"Arkadaş, topraktan ve toprağa inkılâp etmekten, kabirden ve kabre girip yatmaktan tevahhuş etme!" izah eder misiniz? Buranın geçtiği yer ile ilgisi ne olabilir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tevahhuş, vahşet duyma, dehşete kapılma demektir. Bir gün toprağa gireceğiz. Bir vefat haberi aldığımızda “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” ayeti okuyoruz. Yani, biz Allah’ın mülküyüz; O’nun eseri, O’nun mahlûku, O’nun kuluyuz. O’na iman ve ibadet etmek, marifet ve muhabbetinde terakki etmek için bu dünyaya gönderildik. Ve sonunda yine O’na rücu edeceğiz, Onun huzurunda hesap vereceğiz ve İnşaallah O’nun cennetine gidecek, rahmetine mazhar olacağız.

İnsan iki şeyden meydana geliyor; ruh ve beden. Bedenimiz topraktan yaratıldı ve toprağa rücu edecek. Ruh ise Allah’ın şuurlu bir kanunu; Allah’ın emri ve izniyle bedenimize misafir oldu. Görevi bittikten sonra o haneden ayrılıp berzah âlemine göçecek.

Üstat hazretleri buyuruyor ki, “Ölüm tebdil-i mekândır, ıtlak-ı ruhtur,….”

Ruh, ölüm kanunuyla mekân değiştiriyor, beden hanesinden berzah âlemine gidiyor. Beden kaydından da kurtuluyor.

İnsan yıldızlara sadece nazarıyla gidebiliyor, bakışı oralarda dolaşıyor, ancak kendisi gidemiyor, zira beden ile kayıtlı bulunuyor. Ölümle bu kayıt kalkıyor ve imanla göçen bir ruh, bir anda yıldızlarda olabiliyor. Bunu bizzat Üstadımız şöyle ifade ediyor:

“İmân, o ağacın meyvesini cenaze değil, belki ebedî hayata mazhar ve ebedî saadete namzed olan ruhumun eskimiş yuvasından yıldızlarda gezmek için çıktığını gösterir.” – Sözler

O halde, bedeninin toprağa rücu etmesinden korkulmamalı, imanla göçmek şartıyla ruhun başka âlemlerde dolaşacağı, toprak altında kayıtlı kalmayacağı düşünülmeli.

“Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.” – Hadis-i Şerif

"Toprak, tecelliyat ve cilvelere en yüksek bir ayinedir. Evet, kesif bir şeyin ayinesi ne kadar lâtif olursa, o nisbette suretini vâzıh gösterir. Ve nurânî ve lâtif bir şeyin de ayinesi ne kadar kesif olursa, o nisbette esmânın cilvelerini cilâlı gösterir. Meselâ, hava ayinesinde, yalnız şemsin zayıf bir ziyası görünür. Su ayinesinde şems ziyasıyla görünürse de elvân-ı seb’ası görünmüyor. Fakat toprak ayinesi, çiçeklerinin renkleriyle, şemsin ziyasındaki yedi rengi de gösterir. اَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ olan hadîs-i şerif, bu sırra işareten şehadet eder. Öyleyse, arkadaş, topraktan ve toprağa inkılâp etmekten, kabirden ve kabre girip yatmaktan tevahhuş etme!"(1)

Allah’ın isimlerinin en açık, en parlak ve en berrak bir şekilde tecelli edip görüldüğü toprak, öyle korkulacak, ürkütecek bir şey değil ki, insan bedeninin ölümle toprağa karışması dehşetli ve vahşetli olsun. Toprak unsurlar içinde Allah’ın isimlerine en iyi hizmet eden bir unsurdur, böyle bir unsurdan insanın korkması çekinmesi gerekmez, denilmek isteniyor.

Öyle ki toprak, yani kabir insanın sonsuz hayata ve dirilişe geçeceği tek kapı tek köprüdür. Dolayısı ile kabrin dünyaya bakan kısmı her ne kadar sevimsiz ve korkunç gibi görünse de ahiret bakan ciheti gayet güzel ve sevimlidir.

Özetle toprak, insanı ahirete vermek için alır.

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Şule.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...