Said Nursi Hazretleri olağanüstü zekâya, güçlü hafızaya, geniş ilme, derin tefekküre ve pek çok meziyete sahip iken; nasıl bu derece mütevazı kalabilmiş, tevazusunun sırrı nedir?
- Hayatı boyunca büyük bir tevazu göstermiş, kendisini öne çıkarmaktan kaçınmıştır. Bizler çoğu zaman sahip olduğumuz tek bir güzel özellik sebebiyle gurura ve kibre kapılabiliyoruz. Nasıl ona benzeyebiliriz?
Değerli Kardeşimiz;
"Her adam için, heyet-i içtimaiyede görmek ve görünmek için mertebe denilen bir penceresi vardır. O pencere kamet-i kıymetinden yüksek ise, tekebbürle tetâvül edecek. Eğer kamet-i kıymetinden aşağı ise, tevazu ile takavvüs edecek ve eğilecek, ta o seviyede görsün ve görünsün."
"İnsanda büyüklüğün mikyası küçüklüktür, yani tevazudur. Küçüklüğün mizanı büyüklüktür, yani tekebbürdür." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 93)
Bediüzzaman Hazretlerinin sahip olduğu olağanüstü meziyetlere rağmen hayatı boyunca sergilediği eşsiz tevazu, onun İslam ahlakını ve iman hakikatlerini hayatının merkezine koymasının doğrudan bir neticesidir. Bizler nefsimizin oyunlarına gelip küçük başarılarla kibirlenebilirken, onun bu derece mütevazı kalabilmesinin arkasında çok güçlü tefekkür köprüleri ve manevi sırlar yatmaktadır. Onun tevazusunun temel sırlarını ve ona benzeme yolunda atabileceğimiz adımları şu başlıklar altında anlayabiliriz:
"Sıfır" Olduğunu Bilmek ve İhlas Hakikati
Said Nursî Hazretleri, eserlerinde sık sık kendisinin sadece bir kuru üzüm çubuğu veya bir dellal olduğunu ifade eder. Onun nazarında asıl olan kendisi değil, Kur'an'ın elmas gibi hakikatleridir. Mücevher satan bir dükkanın tezgahtarı, kendisine ait olmayan dükkandaki zenginlikle nasıl gururlanamazsa, o da Risale-i Nur vasıtasıyla sunulan iman hakikatlerinin kendisine ait olmadığını, sadece bir vesile olduğunu derinden hissetmiştir. Başarıyı ve ilmi kendinden bilmemek, kibrin kökünü kazıyan en büyük hilesidir.
"Mülk Allah'ındır" Şuuru (Tevhid ve Şükür)
Kibrin temel sebebi, insana verilen nimetleri (zeka, ilim, güzellik, zenginlik) kendi malı zannetmesidir. Said Nursî Hazretleri, dahi derecesindeki zekâsını ve hafızasını hiçbir zaman kendi mahareti olarak görmemiştir. Onları, Münim-i Hakiki tarafından geçici olarak verilmiş birer emanet ve ihsan-ı ilahi olarak kabul etmiştir. Emanetle gururlanmak ahmaklık olacağı için, o bu nimetlere kibirle değil, ancak büyük bir şükür ve mahcubiyetle karşılık vermiştir.
Acz ve Fakr Mesleği
Onun tasavvuf ve hakikat yolundaki en büyük düsturlarından biri acz ve fakr esasıdır. Cenab-ı Hakk’ın sonsuz kudreti ve zenginliği karşısında kendi nefsini mutlak bir acziyet ve muhtaçlık içinde görmüştür. Kendini her an Allah’a muhtaç gören bir insanın, başkalarına karşı büyüklük taslaması, kibirlenmesi mümkün değildir.
Fena fi’l-İhvan (Kardeşlerinde Fâni Olmak)
Said Nursî Hazretleri, talebelerine her zaman kendisini üstad olarak değil, bir ders arkadaşı olarak konumlandırmıştır. "Ben de sizin bir ders arkadaşınızım." diyerek şahsını aradan çıkarmış, talebelerinin meziyetlerini her zaman kendi şahsından üstün tutmuştur. Şahsını hiçe sayarak davasını ve kardeşlerini öne çıkarmak, onun tevazusunun pratik hayata yansıyan en net göstergesidir.
Nasıl Ona Benzeyebiliriz? (Bizim İçin Reçete)
Günümüz dünyasında kibrin ve ben davasının girdabından kurtulup Üstad'ın bu ahlakından hisse alabilmek için şu adımları hayatımıza rehber edinebiliriz:
- Nimetlerin Adresini Doğru Bilmek: Sahip olduğumuz zekâ, statü, yetenek veya dindarlık gibi özelliklerin bize ait olmadığını, Allah'ın birer lütfu olduğunu kendimize sık sık hatırlatmalıyız. Başarı kazandığımızda "Ben başardım." demek yerine, "Rabbim nasip etti." şuuruna ermeliyiz.
- Nefis Tezkiyesi ve Özeleştiri: Said Nursî Hazretleri gibi, nefsimizin kusurlarını, eksiklerini ve günahlarını sürekli görerek onu terbiye etmeliyiz. Başkalarının kusurlarıyla uğraşmak yerine kendi nefsimizin acziyetine odaklanmalıyız.
- Hizmeti Şahsa Değil, Cemaate ve Hakikate Bağlamak: Dinî, ilmî veya sosyal bir hayır işinde bulunuyorsak, kendimizi o işin vazgeçilmez lideri değil, sadece küçük bir hizmetkârı olarak görmeyi öğrenmeliyiz. Şahsımızı öne çıkarmaktan, alkışlanma arzusundan ve şöhretperestlikten kaçınmalıyız.
- Gözü Daima Yüksek Maneviyatta Tutmak: Dünyevi konularda bizden aşağıda olanlara bakıp şükretmeli; maneviyat, ilim ve ahlak konusunda ise daima Peygamber Efendimiz (asm) başta olmak üzere asfiya ve evliyaları örnek almalıyız. Kendimizi onlarla kıyasladığımızda, aslında ne kadar küçük ve yolun başında olduğumuzu anlarız; bu da kibrimizi kırar.
Özetle: Bediüzzaman Hazretlerinin tevazusunun sırrı, Allah'ı hakkıyla tanımak (Marifetullah) ve kendi nefsini hakkıyla bilmektir. Kendini bilen Rabbini bilir; Rabbini bilen ise onun (c.c) sonsuz azameti karşısında ancak eğilir ve mütevazı olur.
İlave bilgi için tıklayınız:
- "Mahviyet" ve "Tevazu" ne demektir?
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü