Said Nursi 31 Mart Hadiselerine Karışmış mıdır?

Said Nursi 31 Mart Hadiselerine Karışmış mıdır?
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

31 Mart Hâdisesi, Türk modernleşme tarihini anlayabilmek için kullanılan mühim malzemelerden birisi olmuştur. "İleri" ve "geri" ifadeleri çerçevesinde şekillenen Türk siyasi düşüncesi, ilk kez bu hâdise sayesinde muşahhas olarak ele alınmaya başlanmıştır.

Bu hâdisenin ele alınarak yorumlandığı dönemler büyük ölçüde "hassas devirler" olduğu için, yapılan değerlendirmeler de taraflı ve gerçeği yansıtmaktan uzak olmuştur. 31 Mart Hâdisesinden sonra İttihad ve Terakki Partisinin (Bundan sonra İT olarak ifade edilecektir) egemenliği döneminde, vakanın içinde bizzat yer alan güçlerin hâkim mevkide bulunması, Cumhuriyet döneminde de bunun yeni siyasi rejimi meşrulaştırmak için kullanılması, yapılan çalışmaları objektiflikten uzak kılmıştır.

Hâdiseye yüklenen bu siyasi fonksiyonun tabii bir neticesi olarak, hâdisenin aktörleri ya göklere çıkarılmış ya da yerin dibine batırılmıştır. Bediüzzaman Said Nursî de o sırada İstanbul'da bulunan, dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hâdiseleriyle alakadar olan meşhur bir âlimdir. Gelişen hâdiselere yazılı ya da sözlü olarak yorumlar getirerek tartışmalara katılmıştır. Hatta hâdisenin merkezinde yer alan Volkan Gazetesine de zaman zaman yazı vermiş1 ve İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin çeşitli faaliyetlerine katılmıştır.2 Onun bu davranışı isyanla alakasını daha da zorlaştırmış; ciddi belge çalışması yapmayan ideolojik çalışmaların kolayca malzeme kazanmasına imkân sağlamıştır. Resmi tarih tezleriyle ele alınan birçok çalışmada Bediüzzaman'ın 31 Mart Hâdisesine katıldığı ve isyanı çıkaranlardan olduğu anlatılmış; meselenin çeşitli boyutları gözlerden uzak tutularak, sadece bir "irtica" hareketi olarak yorumlanmıştır.

Bu çalışmada, 31 Mart Hâdisesini iki sürece sahip bir askeri ihtilal olarak ele alıyoruz. 13 Nisan 1909'da ayaklanan alt düzey askerlerin nasıl ki, meşru yönetimden bazı talepleri olmuşsa, bu ayaklanan askerleri bastırmak için gelen Hareket Ordusunun da meşru yönetimden talepleri olmuş; hatta meşru yönetimi ortadan kaldırmışlardır. Yani birbirini takip eden iki süreç, iki ihtilal söz konusudur. Her iki süreçte de meşru hukuk düzenine karşı bir başkaldırı söz konusudur. Elimizdeki bilgiler resmi tarihte ifade edilen, isyancıların Meşrutiyeti kaldırmak istemesine mukabil, Hareket Ordusunun meşru bir şekilde gelerek Meşrutiyeti kurtardığı fikrinin doğru olmadığını gösterir. Aşağıdaki satırlarda görüleceği gibi, isyancıların Meşrutiyet yönetimini değiştirme gayesinde birleşen bir topluluktan oluştuğunu söyleyemeyiz.

Ayrıca Hareket Ordusu meşru nizam içerisinde hareket ederek asayişi sağlayan bir güç de değildir. Ülkenin meşru yönetimine rağmen, bu fiili gerçekleştirmiştir. Her iki hareket de meşru yönetimi baskı altına alarak isteklerini kabul ettirmeye çalışmışlar, birinci hareket başarısız, ikincisi başarılı olmuştur. Dolayısıyla bu hareketlerden birisinin yanında olmak, diğerinin karşısında olmak gibi bir durum söz konusu değildir. Çalışmamızda, bu ilkelerimizi koruyarak Bediüzzaman Said Nursî'nin 31 Mart Hâdisesindeki yerini tespit etmeye çalışacağız. Bunu yaparken dönemin hâdiselerini de kronolojik sırası içinde özetleyeceğiz. Hâdisenin basındaki yansımaları, çeşitli telif eserler ve 31 Mart ifadeleri en mühim kaynaklarımız olacaktır.

Çalışmanın sınırlarını iki süreç içerisinde ele alacağımızı belirtmiştik. Birinci sürecin köklerini isyandan aylar öncesine kadar götürmek mümkündür. Meşrutiyetin ilanı sırasında Sadrazam olan Avlonyalı Ferit Paşa'dan sonra Said Paşa Sadrazam olmuş, onun yerine de Kâmil Paşa Sadrazam olmuştu. Kâmil Paşa'nın usulsüz olarak3 görevinden alınarak yerine Hilmi Paşa'nın getirilmesi, huzursuzlukların artmasına zemin hazırlamıştır.2 İşte, Kâmil Paşa hükümetinin 13 Şubat 1909'da güvensizlik oyu alması üzerine, Hilmi Paşa hükümetinin kurulması ilk süreci başlatmıştır. Bu tarihten -Hareket Ordusunun oluşmaya, kamuoyunun isyancıların aleyhine dönmeye başladığı- isyanın altıncı gününe (18 Nisan 1909) kadar geçen süreyi, "birinci süreç"; 5 Mayıs 1909'da yeniden Hüseyin Hilmi Paşa hükümetinin kurulmasına kadar geçen süreyi de "ikinci süreç" olarak isimlendireceğiz.5

Birinci Süreç: İhtilalin Zemini

II. Meşrutiyet, Osmanlı devletinde yeni bir siyasi yapılanma getirmekten ibaret kalmamış; aynı zamanda, yeni bir zihniyet yapısı da getirmiştir. Bu zihniyet yapısı da yeni uygulamalardan memnun olmayan kesimlerin artmasına neden olmuştur. Bu açıdan, hâdiseyi tek bir nedene bağlayarak açıklamak güç olduğu gibi, doğru da değildir.

Konu üzerinde çalışma yapan ya da hâdiseyi yaşayanların üzerinde durdukları sebepler farklı farklıdır. Ahmet Bedevi Kuran, isyanın çıkışındaki mühim sebebi, "hükümetin idaresizliği ve hürriyeti kendi görüşüne göre tahdide kalkışması" olarak görür.6

İsmail Hami Danişmend, hâdisenin zemininin oluşmasında en mühim payı, Volkan ve Mizan gazetelerinin kışkırtıcı rolünde bulur.7

Cevat Rifat Atilhan'a göre, 31 Mart Hâdisesi, Siyonistler tarafından kendilerine Filistin'de toprak vermeyen Abdülhamid'i tahttan indirmek için yapılmıştır.8

Hâdiseyi yaşayan kişilerden olan Mustafa Turan 31 Mart Hâdisesini tertipleyenlerin Yahudiler olduğu kanaatindedir.9

Derviş Vahdeti, Divan-ı Harb-i Örfi'deki savunmaları sırasında isyanın aylar öncesinden hazırlanmış planlı bir hareket olduğunu, bunu da Kâmil ve Said Paşa'ların yapmış olabileceğini söyler.10

Bediüzzaman da 31 Mart Hâdisesinin çok nedenli olarak anlaşılması gerektiği görüşündedir. Ona göre, ihtilali hazırlayan huzursuzlukların kaynağı; İT'in istibdat ve baskısı, fırkaların tartışma konusu olan bakanların değişmesi, II. Abdülhamid'in tahttan düşürülmesini engellemek, askerlerin hislerine ve dini hassasiyetlerine muhalif durumları önlemek, Hasan Fehmi Beyin katillerini bulmak, kadro haricine çıkanları mağdur etmemek ve Meşrutiyetin ilanından sonra hürriyet adına asayişi ihlal eden ve ahlaksızlığı yaygınlaştıran tavırlara engel olmak gibi durumlardır.11

Tabii olarak bu huzursuzlukların / taleplerin makes bulduğu yerler gazetelerdi. Bunların içinde de en dikkat çekenleri Volkan, Mizan ve Serbesti gibi gazetelerdi. Ancak, Volkan gazetesi İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin yayın organı olduğu için, bu gazetenin muhalefet gücü daha fazladır. Adı geçen gazetelerde siyasi muhalefet yapılmakla beraber, Meşrutiyet yanlısı olmaları dikkate değerdir. Mesela, 11 Aralık 1908'de yayınlanmaya başlayan Volkan gazetesi, Kanun-i Esasi'den, evrensel barıştan, ilmi çalışmalardan yana bir gazeteydi. Siyasette İT'ye muhalifti. İT'in ileri gelenlerinden Ahmet Rıza ve İT'in sivil ileri gelenlerini eleştiriyordu. Bunun yanında, Prens Sabahattin Bey'i ve Kâmil Paşa'yı da destekliyordu. Gazete siyasi olarak 3 Nisan 1909'da Ayosofya'da okutulan bir mevlütle kurulan İttihad-ı Muhammedi Cemiyetini destekliyordu.12 Bu arada İT'nin İstanbul teşkilatı baskı politikalarıyla toplumun belli bir kesimini rahatsız ediyordu. İT'e muhalefet etmek yasaklanıyor, susmayan ya da tehdide kulak asmayanlar da öldürülüyordu. Nitekim Serbesti gazetesi başyazarı Hasan Fehmi de bunlardan birisiydi.13

31 Mart Hâdisesinin ortamını hazırlayan diğer bir sebep de ordudaki huzursuzluktur. Hürriyetin ilanı ile birlikte orduya hâkim olan Harbiye Mektebi mezunu subayların kurmağa çalıştıkları yeni düzenden ileri geliyordu. Harbiyeli subayların, Harbiye mezunu olmayan, alaylı denilen subayların ordudaki sayısını ve rollerini azaltmak için teşebbüse geçmeleri alaylı zabitleri rahatsız etti.14 Zaten işten çıkarılarak sokaklara terkedilen insanlar, isyanın başlamasında en mühim rolü oynamışlardır. I. Ordudan kadro dışına çıkarılan 1400 alaylı zabit, problemlerini açığa vurmak için bekledikleri zemini sokak gösterilerinde, miting ve yürüyüşlerde bulmuşlardır.

İstanbul'da asayişin bozulması, can güvenliğinin kalmaması, dükkânların talan edilmesi gibi sıkıntılı vaziyete rağmen, bazı fedakârlar Meşrutiyetin müdafaa ve muhafazası için elden geldiği kadar çalışmışlar ve hatta neşriyat yapmışlardır.15 Bediüzzaman Said Nursî de bunlardan birisidir. Bediüzzaman, bu dönemde, huzursuzlukları gidermek, askerlerin zabitlerine karşı itaatini sağlamak için yazılar yazıyor, onlara hitaben konuşmalar yapıyordu. Bayezit'te talebenin mitinglerinde, Ayasofya mevlidinde ve Ferah tiyatrosunda heyecanı teskin edici konuşmalar yapmıştır.16

Ahmet Bedevi Kuran'a göre, isyanı önlemeye çalışanlardan birisi de Prens Sabahaddin'dir. Sabahaddin Bey bir beyanname yayınlayarak askerlerin taşkınlıklarını önlemeye çalışmıştır.17 Bundan başka Cemiyet-i İlmiye-i İslamiye'nin rolünü unutmamak gerekir.18 Gazeteler ve çeşitli derneklerde Meşrutiyeti koruma noktasında kararlar almışlardır. Mizancı Murat, Serbesti sahibi Mevlanzade Rifat, Sabah gazetesi namına Ali Kemal beylerle Volkan gazetesi sahibi Derviş Vahdeti ve bazıları da Beyoğlu'nda Kroker otelinde toplanarak asilere karşı takip olunacak hatt-ı hareket hakkında mühim kararlar almışlar ve Meşrutiyetin tehlikeye düşmemesi esasları üzerinde mutabakat sağlamışlardı. Hatta Cemiyet-i İslamiye-i İlmiyenin beyannamesi üzerine, Ermeni Taşnaksuyon cemiyeti de bir beyanname neşrederek bütün fırka ve cemiyetleri ittihada çağırmıştı. Bunun üzerine Tokatlıyan'da toplanan; Osmanlı İT Cemiyeti, Osmanlı Fırkası, Ermeni Taşnaksuyon, Rum Cemiyet-i Siyasiyesi, Fırka-ı İbad Demokrat, Arnavut Başkım Kulübü, Kürt Teavün Kulübü, Çerkes Teavün Kulübü, Bulgar Kulübü, Mülkiye Mezunları Kulübü, Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye gibi kulüp ve cemiyetler ile Osmanlı gazeteleri mümessilleri tarafından (17.04. 1909) aşağıdaki esaslar karar altına alınmıştır:

* "Evvela, idare-i meşrutanın bekasını müdafaaya sai [çalışan] olmak.

  • Saniyen, Gazetelerin neşriyatını bu emele göre tevhid eylemek.
  • Salisen, Meclis-i Mebusan'ın hiçbir taraftan tehdidine meydan bırakmamak.
  • Rabian, Bu maksadı temin için yukarıda isimleri geçen "Heyet-i Müttefika-i Osmaniye" arasından muhtelif bir encümen teşkil eylemek. Bütün topluluklar memleketin istikrarı ve Meşrutiyetin muhafazasında birleşiyorlardı."19

Bu hareketli fikir ve eylem ortamının şiddete dönüşmesi, 6 Nisan'da İT'in muhalifi Serbesti gazetesinin başyazarı Hasan Fehmi'nin Galata köprüsünden geçerken öldürülmesi ile başladı. İkdam gazetesine göre, katilin Hasan Fehmi'yi öldürürken gazetenin sahibi Mevlanzade Rifat'ı kastererek, "Mevlan!" diye bağırmış olması ve subay kıyafetinde bulunması20 kamuoyu tarafından cinayetin İT'in siyasi cinayetlerinden olarak algılamasına neden olmuştur. 8 Nisan'daki cenazesinde 30-40 bin kişi vardı. Toplumun bütün kesimleri yer almıştı. Ulema, resmi görevliler, İlmiye öğrencileri... herkes oradaydı.21 Serbesti gazetesi, başyazarının ölümünden sonra çıktığı ilk nüshasında, ilk sayfayı boş bırakmış, sadece ölüm haberini küçük puntolarla yazmıştı.22 "Basın hürriyeti şehidi" şeklinde tarif ettiği Hasan Fehmi'nin ölümü ile alakalı olarak; padişahı, hükümeti ve Meclis-i Mebusan'ı suçluyor, ayrıca, cenazeye katılanlara teşekkür ediyordu.23

Şimdi isyanın başlamasından II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesine kadar geçen 15 günü sırasıyla inceleyelim:

Birinci Gün:24 "İtaat muhtel, nasihat tesirsiz."

İsyan, 12 Nisan Pazartesi'yi 13 Nisan Salı'ya bağlayan gece yarısında Taşkışla'da bulunan 4. Avcı taburunun askerlerinin ayaklanmasıyla başladı. Bu askerler subaylarını bağladıktan sonra kışlalarından silahlı olarak çıkıp, Sultanahmet'e gelerek Meclis-i Mebusan'ı kuşattılar. Ayrıca başka kışlalara da giderek oradaki askerleri de isyana teşvik ettiler. Bunun üzerine sabah olunca Kılıç Ali, Taşkışla askerleri ve Beyoğlu Numune Topçu Alayları ve Yıldız'daki 5. 6. ve 7. Alayların askerleri Sultanahmet'te toplanmış bulunuyorlardı. Bu kalabalığın önderi konumunda olan, Arnavut Hamdi Çavuş, Bölük Emini Mehmet ve Kamacı Ustası Arif isimlerinde üç askerdi.25 Akşin'e göre bu kalabalığın içinde Derviş Vahdeti de vardı.26

Aynı gün öğle saatlerinde, kalabalık bir küme halinde ve askerlerle birlikte ulema Divanyolu'ndan geliyordu. Kafileye yolda rastlayan birçok ilmiye öğrencisi de katılmıştı. Askerler selam dururken ulema da tekbir getirerek sahaya girdi. Volkan yazarı Lutfi'nin ifadesiyle; "Mebusan dairesinin önü bembeyaz kesildi. Herkeste hissiyat-ı diniye galeyana geldi."27

İsyan eden askerler, "Harbiye Nazırını ve Birinci Ordu Kumandanı Mahmud Muhtar Paşa'yı istemeyiz!"28 diye bağırıyorlardı. Eski Harbiye Nazırı Nazım Paşa'nın yeniden göreve getirilmesi isteniyordu.29 Bu sırada Meclis-i Mebusan'a gelen Başyaver Ali Cevat, askerleri teskin etmek için bir konuşma yaptıktan sonra isteklerinin kabul edildiğini, Harbiye Nazırlığına Yunan Savaşı komutanı Gazi Ethem Paşa'nın atandığını bildirdi. Asker bu hâdiseye karşı sevincini alkışlarla bildirdi. Ethem Paşa askerin istediği değilse de itiraz edeceği bir kişi de değildi.30 Kabine, Şeyhülislam'dan isyancıların ne istediklerini öğrendikten sonra istifaya karar verdi. Sadrazam, Harbiye Nazırı ve Maarif Nazırı Abdurrahman Şeref Bey saraya giderek kabinenin "bizzarure ve bilmecburiye" istifa eylediğini bildirdiler. Bu sırada Lazkiye mebusu Arslan Bey, Hüseyin Cahit'e benzetildiği için isyancılar tarafından öldürüldü.31 Ayrıca, Adliye Nazırı Nazım Paşa da öldürüldü. Yanındakilerden Bahriye Nazırı Rıza Paşa da ayağından vurularak yaralandı. Basından İkdam, Osmanlı, Volkan, Mizan ve Serbesti ayaklanmadan yana tavır koydular.

İstanbul'da bütün bu gelişmeler olurken, Bediüzzaman hâdisenin mahiyetini anlamaya çalışıyordu. Bir süre dışarıdan izledi. Daha önce nedenleri içerisinde değindiğimiz gibi, çok farklı isteklerin ifade edildiğine şahit oldu. Ancak, yedi renk süratle çevrilirse yalnız beyaz göründüğü gibi, sadece "lafz-ı şeriat"ın göründüğüne şahit oldu. Bunun üzerine, isyanı nasihatla önlemek istedi; ancak, hâdisenin boyutları çok büyük olduğu için nasihatin tesirsiz kalacağından dolayı, oradan uzaklaşarak Bakırköy'e gitti. Rastladığı tanıdıklarına da hâdiseye karışmamalarını tavsiye etti. İsyan bölgesinden uzaklaşmasının nedeni kendisinin ortalıkta görünmek istememesiydi. Çünkü çevrede görünmesi halinde, isyanı desteklediği yönünde yanlış bir kanaat ortaya çıkacak ve yeni iştirakler olacaktı.

Ayrıca isyana karıştığını iddia edenlere karşı; şayet isyana karışmış olsaydı, tanınmış bir kişi olmasından dolayı, kendisini gizlemesinin mümkün olmayacağını, dolayısıyla da dahlinin herkes tarafından bilineceğini söyler. Şayet isyana karışmış olsaydı, Hareket Ordusuyla mücadele edeceğini ve o yolda öleceğini ve dahlinin bedihi olacağını belirtir.32 Bu bilgilerden net bir şekilde anlaşıldığı gibi, Bediüzzaman isyanın gidişatını izlemiş, tasvip etmediği için katılmamıştır.

İkinci Gün:33

İsyancılar isteklerinin bir kısmını elde etmiş, Tevfik Paşa başkanlığında yeni kabinenin kurulmasını sağlamışlardı.34 Askerler başıboş gruplar halinde bütün İstanbul'a yayılmışlar, birçok İstanbullu kaza kurşunuyla yaralanmıştı. Bazı askerler de bu arada rastladıkları Harbiyeli subayları öldürmeye çalışıyordu. Hatta bu o kadar genişledi ki, mektepli olanlar asker olup olmadıkları ayırt edilmeksizin rahatsız edilmeye başlanmıştı. Asi askerler mektepli avına çıkmıştı. Bu arada Serbesti gazetesi, halka işine gücüne bakmasını tavsiye ediyordu. Ayrıca isyanın ilk gününde yaşanan hâdiseler saat saat bütün ayrıntılarıyla naklediliyordu.35 Bu arada yer yer Padişah II. Abdülhamid'in lehine sloganlar atıldığı da oluyordu. Bu durumlarda Padişah pencereden göstericileri selamlıyordu.

Bediüzzaman, ikinci gün yine olayları dışarıdan tahkik eder. Askerler arasında itaatin bozulduğunu ve sadece dört zabitin vurulduğunu söylerler. Halbuki daha fazla insanın öldürüldüğünü daha sonra öğrenecek ve kendisine yalan söylendiğini anlayacaktır. O gün kendisini sevindiren tek şey, "şeriatın adab ve hududu icra olunacak sözüdür." Bu söze sevinmesini de İT'in baskı ve cinayetlerinin yeniden yaşanmayacağı ümidi şeklinde yorumlamak mümkündür.36

Bu arada Rumeli'de ayaklanmayı bastırmak için bazı yeni gelişmeler oldu. Selanik Redif fırkasının bütün taburları silah altına alındı. Mahmut Şevket Paşa Harbiye Nezaretine bir telgraf çekerek İstanbul'da meydana gelen hâdisenin mahiyeti hakkında bilgi istedi. Bu telgrafa o gün Harbiye Nazırı Ethem Paşa tarafından cevap verildi. Bu cevapta, ortalığın kabine değişikliği ile sakinleştiği, öldürülenlerin de hata sonucu öldürüldüğü bildirildi.

Öte yandan Selanik'te 31 Mart aleyhine büyük bir miting tertiplendi. 11 Temmuz meydanında yapılacak toplantı için sokaklara tellallar çıkarıldı. Böylece toplanan 20-30 bin kişilik bir kalabalık önünde Yeni Asır gazetesi başyazarı Fazlı Necip Bey, müderris Recep, Avdül (Arnavutça), Tomak (Bulgarca), Karaso (Türkçe ve Yahudice), Nikola (Sırpça), Kurki Apono (Ulahça) Efendiler tarafından konuşmalar yapıldı. Nutuklar "silah başına arş İstanbul'a" diye bitti, bunun üzerine ihtiyat ve redif askerleri silahlarını almağa giderken, birçokları gönüllü yazıldılar.37

O gün Volkan gazetesinde "Halife-i İslam Abdülhamid Han Hazretlerine Açık Mektup" adlı bir yazı yer aldı. Bu yazıda Vahdeti, "Bugün, Meşrutiyetimizi refetmek, Meclis-i Mebusan-ı Osmaniyi kapatmak yed-i kudret-i şahanenizdedir. Zat-ı hilafetpenahileri 'Hürriyet verilmez alınır' diyenlere karşı; 'işte almakta, vermek de kudret-i şahanem dahilinde olduğunu görünüz!' diyerek, namı şehinşahilerini murassa kalemlerle, altın varaklar üzerine kaydolunmasına, inayet buyurunuz!" diyordu.38

Vahdeti bu yazıda padişaha yapması gerekenler hakkında tavsiyede bulunuyordu. Bu tavsiyelerden biri de şayet Meclis-i Mebusan'ı kapatma yönünde telkinde bulunanlar olursa, o gibi sözlere itibar etmemesini tavsiye ediyordu. Yukarıdaki alıntıda da görüldüğü gibi, Meşrutiyeti padişahın tesis edip onun geliştirdiğini anlatmak için bu ifadeleri kullanıyordu. Böylece Meşrutiyet havariliği iddiasında olanlara da Meşrutiyeti kimin getirdiği konusunda bir mesaj veriyordu. Divan-ı Harb-i Örfi'de bu konu sorulan Derviş Vahdeti, "Haşa, bu azametli ordunun kuvvetini inkâr değil, öteden beri aleyhlerinde bulunduğum beş on zata telmih etmek suretinden ibarettir"39 der. Volkan yazarlarından Lutfi de askerlerin Meclis-i Mebusan önündeki konuşmalarını aktarıyor ve bu tablo karşısında duygulandığını yazıyordu.40

Üçüncü Gün:41 "Edipler edepli olmalıdır."

Derviş Vahdeti Volkan'da askerlere hitaben yazdığı makalesinde; "Arslanlar! Herbirinizin namı, nam-ı mübecceli tevarih-i ümemi [yüce İslam tarihinin adını] tezyin etti. Sizin gibi bir ordu dünyanın hiçbir köşesinde yoktur. Evet yoktur, bunu iftihar, gururla söyleyebiliriz. Çünkü böyle bir hareket-i askeriyye, dünyanın hangi bir noktasında vukua gelseydi, vatanları baştan başa herc ü merc olmak içten bile değildi"42 diyordu. Aynı gazetede Said Nursi'nin de yazısı vardı. Ancak, bu yazı ihtilal öncesinden bu yana devam eden bir yazıydı. Bu yazı, 11 Nisan 1909'da başlamış, 12 Nisan ve 13 Nisan tarihlerinde de devam etmişti. Bu dört bölümden oluşan yazılar ihtilalden önce yazıldığından ihtilalin günlül hâdiseleriyle alakalı olmasa bile, ortamın genel tartışmalarını ifade ediyordu. Bediüzzaman'ın Volkan gazetesiyle İttihad-ı Muhammedi Cemiyetiyle alakasını ve bazı şahsi meseleleri izah ediyordu.43 Bediüzzaman aynı gün yazdığı başka bir yazıya, "Biraderim Derviş Vahdeti Bey'e" hitabıyla başlar: "Edibler edepli olmalıdırlar. Hem de edeb-i İslamiyye ile müteeddib olmalıdırlar. Matbuat nizamnamesini vicdanlarındaki hiss-i diyanet tanzim etsin..." diyerek basının halkı tahrik edici muhtevadan kaçınarak, yapıcı bir rol oynaması gerektiğinden söz eder.

Bu arada Harbiye Nazırı Ethem Paşa, askerlerin bir kısmıyla görüşerek mektepli-alaylı ayırımın yanlış olduğunu, herkesin el ele vererek vatan için çalışmaları gerektiğini söylüyordu.

Üçüncü gün toplanan Mecliste mebus Zohrap Efendi alaylı askerlerden kendisine gelen bir dilekçeyi açıkladı. Dilekçede Alaylı askerlerin mağduriyetlerinin giderilmesine dönük şu tedbirlerin Meclis tarafından kabul edilmesi gerektiğinden sözediliyordu.

1) Bütün askeri komisyonlarda ve Meclis-i Askeride ikinci mülazımdan feriğe kadar alaylı subay bulundurulacak,

2) Gazetelerde ve ordulara gönderilecek resmi bildirilerle Harbiyeli-alaylı ayırımının kalktığı ilan edilecek,

3) Ordularda hep aynı alaylı Harbiyeli oranı bulundurulacak, alaylıların çoğunun 5., 6., ve 7. ordularda görev yapmasına son verilecek. Dilekçe bir tehdit ile bitiyordu:

"Ve baladaki maruzat-ı muhikamızın kabulünü istirham eyleriz, kabul buyurulmadığı takdirde ordularda büyük fenalıklar çıkacağını ve selamet-i vatan namına ihbar eyler ve cevabını bekleriz."44

Mebusan bu dilekçeyle alakalı olarak, alaylılığın kusur sayılarak bu gibilerin kadro dışına çıkarılmalarının adalete uygun olmayacağının Harbiye Nazırına bildirilmesini kararlaştırdı.

15 Nisan 1909 gecesi, Binbaşı Muhtar Bey kumandasındaki Hareket Ordusunun ilk birliği Selanik'ten yola çıkar. Hareket Ordusu’nun bir endişesi, Edirne'de bulunan 2. Ordunun kendilerine nasıl bir tavır takınacağı idi. Ancak, 2. Ordunun tutumunu öğrenmek için Edirne'ye giden Mithat Şükrü, bu ordunun hareket ordusunu desteklediğini öğrendi.45

O gün meydana gelen hâdiselerden birisi de Ali Kabuli Bey vakasıdır. İddiaya göre, Asar-ı Tevfik süvarisi ve Bahriye Silahendaz Taburu Kumandanı Binbaşı Ali Kabuli Bey, Yıldız'ı topa tutmağa hazırlanıyordu. Karadan yapılan telkinat neticesinde erler ayaklanarak Ali Kabuli’yi esir aldılar. Ali Kabuli önce, Bahriye şurasına getirildi. Burada serbest bırakılmasına karar verilince, askerler serbest bırakmayarak Padişahın huzuruna götürdüler. Padişah, hâdisenin mahiyetini anlamak için, Kabuli'nin karakola götürülmesini istedi. Ancak, yolda erler tarafından öldürüldü.46

Dördüncü Gün:47 "Şeriat istiyorsunuz, fakat itaatsizlikle şeriata muhalefet ediyorsunuz."

İkdam'da Bediüzzaman Said Nursi'nin bir yazısı vardı. Bu yazı ertesi gün, Mizan, Volkan ve Serbesti'de de çıkacaktı. Bediüzzaman askerlere, "Şanlı asakir-i muvahhidin!" şeklinde hitap ediyor ve itaat etmeleri isteniyordu. Yazıya göre, askerler milleti iki defa büyük vartadan kurtaran muhteşem kahramanlardı. Bu iki vartadan kurtuluşu sağlayan ve yüz sene içinde benzeri yapılamayan iki inkılaptan biri, II. Meşrutiyet'in ilanı, diğeri de 31 Mart Hâdisesi idi. Bediüzzaman niçin bu iki hâdise için de askerleri takdir ediyordu? Belki, II. Meşrutiyet'in ilanı münasebetiyle askerleri takdir etmesi anlaşılabilir; ancak, karşı olduğu 31 Mart Hâdisesi münasebetiyle niçin askerlere iltifat etmişti. İşte bunun cevabını Divan-ı Harb-i Örfi adlı eserinde açıklar. Sina Akşin, Bediüzzaman'ın Divan-ı Harb-i Örfi adlı eserindeki ifadelerini dikkate almadığı için, Nursi'nin bu yazısını, isyana müdâhil olduğunu ispatlamak için kullanmıştır. Ancak, bahsini ettiğimiz eserdeki bilgileri dikkate alırsak, Bediüzzaman'ın bu iltifatları askerin "hareket ve şecaatlerinin okşamak" için yaptığını anlarız. Böylece, ihtilalin daha "asan" geçmesine zemin hazırlamıştır.48

O gün Bediüzzaman, ulema ile beraber Harbiye Nezaretindeki askerlerin yanına gider ve onlara tesirli bir şekilde hitap eder. Nursi, bu hitabında, şeriat isteyerek şeriata muhalefet ettiklerini, bu davranışlarının dine aykırı olduğunu anlatır. Bu konuşması sonunda, sekiz tabur asker itaat eder.49

Bediüzzaman bu faaliyetleri yaparken ulemanın oluşturduğu Cemiyet-i İlmiye-i İslamiye de boş durmamakta, isyanı önleyici askerlere itaat telkin edici sözler söylemektedir. Bu maksatla, 2 Nisan 1325 tarihli bir beyanname yayınlanır. Bu beyannamede Meşrutiyetin İslamî oluşunda herhangi bir şüphe bulunmadığı ve askerlerin itaat etmesi gerektiği anlatılır. Bu beyanname 3 Nisan 1325 tarihli gazetelerde yayınlar.50

O gün çıkan Volkan gazetesinde, Hassa Ordusu kumandanı Mahmut Muhtar Paşa'nın "Umum Ordu Emri" başlıklı emrine yer verilir. Paşa, burada İttihad-ı Muhammedi cemiyeti ile irticayı ilişkilendirerek, askerlerin münasebetlerini mesafeli tutmaları gerektiği üzerinde durur.51 Derviş Vahdeti de devamında yazdığı cevapta, "Sizin mürteci zannettiğiniz İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti mukaddesesi uğrunda canlarını bir paraya bile saymak küçüklüğünde bulunmayan arslan yavrularıdır" diyerek mukabelede bulunur.52

Hareket Ordusunun iki taburunun Çatalca'ya geldiği haberi İstanbul'a yayıldığında ortalığı heyecan kaplamış, dükkânlar kapatılmış Beyoğlu tenhalaşmıştı. Hükümet de Hareket Ordusu’nun gelişi karşısında büyük telaş ve endişeye kapılır.

Beşinci Gün:53

Hareket Ordusu İstanbul'da Çatalca'ya kadar gelmişti. Bu hâdiese gelişmelerin seyrinde mühim tesirleri olacak bir durumdu. TheTimes'in İstanbul muhabirine göre, Hareket Ordusu bir "blöf"tü. Zaten "Nazım ile Edhem"in bu ordunun İstanbul yakınlarında yığınak yapmasına müsaade etmeyecekleri muhakkaktı.54

O gün Derviş Vahdeti gazetesindeki başyazısında, askerlere seslenerek alaylı-mektepli ayırımını bırakmaları tavsiyesinde bulunur.55 Aynı gün Bediüzzaman Said-i Kürdi imzasıyla önceki gün İkdam'da çıkan yazı neşredilir. O gün, Serbesti gazetesinde, "Asker Kardaşlarıma" başlığını taşıyan yazı yayınlandı. Bu yazı daha önce başka gazetelerde de yayınlanan askerin iki büyük vartadan kurtardığını anlatan yazıdır.56

(Risale-i Nur Enstitüsü web sayfasından alınmıştır, 12.04.2004)

Dipnotlar:

1. Bediüzzaman Said Nursî'nin Volkan gazetesiyle organik bir bağının olmadığı anlaşılmaktadır. Divan-ı Harb-i Örfi'de Derviş Vahdeti'ye sorulan bir soru üzerine verdiği cevabı bu görüşü doğrulamaktadır. Hakim Derviş Vahdeti'ye sorar:
"Ücretsiz olarak gazetenizde muharrirlik edenler kimlerdir?
Vahdeti: Edirnekapısı civarında ikamet ettiğini zannen bildiğim. Ömer Farukî Efendi ve Enderuni Lütfi Efendi gazeteye ekseriya makale yazan muharrirlerdendir. Bunlardan başka hariçden de mektuplarla verakalar gönderirlerdi. Onları da imzalarıyla gazeteye dercederdim." Bu ifadelerden Bediüzzaman'ın hariçten yazı veren yazarlardan olduğu anlaşılmaktadır.

2. 31 Mart ifadelerinde geçen bir hâdise bu söylediklerimizi doğrulamaktadır. Divan-ı Harb-i Örfi ifadelerinde Gebzeli 23 Yaşındaki Selahaddin Efendinin sorgulaması sırasında şöyle bir konu geçer:

Soru: Volkan gazetesi muharriri Derviş Vahdeti Efendiyi tanır mısınız?

Cevap: Gebze Belediye Eski Reisi Mehmed Efendi adında biri Gebze'de İttihad-i Muhammedi Cemiyeti şubesini kuşadetti. Orada mevlut okutacaktı. Bediüzzaman'ın mevlutte hazır bulunması için bana bir tezkere verdiler. Volkan idarehanesinde Vahdeti Efendi'yi gördüm, tanıdım. Evvelce hiç tanımazdım.

Soru: Neye dair görüştünüz?

Cevap: Bediüzzaman'ın Gebze'ye gönderilmesi için söylediğimde 'cemiyetin birçok şubeleri vardır. Her şubenin küşadında birisinin gitmesi lazım gelir. Bu da kaabil değildir. Kendileri yapsınlar' dedi. Meşguldü, başka bir şey konuşmadı ve Volkan idarehanesine başka bir zaman gitmedim."

3. İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Sadrazamlar, C. III, İstanbul, 1982, s. 1400.

4. Ahmet Bedevi Kuran, İnkılap Tarihimiz ve İttihad Terakki, Tan Matbaası, İstanbul, 1948, s. 252.

5. Konuyu iki süreç çerçevesi içinde ele alarak incelememizin en önemli sebebi, 31 Mart Hâdisesine dair yapılan çalışmalarda gözden kaçırılan bir noktaya dikkat çekmek istememizdir. Resmî tarih tezlerinde meşrû yönetime karşı çıkan isyancılar kötülenirken, yine meşrû yönetime karşı çıkan Hareket Ordusu övülmektedir.
6. Ahmet Bedevi Kuran, İnkılap Tarihimiz ve 'Jön Türkler', Tan Matbaası, İstanbul, 1945, s. 276.

7. İsmail Hami Danişmendi, Sadrazam Tevfik Paşa'nın Dosyasındaki Resmi ve Hususi Vesikalara Göre: 31 Mart Vakası, İstanbul, 1986.

8. Cevat Rifat Atilhan, 31 Mart Faciası, Aykurt Neşriyatı, İstanbul, 1959, s. 79, 196.
9. Mustafa Turan, Taşkışla'da 31 Mart Faciası, Üçdal Neşriyat, İstanbul, 1966, s. 10.
10. 31 Mart İfadeleri.

11. Bediüzzaman Said-i Nursî, Divan-ı Harbi Örfi, İstanbul, 1993, s. 44.
12. Sina Akşin, Şeriatçı Bir Ayaklanma 31 Mart Olayı, İstanbul, 1994, s. 33, 34.
13. Kuran, İttihad ve Terakki, s. 253.

14. Akşin, age., s. 38.

15. Kuran, İttihad ve Terakki, s. 253.

16. Nursî, Divan-ı Harbi Örfi, s. 26.

17. Kuran, İttihad ve Terakki, s. 253.

18. Sadık Albayrak, 31 Mart Gerici Bir Hareket mi?, Bilim-Araştırma Yayınları, İstanbul, 1987, s. 36.

19. Kuran, İttihad ve Terakki, s. 255.

20. İkdam, 8 Nisan 1909.

21. İkdam, 9 Nisan 1909.

22. Serbesti, 26 Mart 1325.

23. Serbesti, 10 Nisan 1909/28 Mart 1325.

24. 13 Nisan 1909/31Mart 1325/22 Ra 1327.

25. İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C. IV, İstanbul, 1972, s

372.
26. Akşin, age., s. 47.

27. Lutfi, "Dünkü Hal", Volkan, (14 Nisan 1909).

28. Ali Cevat Bey, İkinci Meşrutiyetin İlanı ve Otuzbir Mart Hadisesi, Ankara, 1991, s. 52.
29. İkdam, 5 Nisan 1909.

30. Ali Cevat Bey, s. 54.

31. Akşin, age., s. 60.

32. Nursî, Divan-ı Harbi Örfi, s. 32.

33. Çarşamba, 14 Nisan 1909/1 Nisan 1325/23 Ra 1327.

34. Kabine şu kişilerden oluşuyordu. Meşihat Ziyaeddin Efendi, Dahiliye Adil Bey (vekaleten), Rauf Paşa (asaleten, 16 Nisan), Hariciye Rifat Paşa, Harbiye Ethem Paşa, Bahriye Emin Paşa (vekaleten asaleten 20 Nisanda diğer bir Emin Paşa), Adliye Hasan Fehmi Paşa (15 Nisanda istifa) Şuray-ı Devlet Riyaseti Zihni Paşa (15 Nisanda istifa) Raif Paşa (16 Nisan), Ticaret ve Nafia GabriyelNorodonkyan Efendi, Maliye Nuri Bey, Maarif Abdurrahman Şeref Bey, Orman ve Maadin ve Ziraat Mavro Kordato Efendi, Evkaf Halil Hammade Paşa. Akşin, age., s. 69.

35. Serbesti, 14 Nisan 1909.

36. Nursi, Divan-ı Harbi Örfi, s. 33.

37. Akşin, age., s. 75.

38. Vahdeti, "Halife-i İslam Abdülhamid Han Hazretlerine Açık Mektup", Volkan, (14 Nisan 1909).

39. 31 Mart İfadeleri.

40. Lutfi, "Dünkü Hal", Volkan, (14 Nisan 1909).

41. (15 Nisan 1909/2 Nisan 1325/24 Ra 1327).

42. Vahdeti, "İnkılab-ı Şer'i", Volkan, 15 Nisan 1909.

43. Bediüzzaman Said-i Kürdi, "Lemean-ı Hakikat ve İzale-i Şübühat", Volkan, 11, 12, 14, 15 Nisan 1909.

44. Akşin, age., s. 91.

45. Akşin, age., s. 95.

46. Ali Cevat Bey, age., s. 60, 61.

47. Cuma, 16 Nisan 1909/3 Nisan 1325/25 Ra 1327.

48. Nursi, Divan-ı Harbi Örfi, s. 33.

49. Nursi, Divan-ı Harbi Örfi, s. 33-35.

50. Serbesti, 3 Nisan 1325.

51. Mahmut Muhtar, "Umum Ordu Emri", Volkan, 16 Nisan 1909.
52. Vahdeti, "Mahmut Muhtar Paşa Hazretleri", Volkan, 16 Nisan 1909.

53. Cumartesi, 17 Nisan 1909/4 Nisan 1325/26 Ra 1327.

54. Akşin, age., s. 122.

55. Vahdeti, "Öte, beri", Volkan, 17 Nisan, 1909.

56. Serbesti, 17 Nisan 1909/4 Nisan 1325.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 44.541
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...