"Bir kısım risaleleri ihtiyarım haricinde yazdığım gibi Risale-i Nur'un ehemmiyetini zikretmekte ihtiyarsız hükmündeyim." Tahdis-i nimet ile kibir farklı mı? Mütevazı mı olmak gerek?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"BİR İFADE-İ MERAM"

"Mâlum olsun ki, ben Risale-i Nur'un kıymetini ve ehemmiyetini beyan etmekle Kur'ân'ın hakikatlerini ve imanın rükünlerini ilân etmek ve zaaf-ı imana düşenleri onlara davet etmek ve onların kuvvetlerini ve hakkaniyetlerini göstermek istiyorum. Yoksa, hâşâ, kendimi ve hiçbir cihetle beğenmediğim nefs-i emmâremi beğendirmek ve medhetmek değildir."

"Hem Risale-i Nur zâhiren benim eserim olmak haysiyetiyle senâ etmiyorum. Belki yalnız Kur'ân'ın bir tefsiri ve Kur'ân'dan mülhem bir tercüman-ı hakikîsi ve imanın hüccetleri ve dellâlı olmak haysiyetiyle meziyetlerini beyan ediyorum. Hattâ, bir kısım risaleleri ihtiyarım haricinde yazdığım gibi Risale-i Nur'un ehemmiyetini zikretmekte ihtiyarsız hükmündeyim. İmam-ı Ali'nin (radıyallahu anh) Âyetü'l-Kübrâ namını verdiği Yedinci Şuâ risalesini yazmakta çok zahmet çektiğime bir mükâfat-ı âcile ve bir alâmet-i makbuliyet ve bir medâr-ı teşvik olarak bu keramet-i Celcelûtiye, inayet-i İlâhiye tarafından verildiğine şüphem kalmamış. Tahdis-i nimet kabilinden bunu Sekizinci Şuâ olarak yazdım. Yoksa haşre dair mühim bir âyetin mucizeli olan burhanlarını yazacaktım."(1)

Üstad'ımızın bu beyanı ve meramı, sualinizin cevabıdır.

Üstad Hazretleri ayetin içine hariçten bir şey dâhil etmiyor, herkesin göremediği ince ve latif işaretleri ilim oltası ile su yüzüne çıkarıyor. Bunu yaparken de belagat ve kamus kaidelerine uygun bir şekilde yapıyor. Nitekim geçmişte birçok âlim ve asfiya bu tarz ile Kur’an’ın o eşsiz belagat inceliklerini eserlerinde izhar etmişler. Dolayısı ile Üstad'ın bu tarzı yeni ihdas edilmiş bir şey değildir. Ayrıca Kur’an’ın belagatine ve mucizelerinin ilan edilmesine bir hizmettir.

Tahdis-i nimet ile kibir zahirde birbirine benzerler; ama aralarında çok fark vardır. Tahdis-i nimet; insanın üzerindeki ihsan ve ikramların Allah’tan olduğunu bilip, izhar ve ilan etmesidir. Kibir ise; bu nimetlerin Allah’tan olduğunu inkâr edip haksız bir şekilde sahiplenmedir. Üstadın böyle lütuf ve ikramları izhar ve ilan etmesi kibir değil, bir tahdis-i nimettir. Nitekim Üstad şahsını ve nefsini nazara aldığı zaman, beş para ehemmiyet vermiyor, kendisini de bir talebe olarak kabul ediyor. Bütün şeref ve haysiyet Kur’an'dadır diyor.

“Sözler'deki Hakaik ve Kemalât, benim değil Kur'an’ındır ve Kur'andan tereşşuh etmiştir. Hattâ Onuncu Söz, yüzer Âyât-ı Kur'aniyeden süzülmüş bazı katarattır. Sair Risaleler dahi umumen öyledir.” (Mektubat)

“Evet lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz. İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim.” (Mektubat)

Vazife noktasında kaleme aldığı ve umumun istifadesine sunduğu Nur Külliyatı'nda, Üstad’ın büyük bir mürşid, eşsiz bir mütefekkir olma vasıfları hemen nazara çarpmakla birlikte, nefis terbiyesiyle alâkalı konularda kendisini “herkesten ziyade nasihate muhtaç” görür. Bu sadece bir tevazu değildir. Üstad Hazretleri dile getirdiği bu mânaları iç âleminde tekemmül ettirerek nefsini terakki yolculuğunda ilerletirken, bunları kaleme almakla da okuyucularına ehemmiyetli bir ders vermektedir. Yani, bunları düşünürken kendi nefsini, yazarken kendi nefsiyle birlikte diğer nefisleri de muhatap almıştır. Eğer, bu mânaları sadece kendi nefsine ders verseydi, yazmasına gerek kalmazdı.

"Senin vazifen fahr değil, şükürdür. Sana lâyık olan şöhret değil, tevâzudur, hacâlettir. Senin hakkın medih değil istiğfardır, nedâmettir. Senin kemâlin hodbînlik değil, hudâbînliktedir." (Sözler, 18. Söz)

Güneşten ışık alarak parlayan bir aynaya düşen, fahr değil şükürdür. Yani, çevresindeki ışıktan mahrum varlıklara, “Bakın ben ne kadar parlağım!” diyerek övünmek, kendini methetmek değil, kendindeki aydınlık için güneşe minnettar olmaktır.

Başkalarının da onun bu ışığından sürekli söz etmelerini beklemesi, bu sahada şöhret sahibi olmayı istemesi de ona yakışmaz. Zira o ışık, onun kendi malı ve hüneri değildir. Ona düşen vazife tevazudur. Yani, “Bu parlaklık benim değil, benim kendi kabiliyetimden gelmiyor, o bana güneşin bir ihsanıdır” deyip tevazu göstermek, ışığıyla büyüklenme yoluna girmemektir.

İnsan da, kendisinde görünen bütün güzelliklerin ve kemallerin İlâhî isimlere ayna olmasıyla gerçekleştiğini, bunun ise onun irade ve kudretiyle değil, sadece ve sadece Allah’ın ihsanıyla olduğunu düşünmeli, övünme yoluna değil, şükür ve tevazu yoluna girmelidir.

Misaldeki aynanın kendi parlaklığıyla övünmek yerine, güneşin muhteşem ışığını görüp, onu methetmesi, ona şükretmesi gerektiği gibi, insan da kendisine ihsan edilen güzellikler ve kemaller için Allah’a minnettar olmalıdır.

Yine Üstad Hazretleri bir mektubunda bu itiraza şu şekilde cevap veriyor:

"Aziz, sıddık, sarsılmaz, sebatkâr, fedakâr, vefadar kardeşlerim,"

"Bilirsiniz ki, Ankara ehl-i vukufu Risale-i Nur'a ait kerametleri ve işaret-i gaybiyeleri inkâr edememişler. Yalnız, yanlış olarak o kerametlerde hissedar zannedip itiraz ederek, 'Böyle şeyler kitapta yazılmamalıydı; keramet izhar edilmez.' diye hafif bir tenkide mukabil, müdafaatımda onlara cevaben demiştim ki:"

"Onlar bana ait değil ve o kerametlere sahip olmak benim haddim değil. Belki Kur'ân'ın mucize-i mâneviyesinin tereşşuhatı ve lem'alarıdır ki, hakikî bir tefsiri olan Risale-i Nur'da kerametler şeklini alarak, şakirtlerinin kuvve-i mâneviyelerini takviye etmek için, ikramât-ı İlâhiye nev'indendir. İkram ise, izharı bir şükürdür, câizdir. Hem makbuldür. Şimdi ehemmiyetli bir sebebe binaen cevabı bir parça izah edeceğim. Ve, "Niçin izhar ediyorum? Ve niçin bu noktada bu kadar tahşidat yapıyorum? Ve niçin birkaç aydır bu mevzuda çok ileri gidiyorum; ekser mektuplar o keramete bakıyor?" diye sual edildi."

"Elcevap: Risale-i Nur'un hizmet-i imaniyesinde bu zamanda binler tahribatçılara mukabil yüz binler tamiratçı lâzım gelirken, hem benimle lâakal yüzer kâtip ve yardımcı bulunmak ihtiyaç varken, değil çekinmek ve temas etmemek, belki millet ve ehl-i idare takdirle ve teşvikle yardım ve temas etmek zarurî iken ve o hizmet-i imaniye hayat-ı bâkiyeye baktığı için hayat-ı fâniyenin meşgalelerine ve faydalarına tercih etmek ehl-i imana vâcip iken, kendimi misal alarak derim ki:"

"Beni her şeyden ve temastan ve yardımcılardan men etmekle beraber aleyhimizde olanlar bütün kuvvetleriyle arkadaşlarımın kuvve-i mâneviyelerini kırmak ve benden ve Risale-i Nur'dan soğutmak ve benim gibi ihtiyar, hasta, zayıf, garip, kimsesiz bîçareye, binler adamın göreceği vazifeyi başına yüklemek ve bu tecrit ve tazyiklerde maddî bir hastalık nev'inde insanlar ile temas ve ihtilâttan çekilmeye mecbur olmak, hem o derece tesirli bir tarzda halkları ürküttürmekle kuvve-i mâneviyeyi kırmak cihetleriyle ve sebepleriyle, ihtiyarım haricinde, bütün o mânilere karşı Risale-i Nur şakirtlerinin kuvve-i mâneviyelerinin takviyesine medar ikramât-ı İlâhiyeyi beyan ederek Risale-i Nur etrafında mânevî bir tahşidat yaptırmak ve Risale-i Nur kendi kendine, tek başıyla, başkalarına muhtaç olmayarak, bir ordu kadar kuvvetli olduğunu göstermek hikmetiyle bu çeşit şeyler bana yazdırılmış. Yoksa-hâşâ-kendimizi satmak ve beğendirmek ve temeddüh etmek ve hodfuruşluk etmek ise, Risale-i Nur'un ehemmiyetli bir esası olan ihlâs sırrını bozmaktır. İnşaallah Risale-i Nur kendi kendine, hem kendini müdafaa ettiği, hem kıymetini tam gösterdiği gibi, bizi de mânen müdafaa edip kusurlarımızı affettirmeye vesile olacaktır."

"Umum kardeşlerimin ve hemşirelerimin, hâssaten duaları makbul ve mübarek mâsumlar taifesi ve muhterem ihtiyarlar cemaatinden her birerlerine binler selâm ve dua ederek Ramazan-ı Şeriflerini tebrik ederiz, dualarını rica ederiz."(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sekizinci Şua.
(2) bk.Emirdağ Lahikası-I, (27. Mektup).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 4.981
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ziyaretçi (doğrulanmadı)
değerli abilerim risalei nurun imana hizmet esası oldugundan hiçbir şüphem yok benim sorum sadece risalei ur talebeleriyle ilgili oldugu iddia edilen ayetlerdir burada nur ismi çok geçmektedir fakat Nur ismi zaten Allahın isimlerindendir ve sıkça geçer kuranıkerimde yani demek istediğim ayette açık bir şekilde risalei nur talebeleri veya saidi nursi şeklinde geçmediği müddetçe bunu ona yormak yanlışmıdır diye sormak istedim
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Rustemov

“Hattâ, bir kısım risaleleri ihtiyarım haricinde yazdığım gibi „Yazmak istemezdim; bana yazdırıldı.” Bu manaları kötü niyetli insanlar başka formaya tevil etmekte.Burdan hangi manayı çıkara biliriz ?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...