam vahdeti ve hâkimiyet infiradı iktiza eder." (Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Üçüncü Nükte)
"Çekirdeği yapan, onun üstünde ağacı o yapar. Ve ağacı yapan, onun üstünde meyveleri dahi o icad eder." (Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Dördüncü Nükte)