"Bir nutukla binler adamı itaate getiren ve bir makaleyle binlerle insanları İttihad-ı Muhammediye Cemiyetine iltihak ettiren ve Ayasofya Camii’nde elli bin..." Tarih ve hâdiseleri izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hiç mümkün müdür ki, böyle haddinden yüz derece ziyade teveccüh-ü âmmeye mazhar; ..."(1)

Bediüzzaman Hazretleri ta küçüklüğünden vefatına kadar, insanların hürmet ettiği, ilmini, faziletini ve kemalini takdir ettiği bir şahsiyettir. Gittiği medreselerde talebe ve hocalarının; kendi kurduğu ve eğitim verdiği medreselerde ise talebelerin, valilerin ve halkın; İstanbul’da iken paşaların, medrese hocalarının, âlimlerin; daha sonraki esaret yıllarında bile yine halkın, ulemanın, meşayihin teveccühüne mazhar olmuş ve kendisine hakkıyla Bediüzzaman dedirten müstesna bir zattır.

"Bir nutukla binler adamı itaate getiren;..."

Üstadımız Rumi Takvim'e göre 31 Mart 1325'te, Miladi ise 13 Nisan 1909 tarihinde gerçekleşen "31 Mart Vakası"nda, isyan etmek isteyen sekiz taburu nutuklarla itaate getirmiştir. Üstad Hazretleri bu hususu şöyle ifade ediyor:

“Acaba Otuz Bir Mart hadisesinde, Bab-ı Seraskerî’de, şeyh-ül İslâm ve Ulemayı dinlemeyen sekiz taburu bir nutukla itaâte getiren bir adam, sekiz sene zarfında -zabıtnamelere göre- çalışmış.. Ve Kastamonu’da yalnız beş adamı iğfal edebilmiş denilir mi?”(2)

Aynı mealde aşağıdaki ifadelere yer verilebilir:

"ONUNCU CİNAYET: Harbiye Nezaretindeki askerler içine cuma günü ulema ile beraber gittim. Gayet müessir nutuklarla sekiz tabur askeri itaate getirdim. Nasihatlerim tesirini sonradan gösterdi. İşte nutkun sûreti:"

"Ey asakir-i muvahhidîn! Otuz milyon Osmanlı ve üç yüz milyon İslâmın nâmusu ve haysiyeti ve saadeti ve bayrak-ı tevhidi, bir cihette sizin itaatinize vabestedir. Sizin zabitleriniz bir günah ile kendi nefsine zulmetse, siz bu itaatsizlikle üç yüz milyon İslâma zulmediyorsunuz. Zira bu itaatsizlikle uhuvvet-i İslâmiyeyi tehlikeye atıyorsunuz..."(3)

"Bir makaleyle binlerle insanları İttihad-ı Muhammediye Cemiyetine iltihak ettiren..."

Üstadımız,“İttihad-ı Muhammedî” denilen cemiyete bir makalesiyle binlerce insanın girmesine vesile olmuştur. 5 Nisan 1909 tarihinde kurulan ve kurucuları arasında Süheyl Paşa, Mehmed Sadık, Ferik Rıza Paşa, Derviş Vahdetî ve arkadaşları bulunan bu Cemiyetin kuruluşu Ayasofya Camii’nde okutturulan mevlidle ilân edildi. Cemiyet, o dönemde faaliyette olan Volkan Gazetesi idarehanesinde faaliyete geçti. İşte Üstadımız bu cemiyetin mübarek ismi altında yanlış işlerin yapılmasına mani olmak için çok gayret etmiş ve ciddi bir şekilde çalışmıştır. Bu konuda Tarihçe-i Hayatta şu bilgiler kaydedilir:

“Hürriyetten sonra mücahid arkadaşlarıyla beraber İttihad-ı Muhammedî (a.s.m.) Cemiyetini kurmuşlar, cemiyet pek kısa bir zamanda inkişafa başlamış, hattâ Bediüzzaman’ın bir makalesiyle Adapazarı ve İzmit havalisinde elli bin kişi cemiyete dahil olmuştu.”(4)

"Ayasofya Camiinde elli bin adama takdirle nutkunu dinlettiren bir adam..."

İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti, Rebîülevvelin on birinci günü Ayasofya Camii’nde okunacak bir mevlid merasimi ile kuruluşunu resmen duyurmuş olacaktı. Bunun için davetnameler hazırlandı. Cemiyet-i İlmiyye, Talebe-i Ulum Cemiyeti, Cemiyet-i İslamiyye, İttihad ve Terakki Fırkası, Ahrar Fırkası, Askerî, Arnavud, Çerkeş, Kürd İttihad ve Teavün Kulüpleri ile bütün matbuat-ı Osmaniyye sahib-i imtiyazları davet edildi.

Tarih 8 Nisan 1909, kadim İstanbul surlarının Ayasofya’ya çıkan sokakları içerisinde farklı bir heyecan yaşanıyordu. Üzerinde “La İlahe İllallah Muhammedü'r-Resu-lullah” ve "İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti" yazan yeşil sancaklar taşıyan insanlar, erken saatlerde sessizce Sultan Ahmed Meydanına ilerliyorlardı. Sokaklarda başka bir ruhaniyet, başka bir kudsiyet hissediliyor. Kalbler pür-sürur, gelenlerde İslamî adabı rencide edecek hiçbir hareket görülmüyor. Ümmet-i Muhammed'in nasiyesinde âdeta bir sevgi nuru ışıldıyor, tebessümler dalga dalga yayılıyor. Bütün kalblerden kopup gelen "Bugünü de gördük, haza min fazlı rabbena" sadası fısıltılar halinde kulaklara sızıyordu.

Gerisini Derviş Vahdetî’den takip edelim:

“Saat dört raddelerinde Talebe-i Ulum Cemiyeti'nin önünde Bedîüzzaman Saîd-i Kürdî Hazretleri olduğu halde, dış kapıda her gelene muntazır olduğumuz gibi müşarünileyhimi de bulunduğumuz noktada istikbal etmiş idik. Hazret-i Kürdî, bizi görünce dayanamadı. Güya ki, âşık maşuka kavuşur gibi birbirimize sarıldık ve el ele vererek artık cami-i şerife gitmiş idik."

"Talebe-i ulumun başlarındaki sarıklar, nur gibi beyaz, çiçek gibi ruh-efza, hele bunlardaki terbiye-i dîniyye, kendilerine başka bir güzellik bahş ediyordu."

"Bizim hazret, yani Bedî-i Âlem-i İslamiyyet, o Kürd elbisesiyle, o Kürd tavr-ı kahramananesiyle, daima taşıdığı belindeki hançeriyle kürsî-i hitabete çıkması kendisinden rica olunduğundan, kemal-i salabetle kürsüye çıkarak ve kaim olarak bir nutk-i belîğ îrad buyurmuşlardı. Nutku zabt edemedik, fakat gelecek nüshalarımızın birinde müşarünileyhten tamamını alıp neşredeceğimizi ümid ederiz.”

Bediüzzaman’dan sonra kürsüye çıkan Derviş Vahdetî (Ey ümmet-i Muhammed) diye başlayan heyecanlı bir nutuk okudu. Ardından Namık Kemal'lere, Midhat'lara rahmet ve Niyazi'lere Enver'lere Hasan Beylere, Eyüb Sabri'lere, Salahaddin'lere hülasa mücahidin-i saireye de dua ettiler.

Nutuklardan sonra Fazıl-ı şehir Hafız Osman el-Musulî el-Mevlevî Efendi ile Hırka-i Saadet imam-ı sanîsi Hafız Hüsnü Efendiler mevlid-i şerif okudular.

Enderun-i Hümayun Efendileri ilahiler okumuş, ruh-i pak-i Cenab-ı Mustafa'ya salat u selam hediye edilmiş, necip İslam milletine ve İslam ordusuna dualar edilmişti.

Camiden kemal-i edeb ile çıkan davetliler eşliğinde kurbanlar kesilmiş, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’nin başarısı için tekrar dua edildikten sonra, herkes ayrı ayrı sevinç içinde evlerine dönmüştü.(5)

Dipnotlar:

(1) bk. Şualar, On Dördüncü Şua.
(2) bk. age.
(3) bk. Divan-ı Harb-i Örfi.
(4) bk. Tarihçe-i Hayat, İlk Hayatı.
(5) bk. Volkan Nr: 94 22 Mart 1325/13 Rebîülevvel 1327.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...