İbadet şahsi kemâlata vesiledir. İbadet etmeyen bazı insanların karakter, olgunluk, ahlak gibi sahalarda daha ileri bir seviyede olmasını nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Şeriat-ı İlâhiye ikidir:

"Biri: Sıfat-ı kelâmdan gelen bir şeriattır ki, beşerin ef'âl-i ihtiyariyesini tanzim eder."

"İkincisi: Sıfat-ı iradeden gelen ve "evâmir-i tekviniye" tesmiye edilen şeriat-ı fıtriyedir ki, bütün kâinatta câri olan kavânin-i âdâtullahın muhassalasından ibarettir. Evvelki şeriat nasıl kavânîn-i akliyeden ibârettir; tabiat denilen ikinci şeriat dahi, mecmu-u kavânin-i itibariyeden ibarettir. Sıfat-ı kudretin hassası olan tesir ve icada mâlik değillerdir." (Mesnevî-i Nuriye, Nokta)

Vicdan, tekvini şeriatın bir adeti, bir esası olduğu için, her insanda fıtri olarak mevcuttur. Ahlaki kaidelerin birçoğu bu vicdan paketinin içinde dürülü olarak her insanda vardır. Yani vicdan doğuştan hakkın bir mizanı ve miyarıdır. Ama başka terbiye sistemleri vicdanın bu asli ve fıtri ahvalini bozup zedeleyebilir.

İşte İslam dininin ibadet ve iman disiplini, vicdanı aslına döndürme ve terbiye etme fiilidir. Öyle ise ahlakı sadece imana ve hidayete hasretmek tam yüzde yüz mutabık olmaz. Ekseriyet olarak iman ve hidayete bakar, lakin fıtri ahval ve vicdanda insanı güzel ahlaka zorlayabilir. Fıtratın insanı güzel ahlaka zorlaması, Allah’ın diğer şeriatındandır, ama kâfir bunu bilmediği için tabiata ya da sebeplere veriyor.

Hırsızlık her sistemde ve her inançta kötü bir haslettir. Demek insanların bazı noktaları fıtrattan gelen bir zorlama ile cihanşümul olabiliyor. Ama şunu diyebiliriz ki, ahlakın en kâmil noktası iman ve ibadet ile tezahür eder. Kâfirin güzel haslet ve ahlakı köksüz ve zayıf bir bitki gibidir, az bir rüzgârda savrulur gider. İman ve ibadet tarlasında yetişen ahlak ise kökü derinlerde olan sağlam bir ağaç gibidir, asla sarsılmaz ve yanılmaz.

Nasıl ekseriyet noktasından güzel ahlakın ve sağlam bir ibadetin memba ve kaynağı iman ve imandaki kuvvet ise, aynı şekilde ahlaksızlık ve sefahatin de memba ve kaynağı imansızlık ya da imandaki zafiyettir. Yani iman İslam binasının temeli gibidir. İbadet ve ahlak tamamen iman temelinin üstüne bina olunur. Bu yüzden, imansız ahlak, içi boş ve özü olmayan kabuk gibidir. İbadeti yaptığı halde ahlakı bozuk olan insanın imanı tahkiki değil, taklidi ve zayıf demektir. Peygamber Efendimizin (asv), "Kişinin namaz ve orucu sizi aldatmasın" mealindeki ikazı bu inceliğe işaret ediyor.

Üstad Hazretlerinin bütün nazarını ve dikkatini iman hizmetine teksif etmesinin temelinde de bu gerçek vardır. İnsanların düzelip güzel ahlak sahibi olması ve sefahat-i âlemin ıslah ve terbiyesi ancak tahkiki iman ile mümkündür. Bir bakıma dünyevi ceza ve mükâfat insanları ıslah etmekte yeterli değildir. Her insanın kalbine ve kafasına manevî bir yasakçı ve murakıp tahkiki iman ile tesis edilmez ise ne fert düzelir ne toplum ne de sefahat-i âlem.

Yani insanlık için lüzumlu olan bütün güzelliklerin özü ve temeli iman ve Kur’an hizmetine bakıyor. Hal böyle olunca, Kur’an ve imana hizmet etmek hem dünya hem ukba açısından bütün hizmetlerin üstündedir ve hepsinden daha kıymetlidir. Zira Kur’an ve iman hizmetinin ucunda hem dünya saadeti hem de ahiret saadeti vardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 5.387
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...