Bediüzzaman Said Nursi ile Namık Gedik arasındaki münasebet hakkındaki farklı görüşlerden sahih görüş nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Namık Gedik, Demokrat Parti döneminde İçişleri Bakanı olarak görev yapmış bir şahsiyettir. Said Nursî Hazretleri ise siyasetten uzak durmayı, Risale-i Nur’da çok net biçimde beyan etmiştir. Ancak devrin şartları gereği, Nur Talebeleri bazı siyasi temaslarda bulunmak zorunda kalmışlardır. Namık Gedik’le olan münasebet hususunda iki görüş vardır.

1. Olumlu Bakanlar: Bu görüşe göre Namık Gedik, Said Nursî’ye ve Nur Talebelerine sempati duyan, onları anlamaya çalışan bir devlet adamıdır. Özellikle Emirdağ Lahikası’nda geçen bazı mektuplar, Demokrat Parti’ye ve bazı isimlere şefkatle yaklaşılması gerektiğini ima eder. Bu kişiler Bediüzzaman’ın bir nevi himayesi altında olduklarını düşünür.

2. Eleştirenler: Bu gruba göre ise Namık Gedik, devlet mekanizmasının bir parçası olarak Bediüzzaman'ı baskı altında tutanlardan biridir. Bazı belgelerde onun Said Nursî'yi “sürgün”e yollama kararlarında dahli olduğuna dair işaretler görülür. Yani resmî görev icabı olumsuz kararlar aldığı da olur.

Risale-i Nur’un kendi içindeki yazışmalara ve özellikle Emirdağ Lahikası’na baktığımızda, Üstad Hazretleri doğrudan kimseyi şahsî olarak kötülemez. “İnsanlar değil, fikirler çatışır.” düsturunca hareket eder. Siyasi kişiliklerle ilgili görüşlerini “cemaatimiz menfi siyaset yapmaz, müsbet hareket eder” prensibiyle dengede tutar.

Risale-i Nur'un hiçbir yerinde Namık Gedik hakkında menfi bir ifade geçmediği gibi, onu sena eden ifadeler de bulunmaktadır. Mesela;

"Ankara’ya bu defa geldiğimin mühim bir sebebi, İslâmiyete ciddî taraftar Dahiliye Vekili Namık Gedik’i görmek ve İslâmiyet’in kahramanı olan Adnan Beye ve Tevfik İleri gibi mühim zatlara bir hakikatı söylemektir ki:

"Hem Demokrat’a ezan-ı Muhammedî gibi çok kuvvet vermek ve Risale-i Nur’un neşrine müsaadesi gibi çok taraftar olmak ve âlem-i İslâmı, hatta bir kısım Hıristiyan devletlerini de memnun etmek için, Ayasofya’yı muzahrafattan temizleyip ibadet mahallî yapmaktır. Bu ise, bu mesele için otuz sene siyaseti terk ettiğim hâlde, bu nokta hatırı için Namık Gedik’i görmek istedim ve geldim. Adnan Bey, Namık Gedik ve Tevfik İleri gibi zatların hatırı için başka yere gitmedim." (Emirdağ Lâhikası-II, 47. Mektup)

Abdulkadir Badıllı Ağabey'in hazırladığı ve ağabeylerin tasvibinden geçtikten sonra yayınladığı üç ciltlik "Mufassal Tarihçe-i Hayat" eserinin 3. cildinde ise aşağıdaki bilgilere yer verilmektedir.

"BAŞKA BİR DOKTOR"

"Bu işler olup biterken, aradan yirmi dört saat geçmişti. Üstâd’ın Urfa’ya gelişinin ikinci gününde, onu zorla gönderme şayiaları halk içinde daha da büyük heyecanlar veriyordu. Urfalı beş altı bin kişi otelin etrafında toplanmıştı. Halkın tansiyonu çok yüksekti. Öbür tarafta CHP’ye karşı tirtir titreyen dahiliye vekili Namık Gedik denilen zevallı korkak, Urfa emniyetini durmadan sıkıştırıyor, emir üstüne emir veriyordu. Hatta o sıra şayia olan bir rivayet, Namık Gedik; telefonda emniyet müdürüne bağırıyor: 'Başka bir araba yoksa, Said-i Nursi’yi çöp arabasına atın, gönderin.' diyor." (bk. A. BADILLI, Mufassal Tarihçe-i Hayat, Üçelmas Yay. 2021-İstanbul, III, 2707)

Bu ifadelerin dayanağı, kaynağı, delil ve ispatı var mıdır? Yok mudur? Nereye dayanıyor? Bütün bunların tavazzuh edilmesi gerekiyor. O zamanın gazetelerinin beyanatı, bu noktada ispat niteliği taşımaması gerekir. Zira ortam zaten Halk Partisi hesabına çalıştığından dolayı, bu gibi haberlere de güvenmek ve ona göre hareket tarzı belirlemek, menfi kanadın istediği tava gelmek anlamına gelir. Zaten Abdulkadir BADILLI Ağabey de muhakkik ve müdakkik bir alim olduğundan, bu konuya ihtiyatlı yaklaşarak "...Hatta o sıra şayia olan bir rivayet, Namık Gedik..." ifadesiyle ortaya koymaktadır.

Rivayetin kaynağı, delili ve ispatı izah edilmediğinden, biz Risale-i Nur Külliyatına geçmiş ifadeleri esas alıp hükmü ona göre vermeliyiz. Risale-i Nur'un hiçbir yerinde Namık Gedik hakkında olumsuz bir ifade geçmediği gibi aksine sitayişkârene birçok ifadeler mevcut. Bir kısmını yukarıda belirttik ve aşağıda da vasiyetini görebilirsiniz. Ayrıca Namık Gedik'in intihar etmesi de şaibeli olup, öldürüldüğü de iddia ve ifade edilmektedir. (bk. Nurpedia web sitesi, erişim: 21.4.2025/11.30). ( https://nurpedia.org/wiki/Nam%C4%B1k_Gedik )

Tarihî vesikalar ve Lahika mektupları ışığında değerlendirildiğinde, Namık Gedik ile Bediüzzaman arasındaki ilişkiyi şöyle yorumlayabiliriz:

A) Kaynaklar:

  • Emirdağ Lahikası-II'de geçen bazı mektuplarda Demokrat Parti’ye ve hükümet erkânına karşı Bediüzzaman’ın ihtiyatlı ve “müsbet” bir tavır sergilediği görülür.

  • Ancak aynı zamanda, Namık Gedik’in İçişleri Bakanı olduğu dönemde, Bediüzzaman’a yönelik sürgün ve gözetim kararlarının alındığı da bilinen bir gerçektir.

B) Stratejik İlişkiler ve Müsbet Hareket:

Bediüzzaman’ın dayandığı "Düşmana dahi adaletle muamele edin." prensibi, onun tüm siyasilerle olan ilişkisinde belirleyici unsurdur. Dolayısıyla Namık Gedik’le ilgili “Dost muydu düşman mıydı?” sorusunu Risale-i Nur'un “şahs-ı manevî” ve “müsbet hareket” ilkeleriyle değerlendirmek gerekir.

Üstad'ımız,

"Fakat Demokratlar Nurların neşrine müsaadekâr olmaları ve eskiden beri Nurun men’ine dair zulümleri yapmadıklarından, Demokratın hatırı için seçimlerle alakadar olduk. Evvelki defa gibi bu defa da Nurcuların epey fâidesi, Demokrat lehine oldu..." (bk. Emirdağ Lahikası-II, 135. Mektup: Hüseyin Avni ve Tahsin Tola ile Bir Hasbihaldir.)

gibi çok yerlerde geçen mektuplarda yaptıkları hayırlı çalışmalardan dolayı Demokratlara ilişilmemesi yolunda tavsiyelerde bulunmuştur.

Yani Üstad açıkça Demokrat Parti'ye “müsbet yaklaşım” sergilenmesini istiyor. Bu gibi cümleler, Namık Gedik gibi devlet içindeki bazı şahısların olumsuz tavırlarına rağmen genel olarak müsbet bir duruşun korunması gerektiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, şahıslara değil cemaatin maslahatına yöneliktir.

Her ne kadar Namık Gedik'in, Üstad'ın sürgün edilmesi gerektiği hususunda resmi kaynaklarda imzasının bulunduğu bir hakikat ise de bunun müspet bir düşünce içerisinde düşünülmesi gerektiğini değerlendiriyoruz. Çünkü o zamanların şartları ve ortamı içerisinde meseleyi değerlendirmek, insafın ve müspet hareket anlayışının bir gereğidir.

Namık Gedik'in 13 Nisan 1960 tarihli vasiyetnamesi

[TBMM Özel logosu]

Bediüzzaman

HİLYE-İ SEADET

"Bu nurun 21 Aralık 1959'da, Bediüzaman Said Nursi'nin Ankara'da Beyrut palas otelinde bilakis ziyaret ettiğimde, Başvekilimiz Adnan Menderes'e hediye verilmesi için bana teslim edilmiş idi. Muhterem Said Nursi Hilye-i Seadet'in kısa hikayesi ile bana teslim etti. Muhterem her sabah namazdan önce Hilye-i Seadet'i 3 defa öpüp alnına götürdüğünü her sabah Peygamberimize dua ettiğini, gözyaşlarının Hilye-i Seadet'in üzerine döküldüğünü, kendisi için bunun çok önemli olduğunu beyan etmiş bu emanetin bundan sonra Başvekilimiz Adnan Menderes'e emanet edilmesinin önemli olduğunu izah etmiş ve verilmek üzere bana teslim edilmiştir. Başvekilimiz Adnan Menderes'e Said Nursi'nin hediyesi teslim edilmiş ve aylar sonra Başvekilimiz aynı uygulamalarla, sabah namazından önce Hilye-i Seadet'e, Peygamberimize dua ederek çok gözyaşı döktüğünü ama bunu taşımaya muktedir olmadığını, emanetin tekrar iade edilmesi için bana teslim etmiştir. Bende bu emaneti benim için çok önemli iki şahsiyetin gözyaşını döktüğü Hilye-i Seadet'i teslim etmemiş, korumaya almışımdır. Vasiyetimdir, bu Hilye-i Seadet gözyaşları ile yoğrulmuş içi Peygamber sevgisi ve aşkı ile tutuşmuş yanmış iki önemli şahsiyetin, gözyaşları ile yoğrulmuş bu emaneti gelecek nesillere anlatınız diye çocuklarıma vasiyet ediyorum."

13 Nisan 1960
Dahiliye Vekili
Namık Gedik

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 677
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...