"Kimin haddi var ki, risalelerin birisine el uzatsın veyahut bir sahifesine dil uzatsın veyahut bir cümlesini tenkit etsin veyahut bir kelimesine, hattâ bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun?.." Bu ifadeler mübalağalı değil mi?

Soru Detayı

“Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. (…) Onun için bir harfe dokunmayı azim bir günah işliyorum telakki ediyorum.” Barla Lahikası, s. 56 “… Kimin haddi var ki, risalelerin birisine el uzatsın veyahut dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.” Barla Lahikası, s. 194 Üstad Bediüzzaman neden risalelerin bir harfine parmak basmayı büyük bir günah telakki ediyor? Risale-i Nur bu cihetle gereğinden fazla yüceltilmiş olmuyor mu?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Kimin haddi var ki, risalelerin birisine el uzatsın veyahut dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.”(1)

Aktarılan bu ifadeler Risale-i Nur'un Kur’an ve sünnet mihengine vurulduktan sonra ne denli güçlü, sağlam, istikamet üzerine giden bir tefsir olduğunu ifade etmek için sarf edilmişler. Ve bu ifadeler Üstada değil talebelerine aittir. Talebeler de Risale-i Nur'u tetkik ve tahkik ettikten sonraki kanaatlerini belirtiyorlar.

Ayrıca bu tarz ifadeler eserlerin başında bulunan takrizler nevindendir. Takriz övme, övüş, bir eserin başına konulan yetkili bir kimsenin yazdığı, övücü tanıtma yazıları anlamına geliyor. Ve takrizler yapısı gereği biraz coşkulu olur.

Bu talebelere gidip "Risale-i Nur tenkit edilemez bir dogma bir vahiy bir kutsal mıdır?" diye ayrıca sorulsa, onların vereceği cevap "Elbette tenkide açıktır, elbette vahiy ya da dogma değildir." diyeceklerdir.

Üstadımızın ve Risale-i Nur'un mesleğinde; sorgulama, mantık, muhakeme ve hikmet düsturları esastır. Gözü kapalılık, sorgulamama, teslimiyet, mukallitlik ve mutaassıbane haller, bu mesleğin mahiyetine zıttır.

Zira Üstadımızın Münazarat’ta, bu konuyla ilgili değerlendirmesi şöyledir: Kendisinin fikir ve düşüncelerini teslimiyetle kabul etmek isteyenlere, -mealen-

“Bana karşı hüsn-ü zannınızı kabul etmem. Zira bir dessasa da hüsn-ü zan edebilirsiniz. Benim ve diğerlerinin fikirlerinin akıbetine ve sonuçlarına bakınız. Çünkü şüpheli ağaçları ayıran meyveleridir. Çok silik söz var ticarette geziyor. Siz mihenge vurmadan almayınız. Hatta benim sözlerimi dahi, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Sözlerim hayalinizin elinde kalsın, akıl mihengine vurunuz. Altın çıktı ise kalbinizde saklayınız. Aksi halde bedduayı arkasına takınız, bana havale ediniz ve gönderiniz. Belki bende müfsidim bende bozuyor olabilirim.”(2)

Çünkü Üstadımızın hayatı, eserleri ve davası yıllarca muhakeme ve tetkik edilmiş, bilir kişilerce didik didik edilerek raporlar tanzim edilmiştir. Neticede telifatın ve davasının ehil insanlarca sağlamlığı ve mükemmelliği tesbit edilmiştir. Çünkü Üstadımızın mesleği ispatiyecilik ve pozitivizmdir.

Böyle bir dava adamının fikir ve düşüncelerinin; araştırma, inceleme ve sorgulamaya kapalı olduğunu kabul ve iddia etmek, bu mesleğin özelliğine taban tabana zıttır.

Dipnotlar:

(1) bk. Barla Lahikası, 274. Mektup.
(2) bk. Münazarat.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

oğuzhangözüpek

BİR davada Tutarlılık esastır. Aksi takdirde saffetini kaybeden  DAVA hizmeti akamete uğrar . Resûlullah’ın  sav  tutarlılığımı devam ettiren Ebu Bekir ve Ömer  R. A.  Devri İslamın saffetini korumuş, Osman R. A. devri ile tutarsızlık yavaş yavaş başlamış kargaşa ve anarşiye sebep olmuştur. Emevi döneminin  zorbalıklı dönemi İslamın saffet gölgesini paramparça etmiştir. Üstadın bu açık ve net  hali ile Nur hizmetinin saffetini korumuş, Sonradan gelenlerin tutarsızlığı HİZMETİ  parçalamıştır. Muaviye meselesini eleştirmemden  ve Üstadımızın bu tespitine katılmadığımı,, KİM olursa olsun BU YAKLAŞIMIN HATALI  olduğunu tarihten delilleri ile ispat ettiğim halde AYAK TAKIMI  Hitabına mazhar olmuştum. Yine bir diğer tespitim ise her NEFİSİN ölene kadar imtahan tabii olduğu ve hiç kimsenin  bundan gayri olmadığıdır. Üstün Ahlak, üstün zeka  vs sahibi olmak ayrı şeydir, bir meselede yanılmak vaya farklı görüşe ulaşmak ayrı şeydir. Ashabı Kiram saffet koruma konusunda ÖMER, ALİ  ra vs gibi titiz olsalardı hiç FİTNE çıkarmıydı. Günümüzde farklı değil. Niyet de samimiyet ayrı şey Amelde yanlış tercih veya tespit ayrı şey. Risaleleri bu denli  övmeye veya yüceltmeye kalkmak ONU TAĞUT haline getirmenin ilk adımıdır. Sonunda kopkoyu TAASSUP VE FELAKETTİR.... ESSELAMU  ALEYKÜM VE RAHMETULLAHİ. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
turkkamuran

Tevbe etmezsen sonun Felakettir...

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...