NİLGÜN ÇELEBİ

Hacettepe Üniversitesi mezunu sosyoloji hocası Prof. Dr. Nilgün Çelebi, Risale-i Nur’un teksir makinesiyle çoğaltılma hizmetlerini ilk defa İnebolu’da başlatan Selahaddin Çelebi’nin kızı, Konyalı Sabri Halıcı ile İnebolulu Ahmed Nazif Çelebi’nin ortak torunlarıdır. Hasbel beşer babası Selahaddin Çelebi ve annesi Nermin Şükriye Halıcı evliliklerinin beşinci senesinde boşanma durumunda kalırlar ve boşanırlar.

Bu talâk hadisesi, şefkat hisleri fevkalade inkişaf etmiş olan, Said Nursi hazretlerini çok müteessir eder ve o yıllarda daha henüz 10 yaşlarında olan Nilgün ile annesi Şükriye hanıma sahip çıkar. Binler meşgale ve sıkıntılar içinde hizmetin ağır yükünü omuzlarında taşıyan Hz. Üstad, onları unutmaz; Risale-i Nur’un sermayesinden tayınat verilmesini talebelerine vasiyet eder, buna dair bir de mektup yazdırır. Bu vasiyet Hz. Bediüzzaman’ın ahirete irtihalinden sonra sevgili talebeleri tarafından yerine getirilir. Hadisenin ayrıntıları Nilgün hanımın anlatımıyla metin içinde okunacaktır. Bu gayri münteşir mektup ve tayınat parasının konulduğu kese Nilgün hanımdadır. Mektubun ve kesenin suretini açıklamalarıyla beraber hatıraların sonuna ekledim. Mektubun muhteviyatına, şimdi binler hizmet ehline verilen tayınat hakkında önemli düsturlar serpiştirilmiş.

Burada bir ince nokta daha var. Şöyle ki: Nilgün Çelebi’nin kendisinden iki yaş büyük bir ağabeyi de var. Said Nur Çelebi ki, onun da hatıraları bu kitaptadır. Bediüzzaman hazretleri kız çocuğuna ve annesine sahip çıktığı kadar, Said Çelebi’yle ilgili bir tasarrufu olmuyor. Erkek olduğu için mi, yoksa babası Selahaddin Çelebi’nin yanında kaldığı için midir, bilmiyoruz. Hatıralar Nilgün Çelebi ile bu kitapta hatıraları olan ağabeyi Said Nur Çelebi’ye, teyzesi Nevin Halıcı’ya, dayısı Hasan Halıcı’ya da tashih ettirilmiştir.

Nilgün Çelebi Anlatıyor:

İnebolulu Mehmet Selahaddin Çelebi ile Konyalı Nermin Şükriye’nin kızıyım. Dedelerim Sabri Halıcı ve Ahmed Nazif Çelebi’dir. 1950 Konya doğumluyum. Annem 09.08.1947 tarihinde Konya’dan İnebolu’ya gelin gidiyor[1]. Annem benim doğumum için İnebolu’dan Konya’ya annesi Hanım Halıcı’nın yanına geliyor, kırkı çıkınca tekrar İnebolu’ya dönüyor. Evlenirken babam (1913 doğumlu) 34, annem (1930 doğumlu) 17 yaşında imiş. Annem babam 1952’de fiilen, 16.01.1956 tarihinde resmen boşanıyorlar; boşanmaları kayınvalideler sebebiyle oluyor. 2010 yılında vefat eden rahmetli annem Nermin Şükriye zaten evlilik istemez, okumayı istermiş.

Boşanma olduktan sonra, ben 2 yaşından itibaren Konya’da annemde kaldım, o sebeple babam Selahaddin Çelebi’yi fazla hatırlamıyorum, ara sıra görüşürdük. Dedemlerden Sabri Halıcı’yı daha iyi tanıyorum. Dedem kızların okumasını istemezdi, ama erkekleri kolejlerde okuttu. Benim görevim her akşam dedeme Risale-i Nur okumaktı.

İnebolu’daki dedem Nazif Çelebi’nin ve babamın Risale-i Nur teksir işlerini hatırlamam. Annem şimdilerde ‘Bediüzzaman Kültür Evi’ olan o evde, teksir edilen kitapların harmanlanmasını yaptıklarını anlatırdı bana.

Üstad vefat ettikten sonra, 1961’de, dedem Sabri Halıcı dükkânında iken, bir gün talebeler bir kese içinde tayınat parası ile bir mektup veriyorlar. Üstad, vefatından önce benim kitaplarımın gelirinden her sene belirli bir miktarda Halıcı Sabri’nin kızı Şükriye’ye ve torunu Nilgün’e tayınat verilsin diye bir talebesine yazdırıyor. Bediüzzaman bunu annem ve babamın boşanmalarından dolayı, bana ve anneme sahip çıkmak için vasiyet ediyor[2]. O mektup ve para kesesi bende duruyor.

Dedem Sabri Halıcı o (216 lira) parayı eve getirdi, bize verdi. Annem herkese dağıttı, cüzdanlara konuldu. Ama sonraki yıllar için kızımın, torunumun bakımını ben üstleniyorum, başka tayınat gelmesin diyerek, hizmete külfet vermek istemedi ve bize gelen tayınat parası kesildi. Kendimi nur talebesi olarak görmüyorum, fakat Üstad’ın bu vefasını ve insaniyetini hiçbir zaman unutmadım, unutamam.

NİLGÜN ÇELEBİ İÇİN YAZILAN TAYINAT MEKTUBUNDA ÖNEMLİ DÜSTURLAR VAR

Bismihu Subhânehu

  1. Bu para Risale-i Nur’un sermayesidir. Yalnız tayın parası olarak ekmeğe ve yemeye verilecektir.
  2. Mecburi olarak kâğıt para verilenler demir paraya tahvil ederek sarf etsinler.
  3. Gerçi bu para azdır. Fakat talebe-i ulûm sınıfına dâhil olmak ve talebe-i ulûmun mubah hareketi dahi ibadet hükmünde olduğundan ehemmiyeti büyüktür.
  4. Üstadımız bazı medrese-i nuriyelerin kiralarının beşte birini veriyor. Dördünü medreseye devam eden talebelerin(e) verip, bu hayr-i azime iştirakleri ve onların hayrına mani olmamak için beşte birini veriyor.
  5. Tayın parası ancak nafakaya sarf edilecektir. Tayın paraları bundan evvel 961 senesi şubat ayına kadar verilmişti. Şimdi bu bir senelik para ile 962 senesi şubat ayına kadar verilmiş oluyor. Yalnız şimdi alanlar bir senelik almış oluyor. Üç aylık alanlar da ona göre hesap ederler.

Halıcı Sabri’nin kızı Şükriye ile torunu Nilgün’ün bir senelik tayın paraları 216 liradır.

İnebolu 7 Kasım 1976

SELAHHADDİN ÇELEBİ’NİN KIZINA YAZDIĞI DUYGULU MEKTUP

Merhum Selahaddin Çelebi, sahibi olduğu PARK OTELİ logolu bir kâğıda, uzun süredir ayrı yaşadığı sevgili kızı Nilgün’e şefkat ve hasret dolu ifadeler içeren bir mektup yazıyor. Mektup 1976’da hac yolcuğundan hemen önce kaleme alınmış. Nilgün Hanım o sırada Ankara’da Hacettepe Üniversitesinde Sosyoloji ihtisasını yapmaktadır. Nilgün Çelebi’nin izni ile mektubu yayınlıyorum.

Sevgili kızım Nil

Ankara’ya iki defa bu ay içinde geldim, ilkinde İzmir’e gitmişsin. Sana bir tane kutusu açılmamış daktilo getirmiştim. Said’e teslim ettim, sana verecekti. İkinci defa gittiğimde eve götürdüğünü söyledi. Aldınız mı? Bir mektup yazmadın? Daktilo makbule mi geçmedi?

Kızım Allah kısmet ederse: 11.11.1976 Perşembe günü sabahleyin İnebolu’dan İslam’ın şartlarından biri olan hac farizasını ifa için hareket ediyoruz. Ulusoy otobüsleriyle Samsun, Ankara, Konya, Urfa Bağdat yolu ile Mekke-i Mükerrem’e ve Medine-i Münevvere’den sonra, dönüş Şam yolu ile İnebolu’ya geleceğiz. Allah beladan, kazadan, meşakkatten, günahtan muhafaza etsin ve İslamiyet’e layık olmayı, hacılığı nasip etsin. Âmin.

Tek düşüncem sensin, Allah’a emanet olunuz. Dua edeceğim. İnebolu’ya geldiğimde nasip olursa 15 Aralıktan sonra yazarsın. Bilvesile anlından öper, hayırlı günler sıhhat ve selametler dilerim.

Unutmayan Baban Selahaddin Çelebi

[1] Üstad Said Nursi, Selahaddin Çelebi’nin evlilik talebiyle alakalı şu tavsiyede bulunuyor:

“Salahaddin hususî, kendine ait bir mes'eleyi soruyor. Dünya, hayat-ı içtimaiyeye bağlanmak istiyor. Madem o haslar içindedir, kat'iyyen Risale-i Nur'un hizmetine zararı varsa, girmeyecek. Eğer bilse ki; o refika-i hayatını bazı has kardeşlerimiz gibi Risale-i Nur'un hizmetinde yardımcı olarak çalıştırsa, o hayata girebilir. Çünki hasların hayatı, Risale-i Nur'a aittir ve şahs-ı manevîsini temsil eden şakirdlerinin tensibiyle kayıd altına girebilir. Peder ve vâlidesinin re'yleri de varsa, inşâallah zararı olmaz.” (Emirdağ Lâhikası-80)

[2] Muzaffer Erdem ağabeyden bu boşanma hadisesiyle alakalı Hz. Üstad’tan bir nakil var. Şöyle:

“Bir ke­re­sin­de Üs­tad ba­na, Se­la­hat­tin Çe­le­bi’nin ev­li­li­ği­ni sor­du. Se­la­hat­tin ağa­bey o sı­ra­lar­da Kon­ya’day­mış ve Kon­ya­lı Sab­ri Ha­lı­cı ağa­be­yin ke­ri­me­siy­le ev­len­miş. Fa­kat ev­li­lik prob­lem­li olu­yor ve bo­şan­ma no­kta­sı­na ge­li­yor... İş­te Üs­tad, ben­den bu­nu so­ru­yor­du. Be­nim bu hu­sus­ta ma­lu­ma­tım yo­ktu. Üs­tad Haz­ret­le­ri, ta­le­be­le­ri­nin her ha­liy­le il­gi­le­ni­yor­du.” (Bkz: Ağabeyler Anlatıyor-1 Muzaffer Erdem maddesi)

(bk. Ömer ÖZCAN, Ağabeyler Anlatıyor-VIII)

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...