ADÂVET, İHTİLAF, İTTİHAD, TESANÜD, UHUVVET
"Sen, bir hane-i Rabbâniye ve bir sefine-i İlâhiye olan bir mü’minin vücudunda, iman ve İslâmiyet ve komşuluk gibi, dokuz değil, belki yirmi sıfat-ı mâsume varken, sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir câni sıfatı yüzünden ona kin ve adâvet bağlamakla o hane-i mâneviye-i vücudun mânen gark ve ihrakına, tahrip ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, onun gibi şenî ve gaddar bir zulümdür." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Birinci Vecih)
"Adâvet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar. İkisi, mânâ-yı hakikîsinde olarak beraber cem’ olamazlar." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, İkinci Vecih)
"Muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalbde hakikî bulunsa, o vakit adâvet mecazî olur, acımak suretine inkılâp eder." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, İkinci Vecih)
"Mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, İkinci Vecih)
"Kâbe hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü’mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı iman ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, İkinci Vecih)
"Tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i itikad dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, İkinci Vecih)
"İmanın verdiği nur ve şuurla ve sana gösterdiği ve bildirdiği esmâ-i İlâhiye adedince vahdet alâkaları ve ittifak rabıtaları ve uhuvvet münasebetleri var." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, İkinci Vecih)
"Hakikat nazarında sebeb-i adâvet ve şer olan fenalıklar, şer ve toprak gibi kesiftir; başkasına sirayet ve in’ikâs etmemek gerektir." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Üçüncü Vecih)
"Muhabbetin esbabı olan iyilikler, muhabbet gibi nurdur; sirayet ve in’ikâs etmek, şe’nidir." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Üçüncü Vecih)
"Bir göz hatırı için çok gözler sevilir." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Üçüncü Vecih)
"Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, 'Mesleğim haktır veya daha güzeldir.' demeye hakkın var. Fakat 'Yalnız hak benim mesleğimdir.' demeye hakkın yoktur." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref’ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-i nefsine adâvet et, ıslahına çalış." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Muzır nefsin hatırı için mü’minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de, adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Mü’minin şe’ni, kerîm olmaktır. Senin ikramınla sana musahhar olur. Zâhiren leîm bile olsa, iman cihetinde kerîmdir." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Ehl-i kin ve adâvet, hem nefsine, hem mü’min kardeşine, hem rahmet-i İlâhiyeye zulmeder, tecavüz eder. Çünkü, kin ve adâvetle nefsini bir azâb-ı elîmde bırakır." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Adâvet hasetten gelse, o bütün bütün azaptır. Çünkü, haset evvelâ hâsidi ezer, mahveder, yandırır. Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Acaba bir gün adâvete değmeyen bir şeye bir sene kin ve adâvetle mukabele etmeyi hangi insaf kabul eder, bozulmamış hangi vicdana sığar?" (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Mü’min kardeşinden sana gelen bir fenalığı bütün bütün ona verip onu mahkûm edemezsin." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Adâvete ve fikr-i intikama, eğer şahsını seversen yol verme ki kalbine girsin. Eğer kalbine girmişse, onun sözünü dinleme." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Dünya öyle bir metâ değil ki bir nizâya değsin." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muamele etmektir." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Hadîsteki ihtilâf ise, müsbet ihtilâftır. Yani, herbiri kendi mesleğinin tamir ve revâcına sa’y eder. Başkasının tahrip ve iptaline değil, belki tekmil ve ıslahına çalışır." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Beşinci Vecih)
"Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise, maksatta ve esasta ittifakla beraber, vesâilde ihtilâf eder. Hakikatin her köşesini izhar edip hakka ve hakikate hizmet eder." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Beşinci Vecih)
"Tarafgirâne ve garazkârâne, firavunlaşmış nefs-i emmâre hesabına hodfuruşluk, şöhretperverâne bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Beşinci Vecih)
"Maksatta ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının küre-i arzda dahi nokta-i telâkîsi bulunmaz. Hak namına olmadığı için, nihayetsiz müfritâne gider, kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Beşinci Vecih)
"İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Beşinci Vecih)
"Hayat-ı mâneviye ve sıhhat-i ubûdiyet, adâvet ve inatla sarsılır. Çünkü, vasıta-i halâs ve vesile-i necat olan ihlâs zayi olur." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Altıncı Vecih)
"Ef’âl ve a’mâl-i hayriyenin esasları olan ihlâs ve adalet, husumet ve adâvetle kaybolur." (Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Altıncı Vecih)
"Düşman istersen nefis yeter. Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider." (Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup, Yedinci Sual)
"İslâmiyetin verdiği uhuvvet içinde bin uhuvvet var; âlem-i bekàda ve âlem-i berzahta o uhuvvet bâki kalıyor." (Mektubat, Yirmi Altıncı Mektup, Üçüncü Mebhas, Dördüncü Mesele)
"Düşmanın düşmanı, düşman kaldıkça dosttur. Düşmanın dostu, dost kaldıkça düşmandır." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)
"Cemaatte vahid-i sahih olmazsa, cem ve zam, kesir darbı gibi küçültür." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)
"Husumete en lâyık sıfat husumettir." (Hutbe-i Şâmiye)
"Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeyi zîr ü zeber eden düşmanlık ve adavet, herşeyden ziyade nefrete ve adavete ve ondan çekilmeye müstahak ve çirkin ve muzır bir sıfattır." (Hutbe-i Şâmiye)
"Husumet ve adavetin vakti bitti. İki harb-i umumî adavetin ne kadar fena ve tahrip edici ve dehşetli zulüm olduğunu gösterdi. İçinde hiçbir fayda olmadığı tezahür etti." (Hutbe-i Şâmiye)
"Husumet ve adavetle, ehl-i imana karşı muhabbete vesile olan iman, İslâmiyet ve cinsiyet gibi kuvvetli esbabı istihfaf etmektir, kıymetlerini tenzil etmektir." (Hutbe-i Şâmiye)
"Muhabbet adavete zıttır; ziya ve zulmet gibi hakikî içtima edemezler. Hangisinin esbabı galip ise, o hakikatiyle kalbde bulunacak; onun zıddı hakikatıyla olmayacak." (Hutbe-i Şâmiye)
"Muhabbetin sebepleri, iman, İslâmiyet, cinsiyet ve insaniyet gibi nuranî, kuvvetli zincirler ve mânevî kal’alardır." (Hutbe-i Şâmiye)
"Adavet hakikatiyle kalbde bulunsa, o vakit muhabbet, mümaşat ve karışmamak, zahiren dost olmak sûretine döner. Bu ise tecavüz etmeyen ehl-i dalâlete karşı olabilir." (Hutbe-i Şâmiye)
"Muhabbet, uhuvvet, sevmek, İslâmiyetin mizacıdır, rabıtasıdır." (Hutbe-i Şâmiye)
"İman muhabbeti, İslâmiyet uhuvveti istilzam eder." (Hutbe-i Şâmiye)
"Bazan adavet, şiddet-i muhabbetten gelir." (Münâzarat)
"Yağmurun kataratı, nurun lemeatı dağınık ve yayılmış kaldıkça çabuk kurur, çabuk söner." (Münâzarat)
"Her bir müslim, cüz-ü fert gibi başıboş değildir. Belki her biri, mürekkebât-ı mütedahile-i mütesaideden bir cüzdür. Sair eczalarla câzibe-i umumiye-i İslâmiye noktasında birbiriyle sıla-i rahimleri vardır." (Münâzarat)
"Adavet galebe çalsa, muhabbet mümâşaata inkılâp eder. Muhabbet galebe çalsa, adavet terahhum ve acımaya inkılâp eder." (Münâzarat)
"Benim mezhebim, muhabbete muhabbet etmektir, husumete husumet etmektir. Yani dünyada en sevdiğim şey muhabbet; ve en darıldığım şey de husumet ve adavettir." (Münâzarat)
"Zaman-ı Saadette bir inkılâb-ı azîm-i dinî vücuda geldi. Bütün ezhânı nokta-i dine çevirdiğinden, bütün muhabbet ve adaveti o noktada toplayıp muhabbet ve adavet ederlerdi. Onun için, gayr-ı müslimlere olan muhabbetten nifak kokusu geliyordu." (Münâzarat)
"Onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir. Ve her saadet-i dünyeviyenin esası olan asayişi muhafazadır. İşte şu dostluk, kat’iyen nehy-i Kur’ânîde dahil değildir." (Münâzarat)
"Kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de kıracak." (Lem'alar, Dördüncü Lem'a, Dördüncü Nükte)
"Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mâbeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz’î meseleleri bırakmak elzemdir." (Lem'alar, Dördüncü Lem'a, Dördüncü Nükte)
"Bir mü’minin birtek seyyiesiyle bütün hasenâtını örter. Şeytanın bu desisesini dinleyen insafsızlar, o mü’mine adâvet ederler." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a, On Üçüncü İşaret)
"Eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a, On Üçüncü İşaret)
"Maraz-ı ihtilâfa karşı birbirinizin kusurunu görmeyerek, yekdiğerinizin ayıbına karşı gözünüzü yumunuz." (Lem'alar, Yirminci Lem'a, Altıncı Sebep)
"Mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlât, şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır." (Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a, Dördüncü Düstur)
"Mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz. Uhuvvetteki makam geniştir; gıptakârâne müzâhameye medar olamaz." (Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a, İkinci Mâni)
"Mü’min olan kimse, iman ve tevhid iktizâsıyla, kâinata bir mehd-i uhuvvet nazarıyla baktığı gibi; bütün mahlûkatı, bilhassa insanları, bilhassa İslâmları birbiriyle bağlayan ip de, ancak uhuvvettir." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)
"İmân bütün mü’minleri bir babanın cenah-ı şefkati altında yaşayan kardeşler gibi kardeş addediyor. Küfür ise, öyle bir burudettir ki, kardeşleri bile kardeşlikten çıkarır." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)
"Nur mesleğinde, mü’minlerin uhuvveti esastır." (Emirdağ Lâhikası-I, 132.Mektup)
"Hâricî ve büyük bir düşmanın hücumu zamanında, dahilî küçük düşmanlıkları bırakmak elzemdir. Yoksa, hücum eden büyük düşmana yardım hükmüne geçer." (Emirdağ Lâhikası-I, 154.Mektup)
"Risale-i Nur, dostlara tiryak olduğu gibi, düşmanlara da saika oluyor." (Kastamonu Lahikası, 136.Mektup)
"Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir. Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz. Çünkü, daha müthiş düşman ve yılanlar var." (Kastamonu Lahikası, 160.Mektup)
"Asıl hüner, kardeşini fena gördüğü vakit onu terk etmek değil, belki daha ziyade uhuvvetini kuvvetleştirip ıslahına çalışmak, ehl-i sadâkatin şe’nidir." (Şualar, On Üçüncü Şuâ)
"Biriniz bana en büyük bir hakaret yapsa ve şahsımın haysiyetini bütün bütün kırsa, fakat hizmet-i Kur’âniye ve imaniye ve Nuriyeden vazgeçmezse, ben onu helâl ederim, barışırım, gücenmemeye çalışırım." (Şualar, On Dördüncü Şuâ)
"Ey talib-i hakikat! Madem hakta ittifak, ehakta ihtilâftır. Bazan hak, ehaktan ehaktır. Hem de olur hasen, ahsenden ahsen." (Sözler, Lemeât)
"Şark husumeti, İslâm inkişafını boğuyordu; zâil oldu ve olmalı. Garp husumeti, İslâmın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebeptir; bâki kalmalı." (Sünûhat)
"Cahil dost, düşman kadar zarar verebilir." (Muhakemat, Birinci Makale, On İkinci Mukaddeme)
"Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, talihsiz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, ittihad-ı İslâmdır." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)
"Dinî cemaatlar maksatta ittihad etmelidirler. Mesalikte ve meşreplerde ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklit yolunu açar ve “Neme lâzım, başkası düşünsün” sözünü de söylettirir." (Hutbe-i Şâmiye)
"İttihadın hedefi ve maksadı; i’lâ-yı kelimetullâh ve mesleği de kendi nefsiyle cihâd-ı ekber ve başkalarını da irşaddır." (Hutbe-i Şâmiye)
"İttihad-ı İslâmın tam zamanı gelmeye başlıyor. Birbirinizin şahsî kusurlarına bakmamak gerektir." (Hutbe-i Şâmiye)
"Türkiye, İslâm dünyasının garbî kalesidir. Türkiye’siz, ittihad-ı İslâm mümkün değildir." (Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)
"İttihad-ı İslâmı meydana getirmek için çalışan ehl-i İslâma yegâne çarenin Risale-i Nur olduğu, mütehassıs zatlar tarafından kabul ve tasdik edilmektedir." (Tarihçe-i Hayat, Isparta Hayatı)
"Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâmdır." (Divan-ı Harb-i Örfî)
"Komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik, doğrudan doğruya anarşistliği intaç ediyor. Ve bu dehşetli tahrip edicilere karşı ancak ve ancak hakikat-ı Kur’âniye etrafında ittihad-ı İslâm dayanabilir." (Emirdağ Lâhikası-II, 19.Mektup)
"Osmanlıların hürriyeti, koca Asya tali’inin keşşafıdır; İslâmiyetin bahtının miftahıdır; ittihad-ı İslâm sûrunun temelidir." (Münâzarat)
"İttihad, cehl ile olmaz. İttihad, imtizac-ı efkârdır. İmtizâc-ı efkâr, mârifetin şuâ-ı elektrikiyle olur." (Münâzarat)
"Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkârâne ittihad gittiği vakit, mânevî hayat da gider." (Barla Lâhikası, 120.Mektup)
"Sırr-ı ihlâs ile samimî tesanüd ve ittihad, hadsiz menfaate medar olduğu gibi, korkulara, hattâ ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinaddır." (Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a, İkinci Düstur)
"Ehl-i medrese, ehl-i mektep, ehl-i tekkenin musalâhalarıdır. Tâ, temayül ve tebadül-ü efkâriyle lâakal maksatta ittihad eylesinler. Teessüfle görülüyor ki, onların tebâyün-ü efkârı, ittihadı tefrik ettiği gibi; tehâlüf-ü meşâribi de terakkiyi tevkif etmiştir." (Münâzarat)
"Hakkın şe’ni ittifaktır. Faziletin şe’ni tesanüddür. Düstur-u teâvünün şe’ni, birbirinin imdadına yetişmektir. Dinin şe’ni uhuvvettir, incizaptır." (Sözler, On İkinci Söz, Üçüncü Esas)
"Sizler her zamandan ziyade bu fırtınada tesanüdünüzü ve ittihadınızı ve birbirinin kusuruna bakmaması, birbirini tenkit etmemesi, Risale-i Nur’un vazife-i kudsiye-i imaniyesi hesabına mükellef ve muhtaçsınız." (Kastamonu Lahikası, 141.Mektup)
"Evvel âhir tavsiyemiz, tesanüdünüzü muhafaza; enâniyet, benlik, rekabetten tahaffuz ve itidal-i dem ve ihtiyattır." (Şualar, On Üçüncü Şuâ)
"Bütün hissiyatınızla, ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslektaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz, yani, ihtilâfa düşmeyiniz." (Lem'alar, Yirminci Lem'a, Altıncı Sebep)
"Hattâ değil Müslümanlarla, belki dindar Hıristiyanlarla dahi dost olup adâveti bırakmaya çalışıyorum." (Barla Lâhikası, Takdim)
"İnsan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zâtın yüz hasenâtını birtek seyyie yüzünden unutur, mü’min kardeşine adâvet eder, günahlara girer." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a, On Üçüncü İşaret)
"İnsan, garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenâtı örter, unutur, mü’min kardeşine adâvet eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesat âleti olur." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a, On Üçüncü İşaret)
"Ehl-i hakkın ihtilâfı hakikatsizlikten gelmediği gibi, ehl-i gafletin ittifakı dahi hakikattarlıktan değildir." (Lem'alar, Yirminci Lem'a, Birinci Sebep)
"Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın." (Lem'alar, Yirminci Lem'a, İkinci Sebep)
"Haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise, 'Mesleğim haktır' yahut 'Daha güzeldir' diyebilir." (Lem'alar, Yirminci Lem'a, İkinci Sebep)
"Bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüd ve ittihadı muhafaza eden bir hâlis kardeşimiz, bir velîden ziyade mevki alıyor." (Şualar, On Üçüncü Şuâ)
"Hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz." (Kastamonu Lâhikası, 149.Mektup)
"Ehl-i hak ve hakikat ittifaktaki fevkalâde kuvveti ihtilâfla zayi ettikleri halde, ehl-i nifak ve ehl-i dalâlet, meşreplerine zıt olduğu halde ittifaktaki ehemmiyetli kuvveti elde etmek için ittifak ediyorlar." (Kastamonu Lâhikası, 97.Mektup)
"Ki, 'Üç günden fazla bir mü’min diğer bir mü’mine küsmemek' İslâmiyet emrediyor." (Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam)