KADER, KAZA, TESLİMİYET
"Kader meselesi, teklif ve mes’uliyetten kurtarmak için değil, belki fahr ve gururdan kurtarmak içindir ki, imana girmiş." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"Kader, cüz-ü ihtiyarî, iman ve İslâmiyetin nihayet merâtibinde; kader, nefsi gururdan; ve cüz-ü ihtiyarî, adem-i mes’uliyetten kurtarmak içindir ki, mesâil-i imaniyeye girmişler." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"Kader hakikî illetlere bakar, adalet eder. İnsanlar zâhirî gördükleri illetlere hükümlerini bina eder, kaderin ayn-ı adaletinde zulme düşerler." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"Evet, halk ve icadda bir şerr-i cüz’î ile beraber hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz’î için hayr-ı kesiri terk etmek, şerr-i kesir olur. Onun için, o şerr-i cüz’î, hayır hükmüne geçer." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"Evet, manen terakki etmeyen avam içinde, kaderin câ-yı istimali var. Fakat, o da maziyat ve mesaibdedir ki, yesin ve hüznün ilacıdır." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"Kader meselesi, teklif ve mes’uliyetten kurtarmak için değil, belki fahr ve gururdan kurtarmak içindir ki, imana girmiş. Cüz-ü ihtiyarî, seyyiâta merci olmak içindir ki, akideye dahil olmuş." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"İnsan, seyyiâtından tamamen mes’uldür. Çünkü seyyiâtı isteyen odur." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"Kesb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"Halk ve icadda bir şerr-i cüz’î ile beraber hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz’î için hayr-ı kesiri terk etmek, şerr-i kesir olur. Onun için, o şerr-i cüz’î, hayır hükmüne geçer." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"Kader-i İlâhî, netice ve meyveler itibarıyla şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de, illet ve sebep itibarıyla dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"Cüz-ü ihtiyarînin icada kabiliyeti yok. Bir emr-i itibarî hükmünde olan kisbden başka, insanın elinde birşey bulunmuyor." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Birinci Mebhas)
"Cüz-ü ihtiyarî, kadere münâfi değil. Belki kader, ihtiyarı teyid eder." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Üçüncü Vecih)
"Kader, ilm-i İlâhînin bir nev’idir. İlm-i İlâhî, ihtiyarımıza taallûk etmiş. Öyle ise ihtiyarı teyid ediyor, iptal etmiyor." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Üçüncü Vecih)
"Kader, ilim nevindendir. İlim, maluma tabidir. Yani, nasıl olacak, öyle taalluk ediyor. Yoksa malum, ilme tabi değil." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Ezel, mazi silsilesinin bir ucu değil ki, eşyanın vücudunda esas tutulup ona göre bir mecburiyet tasavvur edilsin. Belki ezel, mazi ve hal ve istikbali birden tutar, yüksekten bakar bir âyine-misaldir." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadisin tabiriyle, manzar-ı âlâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı âlâdadır." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Dördüncü Vecih)
"Eğer abd, hâlık-ı ef’âli bulunsaydı ve icada iktidarı olsaydı, o vakit ihtiyarı ref olurdu." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Altıncı Vecih)
"Bir şey vâcip olmazsa, vücuda gelmez. Yani, illet-i tâmme bulunacak; sonra vücuda gelebilir. İllet-i tâmme ise, malûlu, bizzarure ve bilvücub iktiza ediyor. O vakit ihtiyar kalmaz." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Altıncı Vecih)
"Ey insan! Senin elinde gayet zayıf, fakat seyyiâtta ve tahribatta eli gayet uzun ve hasenatta eli gayet kısa, cüz-ü ihtiyarî namında bir iraden var." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Yedinci Vecih)
Cenâb-ı Hak mânen der: "Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mes’uliyet sana aittir." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, İkinci Mebhas, Yedinci Vecih)
"Eşyanın mürur-u zamanla giydikleri suretler ve ettikleri harekâtla hasıl olan vaziyetler dahi bir intizam-ı kadere tâbidir." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas)
"Kadere iman, imanın erkânındandır. Yani, her şey Cenâb-ı Hakkın takdiriyledir." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas)
"Meşhud, bedihî kader, o zîhayatın mânevî hâlâtında dahi bir kader kalemiyle çizilmiş muntazam meyvedar hudutları, nihayetleri var olduğunu gösterir." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas)
"Kudret masdardır, kader mistardır. Kudret, o maânî kitabını, o mistar üstünde yazar." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas)
"Herbir zîhayatın müddet-i hayatında geçireceği ahval ve etvârı, o kaderin kalemiyle tersim edilmiş. Çünkü, sergüzeşt-i hayatı, bir intizam ve mizanla cereyan ediyor, suretler değiştiriyor, şekiller alıyor." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas)
"En yüksek derece-i hayat olan hayat-ı insaniye, bütün teferruatıyla kaderin mikyasıyla çizilmiştir ve kalemiyle yazılıyor." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas)
"İnsan kadere iman etmezse, küçük bir dairede cüz’î bir serbestiyet, muvakkat bir hürriyet içinde dünya kadar ağır bir yükü, biçare ruhun omuzunda taşımaya mecburdur." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas)
"Kadere iman o kadar lezzetli, saadetlidir ki, tarif edilmez." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Üçüncü Mebhas)
"Kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır, çirkinlik de güzeldir." (Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Dördüncü Mebhas)
"Câmid maddelerde dahi, kaderin yazdığı evâmir-i tekvîniye o maddelere hâkimdir. O maddeler, kaderin mânevî yazısına göre mevki ve nizam alabilirler." (Sözler, Otuzuncu Söz, İkinci Maksat, Üçüncü Nokta)
"İhtiyarın cüz’î ise, kendi Mâlikinin irade-i külliyesine işini bırak. İktidarın küçük ise, Kadîr-i Mutlakın kudretine itimat et." (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)
"Her şeyin suret-i maddiyesinde, kudret-i Rabbânî ustadır, kader mühendistir. Suret-i mâneviyesinde ise, kader mistardır, yani, teşekkülâtın çizgilerini çizer; kudret mastardır, yani o çizgiler üstünde yapılan teşekkülât, kudretten sudur eder." (Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar)
"Cenâb-ı Hak, her şeye lâyıkını veriyor. Ve maslahata göre veriyor." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)
"Her şeyin bir haddi var. O şey, o had ile mukayyeddir." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)
"Kader, her şeye bir miktar ve o miktara göre bir kalıp vermiştir. Feyyaz-ı Mutlaktan aldığı feyze olan kabiliyeti o kalıba göredir." (Mesnevi-i Nuriye, Zerre)
"İnsanın sahife-i vechinde, cephesinde, cildinde, ellerinin içlerinde kalem-i kaderle pek çok çizgiler, hatlar, nakışlar, nişanlar yazılmıştır." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)
"İnsanın geçen sahifelerine kaderin yazdığı haşiye, tesadüf ve ittifakın dühulüne bir menfez bırakmamıştır." (Mesnevi-i Nuriye, Hubâb)
"İmana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki, selâmette kalasın." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylû'l-Hubâb)
"Cenâb-ı Hakkın atâ, kazâ ve kader namında üç kanunu vardır. Atâ, kazâ kanununu; kazâ da, kaderi bozar." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)
"Bir şey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazâ demektir. O kararın iptaliyle hükmü kazâdan affetmek, atâ demektir." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)
"Atânın kazâya nisbeti, kazânın kadere nisbeti gibidir. Atâ, kazâ kanununun şümulünden ihraçtır. Kazâ da kader kanununun külliyetinden ihracıdır." (Mesnevi-i Nuriye, Onuncu Risale)
"Şemsin tulû ve gurubu muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulû ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile cephesinde yazılıdır." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)
"Masnûun nakışları kendisinden değildir. Ancak, kudret kalemiyle kaderin takdiri üzerine yazılıyor." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)
"Her şey kaderle takdir edilmiştir. Kısmetine râzı ol ki, rahat edesin." (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)
"İnsanın da bu dünyada tulû ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile cephesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin; fakat başı kırılır, yazılara birşey olmaz ha!" (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)
"Tecellî kadere, kader de miktara, miktar da kalıba tahavvül eder. Demek, herşey, içerisindeki zerrata bir kalıptır." (Mesnevi-i Nuriye, Zeylü'l-Habbe)
"Halk-ı şer şer değil, kesb-i şer şerdir." (Mektubat, On İkinci Mektup, İkinci Sual)
"İnsan her ne kadar fail-i muhtar ise de meşiet-i İlahiye asıldır, kader hâkimdir. Meşiet-i İlahiye, meşiet-i insaniyeyi geri verir, hükmünü icra eder. Kader söylese, iktidar-ı beşer konuşmaz, ihtiyar-ı cüz’î susar." (Mektubat, On Beşinci Mektup, Birinci Sual)
"Kader gelince göz kör olur." (Mektubat, On Beşinci Mektup, Birinci Sual, Arabî ibare)
"Kader söylese, iktidar-ı beşer konuşmaz, ihtiyar-ı cüz’î susar." (Mektubat, On Beşinci Mektup, Birinci Sual)
"Kazaya rıza, kadere teslim İslâmiyetin bir şiârıdır." (Mektubat, On Yedinci Mektup, Giriş)
"Mevcudatın mütemadiyen zevâlleri, tazelenmeleri gösteriyor ki, o mevcudat, bir Sâni-i Kadîrin kudsî esmâsının cilveleri ve envâr-ı esmâiyesinin gölgeleri ve ef’âlinin eserleri ve kalem-i kader ve kudretin nakışları ve sahifeleri ve cemâl-i kemâlinin âyineleridir." (Mektubat, Yirminci Mektup, İkinci Makam, Birinci Kelime)
"Maziye, mesâibe kader nazarıyla; ve müstakbele, meâsîye teklif noktasında bakmak lâzımdır. Cebir ve İtizal, burada barışırlar." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri)
"Madem Onun rububiyetine razıyız; o rububiyeti noktasında verdiği şeye rıza lâzım. Kazâ ve kaderine itirazı işmam eder bir tarzda ah, of edip şekvâ etmek, bir nevi kaderi tenkittir, rahîmiyetini ittihamdır." (Lem'alar, İkinci Lem'a, Beşinci Nükte)
"Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır." (Lem'alar, İkinci Lem'a, Beşinci Nükte)
"Kader, ilmin bir nev’idir ki, her şeyin mânevî ve mahsus kalıbı hükmünde bir miktar tayin eder." (Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a, Hatime, İkinci Sual)
"Miktar-ı kaderî ve miktar-ı ilmî olmazsa, binler harici ve maddi kalıplar, küçücük bir hayvanın cesedinde istimal edilmek lazım gelir." (Lem'alar, Yirmi Üçüncü Lem'a, Hatime, İkinci Sual)
"Vücud-u haricî gibi, o vücud-u ilmî dahi, hayat-ı umumiyenin mânevî bir cilvesine mazhardır ki, mukadderât-ı hayatiye, o mânidar ve canlı elvâh-ı kaderiyeden alınır." (Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Beşinci Nükte)
"Kader-i İlâhi isyanımız için musibet verir. Ona rızadâde olmak, o günahtan tövbe demektir." (Hutuvât-ı Sitte, Birinci Hatve)
"Kadere iman olmazsa hayat-ı dünyeviye saadeti mahvolur." (Şualar, On Birinci Şuâ, On Birinci Mes'ele)
"Teşekkî, kaderi tenkit; ve teşekkür, kadere teslimdir." (Şualar, On Üçüncü Şuâ)
"Bir hâdisede hem insan eli, hem kader müdahalesi olduğundan, insan, zâhirî sebebe bakıp, bazan haksız hükmedip zulmeder. Kader, o musibetin gizli sebebine baktığı için adalet eder." (Kastamonu Lahikası, 119.Mektup)
"Beşer, zâhirî esbaba bakar; bazan yanlış eder, zulmeder. Fakat kader, başka noktalara bakar, adalet eder." (Kastamonu Lahikası, 169.Mektup)
"Hâdisat, vücuda gelmeden evvel mukadderdir, malûmdur, muayyendir, kader-i İlâhinin mizanıyla geliyor." (Kastamonu Lahikası, 79.Mektup)
"Bütün eşya, bütün ahvâliyle, vücuda gelmeden ve geldikten sonra ve gittikten sonra yazılıdır ve yazılır ve yazılıyor." (Sözler, On Dördüncü Söz)