"Kimin haddi var ki, risalelerin birisine el uzatsın veyahut bir sahifesine dil uzatsın veyahut bir cümlesini tenkit etsin..." Bu ifadeler mübalağalı değil mi?
Değerli Kardeşimiz;
“Kimin haddi var ki, risalelerin birisine el uzatsın veyahut dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.”(1)
Bu ifadeler Risale-i Nur'un Kur’an ve sünnet mihengine vurulduktan sonra ne denli kuvvetli, sağlam, istikamet üzerine giden bir tefsir olduğunu ifade etmek için sarf edilmişler. Ve bu ifadeler Üstada değil, talebelerine aittir. Talebeler de Risale-i Nur'u tetkik ve tahkik ettikten sonraki kanaatlerini ifade ediyorlar.
Ayrıca bu tarz ifadeler, eserlerin başında bulunan takrizler nev’indendir.
Takriz; o hususta selahiyetli birinin yazdığı ve eserin başına konulan, övücü takdim yazıları manasına geliyor. Takrizler ekseriyetle biraz heyecanlı olur.
Bu talebelere gidip; "Risale-i Nur tenkit edilemez bir eser midir?" diye sorulsa, onların vereceği cevap; "Elbette tenkide açıktır, zira vahiy değildir" diyeceklerdir.
Üstadımızın ve Risale-i Nur'un mesleğinde; sorgulama, mantık, muhakeme ve hikmet düsturları esastır. Gözü kapalılık, sorgulamama, teslimiyet, mukallitlik ve mutaassıbane haller, bu mesleğin mahiyetine zıttır.
Üstad Hazretleri bu hususta şöyle buyurur:
“Bana karşı hüsn-ü zannınızı kabul etmem. Zira bir dessasa da hüsn-ü zan edebilirsiniz. Benim ve diğerlerinin fikirlerinin akıbetine ve sonuçlarına bakınız. Çünkü şüpheli ağaçları ayıran meyveleridir. Çok silik söz var ticarette geziyor. Siz mihenge vurmadan almayınız. Hatta benim sözlerimi dahi, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Sözlerim hayalinizin elinde kalsın, akıl mihengine vurunuz. Altın çıktı ise kalbinizde saklayınız. Aksi halde bedduayı arkasına takınız, bana havale ediniz ve gönderiniz. Belki bende müfsidim bende bozuyor olabilirim.”(2)
Üstadımızın hayatı, eserleri ve davası yıllarca muhakeme ve tetkik edilmiş, ehl-i vukufça didik didik edilerek raporlar tanzim edilmiştir. Neticede telifatın ve davasının ehil insanlarca sağlamlığı ve mükemmelliği tesbit edilmiştir.
“Yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir; teslim değil, imandır; marifet değil, şehadettir, şuhuddur; taklid değil tahkiktir; iltizam değil, iz'andır; tasavvuf değil, hakikattır; dava değil, dava içinde bürhandır.” (Mektubat)
Böyle bir dava adamının fikir ve düşüncelerinin; araştırma, inceleme ve sorgulamaya kapalı olduğunu iddia etmek, bu mesleğin hususiyetleriyle taban tabana zıttır.
Dipnotlar:
(1) bk. Barla Lahikası, 274. Mektup.
(2) bk. Münazarat.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
BİR davada Tutarlılık esastır. Aksi takdirde saffetini kaybeden DAVA hizmeti akamete uğrar . Resûlullah’ın sav tutarlılığımı devam ettiren Ebu Bekir ve Ömer R. A. Devri İslamın saffetini korumuş, Osman R. A. devri ile tutarsızlık yavaş yavaş başlamış kargaşa ve anarşiye sebep olmuştur. Emevi döneminin zorbalıklı dönemi İslamın saffet gölgesini paramparça etmiştir. Üstadın bu açık ve net hali ile Nur hizmetinin saffetini korumuş, Sonradan gelenlerin tutarsızlığı HİZMETİ parçalamıştır. Muaviye meselesini eleştirmemden ve Üstadımızın bu tespitine katılmadığımı,, KİM olursa olsun BU YAKLAŞIMIN HATALI olduğunu tarihten delilleri ile ispat ettiğim halde AYAK TAKIMI Hitabına mazhar olmuştum. Yine bir diğer tespitim ise her NEFİSİN ölene kadar imtahan tabii olduğu ve hiç kimsenin bundan gayri olmadığıdır. Üstün Ahlak, üstün zeka vs sahibi olmak ayrı şeydir, bir meselede yanılmak vaya farklı görüşe ulaşmak ayrı şeydir. Ashabı Kiram saffet koruma konusunda ÖMER, ALİ ra vs gibi titiz olsalardı hiç FİTNE çıkarmıydı. Günümüzde farklı değil. Niyet de samimiyet ayrı şey Amelde yanlış tercih veya tespit ayrı şey. Risaleleri bu denli övmeye veya yüceltmeye kalkmak ONU TAĞUT haline getirmenin ilk adımıdır. Sonunda kopkoyu TAASSUP VE FELAKETTİR.... ESSELAMU ALEYKÜM VE RAHMETULLAHİ.
Tevbe etmezsen sonun Felakettir...