"Hadisat, vücuda gelmeden evvel mukadderdir, malumdur, muayyendir, kader-i ilahinin mizanıyla geliyor." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Yirmi Sekizinci Mektub'un rüyaya ait birinci risalesinin altıncı nüktesinde rüya-yı sadıka, kader-i İlahinin her şeyi ihata ettiğine bir hüccet-i katıa hükmünde Üstadımız binler tecrübeyle gördüğü gibi, aynen bu vakıa dahi bizlere şuhud derecesinde kati ispat etti ki, hadisat, vücuda gelmeden evvel mukadderdir, malumdur, muayyendir, kader-i İlahinin mizanıyla geliyor diye, bu rükn-ü imaniye bize gayet latif ve kati bir nümune oldu." (Kastamonu Lahikası, 79. Mektup)
Hâdiseler meydana gelmeden önce kader ile takdir edilmiştir. Hiçbir şey takdir edilenin dışına çıkamaz.
Meselâ, bir kayısı ağacının hangi boyda, hangi ende olacağı, ne kadar meyve vereceği, ne zaman solup öleceği kaderinde yazılıdır ve takdir edilmiştir. Bu ağaç kaderin çizdiği sınırların dışına çıkamaz, kaderin takdir ettiği hükmün ötesine taşamaz.
Her şey ilahî kaderin planı, ölçüsü, hesap ve sınırları altındadır ve asla bu sınırları delip geçemezler. Kader, ilahî ilmin bir unvanı olduğu için, herhangi bir hata, unutulma ve ihmal söz konusu değildir. Allah ezelî ilmiyle bütün insanların ne yapacaklarını bilir ve öyle takdir eder. Cüz’î ihtiyarımızla hangi fiili işleyeceksek, Allah onu bilir ve yazar. İhtiyarımızın karışmadığı durumlarda ise, tamamen kaderin hükmü geçerlidir.
Demek her şey kaderin ihatası altında, onun plan ve programı üzerine hareket eder. Bu nokta-i nazardan bakıldığında küçük bir toprak tanesi, basit bir atom, çok latif bir nur parçacığı dahi kaderin bu muazzam ihata ve şümulünden hariç kalamaz; onun takdiri ve mizanı altında hareket eder.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü