Dokuzuncu Lem'a, Dördüncü Sual'deki "bedbaht bir doktor" hakkında bilgi var mı? Yapmaya çalıştığı işte muvaffak oldu mu?
Değerli Kardeşimiz;
"DÖRDÜNCÜ SUALİNİZ:
Yani sizin değil, İmam Ömer Efendinin suali ki, bedbaht bir doktor, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın pederi varmış diye, dîvânecesine bir te’vil ile bir âyetten kendine güya şâhit gösteriyor..." (Lem'alar, Dokuzuncu Lem'a)
Dokuzuncu Lem'a'nın Dördüncü Sual'inde geçen "bedbaht bir doktor" ifadesiyle kastedilen kişi, dönemin tarihi ve fikri bağlamı incelendiğinde büyük ihtimalle Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşamış olan Dr. Abdullah Cevdet'tir.
Abdullah Cevdet, tıp doktoru olmasının yanı sıra dönemin en radikal materyalist (maddiyatçı) ve pozitivist figürlerinden biriydi. Kendisi ve onun gibi düşünen bir kısım elit, İslam toplumunun kurtuluşunu din bağlarını zayıflatıp tamamen Batı felsefesini ve yaşam tarzını benimsemekte görüyordu.
Açmaya Çalıştığı Yol Neydi?
Bu doktorun ve temsil ettiği akımın açmaya çalıştığı yol; mutlak dinsizlik, materyalizm ve İslam medeniyetinin yerine seküler Batı medeniyetini tamamen ikame etme yoluydu. Çıkardığı "İctihad" dergisiyle ve çevirisini yaptığı yabancı materyalist eserlerle (özellikle din aleyhtarı tarih ve felsefe kitaplarıyla) gençlerin ve aydınların zihnine şüphe tohumları ekerek İslam inancını temelinden sarsmayı hedefliyordu. Ömer Efendi’nin sualinde de bu şahısların dinin sacayaklarını sarsmak için sinsice ve ısrarla nasıl bir gedik açmaya çalıştıkları dile getirilir.
Yapmaya Çalıştığı İşte Ne Derece Muvaffak Oldu?
Bu sorunun cevabını iki boyutta ele almak mümkündür:
Kısa Vadeli ve Siyasi Boyut (Kısmi Başarı):
Abdullah Cevdet ve onun fikri çizgisindeki insanların ortaya koyduğu materyalist ve katı Batıcı fikirler, dönemin bir kısım bürokrat, siyasetçi ve entelektüel çevresinde ciddi karşılık buldu. Özellikle eğitim sisteminin sekülerleşmesinde ve devletin kültürel dönüşüm politikalarında bu fikirlerin izleri açıkça görüldü. Bu açıdan bakıldığında, elit tabaka üzerinde bir dönem etkili oldukları söylenebilir.
Uzun Vadeli ve Toplumsal Boyut (Kesin Başarısızlık):
Geniş Anadolu halkının ruh köküne ve kalbine nüfuz etme noktasında bu hareket tamamen başarısız oldu. Halk, bu yabancı ve sömürgeci fikirlere karşı kendi inanç dünyasını muhafaza etti.
En önemlisi de onların açmaya çalıştığı bu dinsizlik ve şüphe yolunun tam karşısına Bediüzzaman gibi zatlar dikildi. Risale-i Nur Külliyatı, tam da bu doktorların ve feylesofların açmaya çalıştığı menfi gedikleri kapatmak, akıllara sokmaya çalıştıkları şüpheleri ilmi, mantıki ve kalbi delillerle çürütmek için yazıldı.
Sonuç olarak; o doktorun açmaya çalıştığı yol, imana ve fıtrata aykırı olduğu için kalıcı ve sürdürülebilir bir sistem haline gelemedi. Maddiyatçı felsefe zamanla entelektüel cazibesini yitirirken, tamir etmeye çalıştığı iman hakikatleri milyonların kalbinde yaşamaya devam etti. Yani açmaya çalıştığı yolda, hedeflediği nihai başarıya hiçbir zaman ulaşamadı.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü