Günümüzde iman hakikatlerine olan ihtiyacın diğer zamanlara göre olan farkları nelerdir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Yiyecek ve giyecekler mevsimlere göre değişiyor. Yazın ince elbiseler, kışın kalın elbiseler giyilir. Kışın c vitamini bakımından zengin olan mandalina ve portakal gibi meyveler tüketilir; yazın sebzeler ve karpuz gibi meyveler revaçta olur. Mevsimin ilcaatına göre hükümler ve rağbetler değişiyor. Çünkü mevsimlere göre -kışlık, yazlık, mevsimlik gibi- elbiseler farklılık göstermektedir. Hastaların ve hastalıkların durumuna göre, tedavide kullanılan ilaçlar farklılık arz etmektedir.

Her zamanın şartları bir mesleği ön plana çıkarıyor. Geçmişte en tehlikeli ve ölümcül bir hastalık olan verem, günümüzde basit bir aşı ile tedavi edilebiliyor. Günümüzde ise en tehlikeli, en yaygın ve ölümcül hastalık kanserdir. Onun tedavisi için ayrı bir ilaç lazımdır. İşte her zamanın manevî hastalıkları, bu maddî hastalıklar gibi değişik oluyor, onun için her manevî hastalığa, Allah manevî bir hekim ve ilaç gönderiyor.

Eski zamanlarda tarikat manevî bir ilaç idi ve ekser insanları irşad ediyordu. İslamiyet’in hafife alındığı, ulvî hakikatlerle istihza edildiği, Allah’ın açıkça inkâr edildiği, sünnetlerin terk edildiği, her türlü batıl itikatların ve menfi cereyanların intişar ettiği, gençleri ahlâksız ve dinsiz yapmak için birçok dernek ve locanın birlikte çalıştığı bu dehşetli asırda tarikat tam tiryak olamıyor. Bu nedenle, bu zamana yeni bir ilaç, yeni bir hekim gerekiyor ki; Risale-i Nurlar bu vazifeyi ifa ediyor.

Üstad Hazretleri bu asrın nasıl dehşetli bir asır olduğunu şöyle ifade etmektedir:

“Eski zamanda küfr-ü mutlak ve fenden gelen dalâletler ve küfr-ü inadîden gelen temerrüd bu zamana nisbeten pek az idi. Onun için, eski İslâm muhakkiklerinin dersleri, hüccetleri o zamanlarda tam kâfi olurdu. Küfr-ü meşkuku çabuk izale ederlerdi. Allah’a iman umumî olduğundan, Allah’ı tanıttırmakla ve cehennem azabını ihtar etmekle çokları sefahetlerden, dalâletlerden vazgeçebilirlerdi.” (Şualar)

Eski zamanlarda insanların ekserisi imanlı ve ameline dikkat ettiği için, âlimler eserlerini kâmil mü’min ölçülerine göre yazarlardı. Yani dindar bir Müslümanı daha yüksek manevî mevkilere nasıl ulaştırabiliriz, endişesini taşırlardı. O zamanın revaçtaki meselesi, velayet ve kemalat kazanmaktır.

Günümüzde fen ve felsefenin inkişafı ve istismarı ile iman zayıfladı, ameller terke uğradı. İslamî talim ve terbiyeyi verecek müesseseler ortadan kalktı ve kaldırıldı. İslam âleminde ciddi bir iman zaafiyeti yaşandı ve yaşanıyor.

Üstad Hazretleri; “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evladım yanıyor. İmanım tutuşmuş yanıyor...” (Tarihçe-i Hayat) ifadeleriyle bu elim ve dehşetli vaziyeti ifade ediyor.

İman, İslam binasının temelidir. Ameller iman temeli üzerine bina edilir. Bu yüzden bu zamanda imanın takviyesi ve te’yid edilmesi bir zaruret haline gelmiştir. Üstad'ın bütün gayret ve mesaisini iman üzerine teksif etmesi bu sebeptendir.

Amelde noksanlıklar ve zaaflar affa uğrayabilir. Lakin imandaki az bir şüphe ve eksiklik insanı ebedî cehenneme atar. Zira ebedî saadetin vesikası sağlam bir imandır. Demek bu zamanda tahkikî ve sağlam imanı elde etmek en mühim bir hâdisedir.

Üstad Hazretleri şöyle buyurur:

“… Herkesin, iman mukabilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve baki ve daimî bir tarlayı ve mülkü kazanmak veya kaybetmek davası başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Bu asırda maddiyyunluk taunuyla çoklar o davasını kaybediyorlar… Acaba kaybettiği davanın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?” (Asa-yı Musa, 4. Mesele)

Her insanın asıl meselesi, en büyük davası ve en ehemmiyetli vazifesi, imanını muhafaza etmek ve ahirete iman ile göçmektir.

Bu zamanın şartları, iman ve farzlar üzerine teksifi gerektiriyor. Risale-i Nur da ekseriyetle tahkikî iman ve farz ameller üzerinde hareket ediyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...